Farkındalık oluşturmak dileğiyle

Her gün sokakta yürürken karşımıza çıkıyorlar. Artık sosyal medyada hayvan severler bas bas bağırıyor; Sokak hayvanlarını görün, onlara bir kap su,bir kap mama verin diye. Kimimiz görmezden geliyoruz, kimimiz ise biraz etkileniyor ama çokta önemsemiyor, hiçbir şey olmamış gibi yolumuza devam ediyoruz. Bu kimilerine göre kişisel tercih meselesi bana göre ise vicdan meselesi…

Sokakta bu kadar fazla can olmasının sorumlusu biziz. Çünkü onları doğalarından koparıp evcilleştirdik, sakinleştirdik yani ev ortamında yaşayabilecek hale getirdik ardından sıkıldık ve onları sokağa bıraktık. Yani doğadan alıp sokağa bıraktık. Bu aslında bir nevi onların ölüm fermanını imzalamaktı. Elbette ki bu hayvanlar doğada da ölüyordu. Yalnızca tek bir farkla ölümler doğal bir döngü içerisinde gerçekleşiyordu. Şimdi özellikle büyük şehirlerde bir çok can ne yazık ki araba çarpması, açlık, usuzluk sonucu ya da insanlar tarafından işkenceye maruz kalarak ölüyor hatta ne yazık ki tecavüze uğruyorlar. Ama sorsanız onlar yemek ya da su bulurlar, kısacası başlarının çaresine bakarlar.

Türkiye’de çok ciddi anlamda hayvan ve “hayvan sever düşmanlığı” var. İnsanlar kendileri hayvan sevmediği gibi hayvan severlere de garip ya da yanlış bir şey yapıyormuş gibi bakıyorlar, küçümsüyorlar. En çokta şunun arkasına sığınıyorlar: “Dışarda bu kadar aç insan varken siz hayvanların derdine düşmüşsünüz”. Ben de bu insanlara şunu sormak isterdim: Hayvan severlerin zor durumdaki insanlara yardım etmediğini nerden biliyorlar ya da madem bu kadar üzülüyorlar neden onlar dışardaki yardıma muhtaç insanlara el uzatmıyorlar. Meyve veren ağaç taşlanır diye boşa dememişler, ne yazık ki insanlarımızın çoğu hayvan severlere boş işlerle uğraşıyor gözüyle bakıyor. Varsın öyle düşünsünler. Her şeye ve herkese rağmen birilerinin sokak hayvanlarına sahip çıkması gerekiyor. Bırakalım onlarda bizim sokağımızda ya da binamızda bizimle yaşasın. Onları sevmiyor olsanız da bu canlarında yaşam hakkı olduğunu unutmayın.

Asıl konuya gelecek olursak en ufak olayda hayvanları barınağa yollamaya çalışmayın. İnanın barınaklar düşündüğünüz gibi değil. Barınağa giden bir hayvanın ilk günü ile 15.günü aynı olmuyor. Barınaklar, belediyelerin sokak hayvanlarını rehabilite edebilmesi amacıyla kurulmuş geçici yerlerdir. Kazalı, hasta, yaralı, hamile, kendine bakamayacak durumda olan yavrular geçici olarak bu rehabilite merkezlerine alınır tedavileri/bakımları tamamladıktan sonra kısırlaştırılır, aşılanır(yalnızca kuduz aşısı) ve alındığı yere bırakılır. Bunun haricinde saldırgan, üretimi/satışı yasaklı ırklar ve hayatını sokakta sürdüremeyecek, özel bakıma muhtaç hayvanlar için kalıcıdır. Peki ülkemizde barınaklar gerçekten geçici yerler mi ?

Ne yazık ki öyle değil. Çoğu insan yasadan habersiz sokağındaki hayvandan rahatsız olup belediyeyi arar şikayet eder. Belediye ekipleri gelir hayvanı bulunduğu bölgeden alıp barınağa tıkar ve o hayvan orada kaderine mahkum edilir. Çünkü belediyelerin oy kaygısı vardır halka yalakalık yapması gerekir.

 

Oysa 5199 sayılı kanun der ki ‘kısırlaştır, aşıla, aldığın yere bırak. Gelelim barınakların içler acısı durumuna:

Bilinenin aksine belediyeler barınakların mama/yemek ihtiyacını karşılamaz. Sayılıdır karşılayanlar. Bunun haricinde hasta olan hayvanlara yeterli tedavi uygulanmaz. Eğer tedavi basit değilse uyutur geçerler. Ki çoğu barınağın veteriner hekimi bile yoktur.

Hayvanlar toplu yaşam alanında aç bir şekilde kaderine terk edilir. Aç olan hayvanın bağışıklık sistemi zayıflar, hastalığa karşı direnci kalmaz. Toplu yaşam alanları da hastalık yuvası olduğu için birinde olan hastalık hepsine yayılır ve bu katliamdan farksızdır. Yani hani siz sokağınıza sığdıramıyorsunuz ya, işte onları ölüme gönderiyorsunuz.

Lütfen sokağınızdaki hayvanları belediyeye şikayet etmeden önce bir kez bulunduğunuz şehirdeki barınağı ziyaret edin. Ondan sonra hala vicdanınız rahatsa diyecek söz bulamıyorum.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir