Son Haberler

Geldik Afrin’in barışına

Türkiye’nin 20 Ocak 2018’de PKK işgalindeki Afrin’e başlattığı “Zeytin Dalı Hareketi” ile birlikte pek çok çevre birden bire “savaşa hayır hemen şimdi barış” diye bir nakarata başladı. Bu çevreleri ve Türkiye sınırlarında olup bitenleri yeterince tanımayan, takip etmeyen birileri zanneder ki 20 Ocaktan önce Türkiye çevresinde barış hâkimdi ve Türkiye başlattığı bu hareketle barışı ortadan kaldırmış oldu.

Afrin neredeyse dört bir yanı Türkiye tarafından çevrilmiş Halep’e bağlı 360 köyü olan bir ilçedir. İlçenin etnik yapısı da dikkat çekicidir, % 50 Arap, % 40 Kürt ve % 10 kadarı da Türkmenlerden oluşmaktadır. İlçedeki nüfus sayısı hakkında ki sayılar da oldukça farklıdır. PKK’nın Afrin’i işgalinden önce ve sonra buradan Türkiye’ye göç edenler olduğu gibi Azez ve Cerablus’un IŞİD tarafından işgali esnasında da buraya göç edenler oldu. Afrin’in nüfusu bu yüzden sürekli değişmektedir. Bu da savaşın doğal bir sonucu olmalıdır.

PKK’lıların iddiasına göre “Türkiye Afrin’i işgal etmeye ve Kürtlerin kazanımlarını engellemeye çalışmaktadır.” Zaten PKK’lılar Suriye’nin kuzeyine baştanbaşa “batı Kürdistan” demektedirler. Oysa Tarih ve Kuzey Suriye’nin nüfus yapısı bu iddiayı gülünç duruma düşürmektedir. Osmanlının son yıllarında yüz yıl öncesinde Kuzey Suriye’yi baştan sona kadar “batı Kürdistan” diye gösteren bir harita var mıdır? Yoktur. Demek ki PKK’lıların tezi tarihi bir mesnede dayanmaz, bir isteği göstermektedir. Oysa bu işler istemekle olmuyor.

Kürtler PKK jargonundan önce bu bölgeyi Hattın (Sınırın) Altı anlamına gelen “Bin Xete” diye adlandırmıştı. Burada Suriye hükümetleri sonradan nüfus göçürmeleri, iskanları yaptı. Ancak öncesinde burada Arap ya da Türk nüfus olmadığı anlamına gelmez. Bu nüfus göçürme işleri daha çok Antakya’nın Türkiye’ye katılması olayından sonra başladı ve hızlandı. Bunun hedefi de daha çok oradaki Türklerdi.

Suriye’de iç savaş başladıktan sonra doğuda Haseki, ortada Aynel Arap batı da ise Afrin’i Esat hükümeti PKK’lılara bırakıp çekilmişti. Çekildiği yerlerdeki memurların maaşını bile Esat Hükümeti ödemeye devam etti. Ta ki IŞİD bahanesiyle büyük şeytan ABD’nin buraya el atmasına kadar. Çünkü PKK’nın Suriye koluna PYD’yi ABD başkanı ABD “bizim oradaki kara gücümüz, müttefikimiz” demişti. Böylece PKK’lılar Irak’tan sonra Suriye’de de “ABD’nin lejyonları” durumuna gelmişti. ABD ile birlikte Koalisyon gurubu denilen 70 ülkenin hava yardımı lojistik desteği ABD ve AB üyelerinden katılan gönüllülerin fiili yardımları ile IŞİD’e karşı mücadele etmek bahanesiyle PKK kuzey Suriye’deki işgalini genişletmeye başladı.

Özellikle Telabyad’ın işgali bu konuda hem PKK için hem de Türkiye için bir dönüm noktası oldu. Çünkü orada Kürt nüfus yoktu. O halde Kürt nüfusun olmadığı Telabyad’ı ABD yardımı ile işgal etmelerinin başka ve gizli bir anlamı olmalıydı. Neden sonra buna, “Kürt Koridoru, Kuzey Irak’tan Akdeniz’e uzanacak Petrol koridoru” gibi isimler verildi. PKK’lılar ise işgallerini, Batı Kürdistan Devrimi, Kürtlerin Kazanımı” diye adlandırdı. PKK yardımı ve himayesi ile varlığını sürdürmeye çalışan marjinal Türk solu da aynı jargonu kullanmaya devam etti.

İnsaf ve vicdan sahibi hangi insan hiç Kürt nüfusun olmadığı Telabyad’ın ya da nüfusun ancak % 40’nı Kürtlerin oluşturduğu Afrin’in işgaline meşru gözle bakabilir? Üstelik başta Resulayn’da IŞİD’e karşı mücadele esnasında Türkiye, Irak’tan gelen Peşmergenin buraya gitmesine izin verdiği gibi özgür Suriye Ordusundan bazı birliklerin de yine oraya giderek IŞİD’e karşı yapılan savaşa katılmalarını sağlamıştı.Yine hatırlanmalıdır ki Resulayn’da IŞİD’e karşı yapılan mücadele de yaralanan 700 PYD/PKK’lının Urfa’daki hastanelerde tedavi edildiklerini dönemin Urfa valisi İzzettin Küçük övünerek açıklamıştı.

Ancak Arap Telabyad’ın işgali Türk makamlarının uyanmasına, olayın bir IŞİD mücadelesi olmadığı gerçeğini tespit etmelerine yol açtı. Üstelik başta Antakya’daki Amanos dağlarına Afrinden gelen PKK’lı teröristlerin saldırıları devam etti.

Türkiye’nin bir tepkisi kaçınılmazdı. Bu tepkiyi ise “Kürtlerin kazanımlarına itiraz” diye isimlendirmek kötü niyetli bir propagandanın eseriydi. Kürtlerin Irak’ta bir kazanım sahibi olmalarına Türkiye 1991’den beri fiilen destek olmuştu. Bu yüzden Türkiye’nin tepkisini “Kürtlerin kazanımlarına itiraz” diye adlandırmak düzeysiz bir yalancılık örneğidir. Türkiye gerçekten Kürtlere düşmanlık ediyorsa, onlara karşı savaşıyorsa neden Suriyeli mültecilerin arasında beş yüz binden fazla Kürt mültecisi olsun? Suriyeli Kürtler kendilerine düşman olan Türkiye’ye neden sığınmış olsunlar?

Hamile eşinin yanında Pazar yerine Diyarbakır’da Türk askerinin katledilmesini barışa engel saymayanların bugün Zeytin Dalı harekatına barış için itiraz etmeleri gülünçtür. Rusya’nın İran’ın ABD’nin ve PKK’nın Suriye şehirlerini köylerini yakıp yıkarak işgal etmelerine itiraz etmeyenlerin barış adına Türkiye’nin Afrin’i kurtarma çabasına itiraz etmeleri bir ABD ve PKK propagandasıdır.

 

İlginizi Çekebilir

Asırlardır Tutulan Yas; Kerbela -9-

Beni Esedi’lerden onlarca süvarinin şehit olduğu kanlı gün geride kalmış, gecenin sessizliği etrafı sarınca susuzluktan ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir