Son Haberler

Gençlik ve Din

Son günlerde yapılan tartışmaların başında gençliğin deizme kaydığı noktasında fikir ileri süren yazarlar oldu. Konuştuğu birkaç gencin beyanlarını genelleyerek gençlerin çoğunun bu fikir yönünde hareket ettiği kanaatini öne sürdüler. Bazı yazarlar buna direk karşı çıkarken, bazı yazarlar ise seviyeli yaklaşımlarda bulundu. Bir kısmı ise deizm tehlikesini öne sürerken, yüzyıllardır paramparça olmuş, mezhepler yetmemiş tarikatlara, tarikatlar yetmemiş cemaatlere, bunların alt kollarına kadar bölünmüş olan rivayetler kültürünü dinin tek kaynağı olan Kuran’la özdeş sayarak oluşturdukları geleneksel İslam’ı kendi meşrebini kurtarmak adına korumaya aldılar. Yetmedi, deizmle beraber Kuran Müslümanlığını (Başka ne Müslümanlığı olacak ki onu da anlamıyorum, mecburen anlatmak adına böyle yazmak zorunda kalıyorum) da aynı yere oturtmaya çalıştılar. Aynı yerde yoğurmaya çalıştılar. Hal böyle olunca insanın aklına bu deizm işini de bu cemaatçi, tarikatçı takımının ortaya çıkarabileceği de gelmiyor değil.

Deizm nedir diye baktığımızda; Bir tanrı inancının var olduğunu görüyoruz. Ancak bu nasıl bir yaratıcı ise her şeyi yaratmış ama yarattıktan sonra hiçbir şeye karışmıyor. Evrende ve dünyada her iş öyle kendi bildiğince gidiyor. Tanrı da bunu seyrediyor. Bir peygamber inancı yok. Kitaplara iman yok.

Ateizmden farkı ateistlerde hiç tanrı inancı yok. Deistlerde ise bir tek tanrı inancı var. Hani insan diyesi geliyor, hiç olmazsa bunlar tanrıya inanıyor diye.

Bizim kimsenin inancına bir şey diyeceğimiz yok. İsteyen istediği gibi inanır. Bir gün hayat bitecek ve herkes kendi hesabını kendisi verecek. İslam inancını incelediğimizde de zaten bunu görüyoruz. Peygamberler dahi kimseye bir inancı kabul ettirmeye yetkili değiller. Görevleri sadece tebliğ, tebliği alan bunu kabul eder ve buna kalbi yumuşar ise Allah onun yolunu açıyor ve kişi İslam ile şerefleniyor. İnanmayanları ise Kuran kafir  (inkar eden) olarak tanımlıyor. Bunlarında bu dünyada kendi isteklerince Müslümanların haklarına tecavüz etmeden yaşama haklarını Allah kullarına veriyor. Kişi dünyayı isterse ona bu dünyayı veriyor. Ahret hayatını kabul etmeyip ret edenlere kitabı Kuran’a göre yaşamak istemeyenlere ahret hayatında ceza vereceğini söylüyor. Bu tamamen kişinin inanıp inanmaması ile ilgili bir durum.

Adı İslam olan ülkelerin durumlarını incelediğimizde, halklarının yaşam biçimlerini yakından tahlil ettiğimizde, sosyal ve kültürel bağlara baktığımızda yüz yıllardan beri gelen geleneksel bir yaşam biçiminin İslam olarak yaşana geldiğini ve bunu zaman içersinde erozyona uğrayarak ve başka kültürlerden etkilenerek değişime uğradığını gözlemliyoruz. Özellikle İslam toplumlarına Kapitalizmin tamamen hâkim olması ile beraber ticari faaliyetlerin gelişmesi ve teknolojinin yaygınlaşması Müslümanları daha bir ferdiyetçi yapmış. Sosyal olmaktan çıkararak, geçici dünya zevklerinin ön plana çıktığı, kişiler arasındaki ilişkilerin samimiyetten öte sahte dostluklarla oluştuğu, Hak ve hukukun yerini paranın üstünlüğü aldığı bir döneme evirilmiş.

Tabii bu durum yeni yetişen gençlerimizi de son derece etkiliyor. Onlar, bulundukları toplumun adı  İslam olsa bile kendisini, çevresinin tamamen İslam kültüründen uzak, kapitalist batı kültürünün hakim olduğu ve nefsine hoş gelen cezp edici argümanların  karşısına çıktığı bir ortamda buluyor.

Bu gençliğe, geleneksel İslam’ın rivayet kültürünü ön planda tutan, İslam ile hiç alakası olmayan hurafeleri, safsataları, uydurulmuş hikâyeleri, bilime dayanmayan yorumları İslam olarak anlatırsanız bu gençlik size “kusura bakmayın“ der.

 

Hem İslam’ın en mükemmel din olduğunu, barış ve esenlik dini olduğunu, Hak ve adalet dini olduğunu, insanların önünü bilime ve ilme açtığını, insanın her problemine çare olduğunu söyleyeceksiniz,  sonrada bir sürü safsatayı önlerine din diye koyacaksınız. Bilmen ne kadar şunu söylersen şu kadar sevap alırsın, şu yazılanları tekrarlarsan şu işin mutlaka olur, bu okunmuş çörek otlarını yut sınavda başarılı olursun. Bilmem ne takarsan direk cennete gidersin. Şunu giymezsen Müslüman olamazsın vb. diyeceksiniz.

Şimdi gençlik araştırmacı, öyle her söylenene inanmıyor. Hepimizden daha çok bilinçliler. Hatta bir çoğu şu anda kendine Müslüman’ım deyip gençlerin durumunu eleştiren cemaat ehlinden daha çok Kuran ile haşır haşır neşir olmuş. Başından sonuna kadar okuyanları, konu geldikçe ayetleri bulup inceleyenleri oldukça fazla. Araştırmadan, kafa yormadan, düşünmeden, akıl etmeden hiçbir şeye inanmıyorlar. Allah’ta Kuran’ında aynen böyle söylemiyor mu? Akıl eden, düşünen, araştıran, sorgulayan Müslüman istemiyor mu?

Kim ne derse desin, ben gençlikten, geleceğimizden umutluyum. Hatta bazıları şu anda kendilerini Ateist olarak görse de, deist olarak görse de yine umutluyum. Onların büyük bir çoğunluğunun sorgulama neticesinde doğruyu bulacağına, Kuran’ın hak kitap olduğuna inanıp gerçek bir Müslüman olacaklarına inancım var. Onlar için dua ediyorum.

İçlerinden Kuran-ı araştırıp okuyup düşünerek ve akıl ederek Müslüman olanlarında zaman içinde sayılarının hızla çoğalacağını ve kendi aralarında İslam’ın tek kaynağı olan KURAN’ı bilerek fikir alışverişinde bulunacaklarını ve hali hazırda bunu yapanların olduğunu görüyorum.

Kendilerini bu konuda otorite kabul edip din adına ahkam kesen, fetva üstüne fetva veren, şu  şöyle sümme haşa olmaz, bu nu böyle yapmazsan bilmem ne olursun diyenlere bir çift sözüm var.

Lütfen gölge etmeyin başka ihsan istemez.

Allah’ın dininin kimseye ihtiyacı yok. Allah nurunu tamamlamış. Bize din olarak İslam’ı seçmiş ve son peygamber ile KURAN yollamış. Bunda şek ve şüphe yok. Allah kullarına anlayamayacağı kitap göndermez. Allah kullarını hepimizden iyi bilir ve tanır. Onların kalplerinden geçeni bilir. Ve herkes Kuran’ı okuduğu zaman Allah’ın Kuran ile ondan ne istediğini anlayabilir.

Gençlere tabii ki nasihat edelim, ancak onlara diyelim ki “En doğrusunu Allah bilir ve bunu bize KURAN ile bildirir. Benim bu konuda fikrim budur ancak eksiğim ve noksanım olabilir. Sen de Kuranı oku ve oradan benim söylediğimin doğruluğunu gör ki, Allah’ın istediği gibi hareket ettiğine kalbin razı olsun.”

Bu konuya daha sonra da devam edelim inşallah…

Selam, sevgi ve dua ile…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Hz. İbrahim radikal mı idi?

Hz. İbrahim’in, babasının ve atalarının yolunu taklid etmeyip ‘Göklerin ve yerin melekütunun’ arayışına girişmesi konusunu ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir