Herkese lazım olan şey

 İnsanoğlu yeryüzüne ayak bastığından beri toplu halde yaşıyor. Toplu yaşamanın en temel gereksinimi de, toplumda var olan herkes için bağlayıcı olması gereken kuralların varlığı yani hukuk olsa gerek. Bir arada barış içinde yaşayabilmenin biricik yolu bireyler ve topluluklar arası ilişkileri bir takım esaslara / kuralara bağlamaktan yani bir haklar ve ödevler düzeni kurmaktan geçiyor. Bu düzenin adı da kısaca hukuktur.

Yeryüzünün bütün dillerinde hukuk demek hak demektir / haklar demektir. Bu noktada unutulmaması gereken husus, yasanın başka bir şey, hukukun da başka bir şey olduğu hususudur. İdeal olan, istenen / arzu edilen durum, yasaların her zaman ve zeminde hukuka uygun olmasıdır. Ne ki yasalar her zaman ve zeminde hukuka uygun tecelli etmedi / etmiyor.

Hukuk her şeyden önce hak ile / haklar ile ilgilidir. Hakların bir esasa / bir güvenceye alındığı sistematiğin adıdır. Hukuku belirleyen haktır / haklardır. Hukukun varlık sebebi de keza haktır / haklardır. İnsanlar sosyolojik / psikolojik / etnolojik olarak farklı olsalar da, kültürel olarak aralarında derin farklılıklar bulunsa da, fiziki olarak farklı coğrafyalarda yaşıyor olsalar da, haklar söz konusu olduğunda ortaklaşıyorlar, temel haklarda buluşuyorlar / birleşiyorlar. Çünkü haklar ırktan / cinsiyetten / tabiiyetten / ten renginden azade bir husustur.

Bütün insanların ortaklaştıkları / birleştikleri / buluştukları haklar, esasen doğuştan, doğal hukuk yoluyla elde edilen haklardır. İnsan olarak yeryüzüne ayak basmakla elde edilen haklar doğal hukuk kavramını oluşturur. Haklar yani hukuk esasen ahlakın üzerine oturur. Hakların / hukukun temeli / özü ahlaktır. Ahlakın ilkeleri / değerleri zaman ve mekân üstüdür / evrenseldir. Ahlakın evrenselliğinden hukukun evrenselliğine giden bir yol / bir koridor vardır.

Yasalar kimi zaman hakları bir esasa bağlayabilir / güvenceye alabilir, ama kimi zamanda şu ya da bu sebeple haklara ilişkin yasaklamalar getirebilir, hatta ihlal edebilir. Yasaklar eğer hakların korunmasını esas alıyorsa o takdirde hukuk sistemi / hukuk kavramı içinde kendine bir yer bulabilir. Bilindiği gibi hakların ihlal edilmesi / çiğnenmesi ceza kavramını doğurur.

Yasalar hakları korumaktan ziyade bireyi belli bir otoriteye / belli bir hiyerarşiye / belli bir sistematiğe tabi olmaya / boyun eğmeye zorluyorsa, o takdirde hukuk ile bir ilgisinin / bir ilişkisinin olduğundan söz edilemez. Yasaların düzenleme yaparken, dayanacağı / esas alacağı şey haktır / hak olmalıdır.

Ne ki yasalar çoğu kez hakları korumaktan ziyade kurulu düzenleri (müesses nizam) korumayı esas alır. Bununla da yetinmez kimi toplumsal kesimlere / katmanlara imtiyazlar tanıyarak / güç bahşederek haksızlığa / hukuksuzluğa, hak ve hukuk ihlallerine yol açabilir / zemin hazırlayabilir. Çünkü imtiyazlar doğuştan gelen haklar değildir. Keza güç de doğuştan elde edilen bir şey değildir.

Yeryüzünde akıl sahibi biricik varlık insandır. Yani tercihte bulunabilen, seçebilme hürriyetine sahip olan tek varlık insanoğludur. Hakları elinden alınan insan kendi, tabiatına / fıtratına yabancılaşır, onurunu kaybeder, netice itibariyle insanlıktan çıkar. Hukuk bu anlamıyla insanın, insan olarak kalabilmesinin güvencesidir.

İnsanı akıl sahibi olarak yaratan, ona seçebilme ve tercihte bulunabilme özgürlüğü tanıyan güç tarafından bağışlanan / bahşedilen hakları, hangi sebep ve saikle olursa olsun tanımamak,  esasen bir tür tanrılık iddiasıdır. Unutulmamalıdır ki, devletler / toplumlar, hukuka saygılı oldukları / bağlı kaldıkları oranda meşruiyet kazanırlar. Aksi durumda meşruiyeti tartışmalı hale gelir.

İlginizi Çekebilir

Hoşamedi ey liberalizm

İranlı şarkıcı Muhsin Namjoo’nun İstanbul’da açık hava tiyatrosunda 6 Ağustos 2018’de verdiği konser İran’da başlayan ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir