Hoşamedi ey liberalizm

İranlı şarkıcı Muhsin Namjoo’nun İstanbul’da açık hava tiyatrosunda 6 Ağustos 2018’de verdiği konser İran’da başlayan sokak gösterilerinden daha çok haber olmayı başardı. Değerli Türk basını Muhsin adını birde Mohsen diye bozarak haber yaptı. Muhsin Namjoo, İran’da idam cezasına çarptırıldığı için İran’a gidemeyen birisidir.

İran’da kırk senedir süren rejim de denetim, açıklık, yoktur. Bütün yetkileri elinde toplayan Hamaney 30 yıl önce ve ömür boyu göstermelik bir seçimle iktidar oldu. Yetkileri sınırsız. Yargı,  ordu dış politika gibi konular, temel kurumlar ona bağlı. Gerekli görmesi halinde seçilmiş cumhurbaşkanını bile görevden alma yetkisi var. Cumhurbaşkanı Ruhani “ekonominin % 60’ı benim yönetimimde değil” diyerek çaresizliğini ilan etmişti. Şimdi bu cumhurbaşkanı yetkisinde, denetiminde olmayan ekonomiyi düzeltmekle görevli sayılıyor. Geri kalan % 60’ı elinde tutan Hamaney ise sorumsuz, yargılanamaz, hesap sorulamaz durumadır. Görevi ise ömür boyudur. Azrailin hadi gel deme gününe kadar devam edecektir.

İran’da ekonomi ne durumadır? Tek kelimeyle facia haberleri tekrarlanıyor. Ağustos başında bir ABD doları: 110 bin İran Riyali, 1 Euro ise 120 bin riyaldir. Sabit kur uygulaması yapan İran hükümeti sokak gösterilerinin Ağustos’ta yeniden başlaması üzerine serbest kur uygulaması başlattı. Bunun anlamı yeniden “hoşamedi ey liberalizm, biz ettik bari sen etme” demektir.

İran’da en çok şikayet konusu yolsuzluktur, rüşvettir, işsizliktir, fakirliktir. Ağustos ayı başında İran Merkez Bankası döviz işlerinden sorumlu yardımcısı Ahmet Irakçi, 30 milyar dolarlık bir yolsuzluktan avanesiyle birlikte tutuklandı (6 Ağustos 2018 tarihli gazeteler) İran’da asıl şikayet konusu hak ve özgürlüklerin olmayışıdır. Orada her çeşit hak isteği, hainlik ajanlık olarak adlandırılıp kınanmaktadır.

Hatırlanmalıdır ki İran petrol ve doğalgaz zengini bir ülkedir. Ama bu zenginlik içinde sefalet egemendir. İran yönetimi halka daima sabır ve itaat tavsiye etmiştir. Yönetime yakın olmayı becerenler bu dünyada cennet hayatını lüksünü yaşarken, yönetime uzak olanlar daima sabır telkinleriyle, bu fani dünyanın nimetlerinin işe yaramazlığı, insanı azdırdığı asıl cennetin öbür tarafta olduğu vaazlarıyla uysallaştırılmaya yönetimin her kararını “rızayı ilahi” için sineye çekmeye yönlendirildi.

İran’a karşı uygulanan ambargonun petrol ve doğalgaz ile ilgili kısmı ise Kasım ayında başlayacaktır. İran ekonomisini asıl sarsma ihtimali olan bu ikinci kısımdır. Petrol ve doğalgaz zengini İran’ın dışarıya bunları satamaması içeride her türlü kıtlığı tetikleyebilir. Rejimin baskısı altında bunalmış olan kitlelerin birde bu ambargonun yol açtığı yokluklara karşı ne kadar dayanabileceğini kestirmek zordur.

Yönetimin Pers yayılmacılığını diriltme çabası büyük can kayıplarına ve masraflara yol açtı. Yemen, Irak ve Suriye gibi ülkelerden hemen her gün İran’a cenazeler taşınmaktadır. Buna bir de mali kayıpların eklenmesi halinde halkın tahammülünün yıkılması kuvvetle muhtemeldir. Aralık 2017’de ki gösterilerde “Irak-ı Suriye’yi Yemen’i bırak İran’a bak” gibi dövizler taşıyan göstericiler İran’ın yayılmacı siyasetine tepki göstermişlerdi.

AB adına yapılan açıklamalarda her ne kadar İran ile ticaretin devam edeceği duyurulsa da Fransız Total, Peugeot, Renault, Citroen, CMA CGN ile Alman Siemens, Mercedes şirketleri İran piyasasından çekildiklerini ilan ettiler. Ancak ABD’nin ambargoda ısrar etmesi halinde AB’nin İran’ı korumak için kendi karlarını tehlikeye atması da muhtemel değildir.

Buna karşılık Türkiye’ye karşı yönelmiş olan ABD saldırıları ile birlikte Türkiye’nin de İran ile birlikte hareket etmesi istekleri yeniden sağda solda duyulmaya başlanmıştır. Hatırlanmalıdır ki aynı İran’ın nükleer enerji üretme çabalarına karşı ABD’nin gösterdiği tepkilere karşı Türkiye, BM’de 2010’da İran’ın yanında saf tutmuştur. Bugün İran’ın ekonomik zenginliklerine karşı iştahları kabaran AB üyeleri bile İran’ın yanında değildi. Buna karşılık o badireyi atlatan İran ise Türkiye’ye karşı asla iyi bir komşu, Müslüman bir komşu gibi davranmamıştır. Başta Irak ve Suriye olmak üzere hemen her yerde Türkiye’nin karşısında ve ona bir hasım gibi davranmıştır. İşgalinde tuttuğu Irak ve Suriye’de PKK’nın varlığına razı olduğu gibi İran topraklarında da Türkiye’ye karşı faaliyetlerini hiçbir zaman tümüyle engellememiştir.

Türkiye’nin eskiden beri sürdürdüğü bu iyi komşuluk çabalarının karşılığı ise düşmanlık olarak geri dönmüştür. Türkiye’nin ABD’nin safında İran’a karşı mevzilenmesi nasıl insanlık dışı olursa ABD’ye karşı İran’ın yanında saf tutması da akıl dışıdır, körlüktür. Olup bitenleri anlamamaktır. Belki de doğru olan Türkiye’nin bu kavgada taraf olmamasıdır. Ancak İran ile komşu olan pek çok alanda İran ile ticareti olan Türkiye’nin bir ABD-İran çatışmasında nasıl tarafsız kalabileceği de önemli bir sorundur. Geçmişte İran’a karşı en şiddetli ambargoların uygulandığı 1985’lerde İran’ın el altından ABD’den silah aldığı da hesaba katılırsa İran-ABD çatışması için erkenden heyecanlanmak doğru değildir. İran’ın dört Arap ülkesini işgal edip viraneye çevirmesinin önünü açan ABD’nin kolayca İran’ı buralardan çıkaracağını kendi sınırları içinde hapsederek ambargosunu devam ettireceğini beklemek de gerçekçi değildir.

İlginizi Çekebilir

Alo Zabıta çağırsak her şeye bakar mı?

Son zamanlarda gerek sosyal medyada gerek yazılı ve görsel basında dile getirilen ‘Arayın zabıtayı gelsin’ ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir