Anasayfa / Yazarlar / İki Türkiye

İki Türkiye

İnönülü yıllarda, verili rejimin hedeflediği Avrupalı olma idealinin aksine, Sovyet bloğuna yanaşmak için oldukça iştahlı görünüyordu. Ne var ki, ortaya çıkan yeni gelişmeler, İnönü’yü zorunlu bir yol ayrımına getirmişti. Devletin bütçesi boşalmış, dünyada, savaşların ortaya çıkardığı ekonomik ve siyasi krizler, Avrupa’ya dolayısıyla Amerika’ya yanaşmak zorunda bırakmıştı, İnönü’yü.

Osmanlı Devleti’nin yerine kurulan Türkiye’ye, NATO’nun, yani Amerika’nın kontrolünde, emperyalistlerin, yaptıkları asırlık planlarını gerçekleştirmek için, Batılı güçlerin güdümünde kalması gereken bir ülke olarak, rol biçilmiş yahut o günkü siyasi aktörlerin gönüllüğü üzerinden, hiç riske girmeden planlarının ikinci aşamasını uygulamışlardır. Bu kölelik dönemi, neredeyse bir asır sürdü. Sindirilmiş Anadolu insanı, tek parti dikta döneminin korkularıyla, beklenen siyasi reflekslerini açık etmek için on yıllar beklemesi gerekiyordu. Daha yakın zamana kadar, medyası, politikacısı, iş dünyası, sendikaları, batı beslemesi sivil ve askeri bürokratıyla, Anadolu insanının ensesine çökmüşlerdi.

70’li yıllardan itibaren, ilk mücadeleyi başlatan Milli Görüş hareketi, uyanışın tohumlarını attı. Aynı çevreler, şeytani bir akılla Milli Görüş hareketini durdurmak istemişti. Ancak hesapları tutmadı, sadece hareketi biraz yavaşlatmış oldular.

Milli Görüş Hareketi’nin tecrübe birikimi, Türk siyasal hayatına yeni bir lider kazandırdı. Bu noktaya kadar değişik yenilgilerle ciddi tecrübeler kazanan Anadolu insanı, artık kendi kaderine el koyacaktı. Yeter ki, onun iradesine sahip çıkacak bir lider olsundu. İşte bu lider, Milli Görüş mücadelesinin sonunda ortaya çıkan ve Anadolu insanının marifetiyle her şeyin üstesinden geleceği inancını, sosyolojik bir dinamizme dönüştüren Erdoğan olacaktı. Yıllardan beri kuşatılan İslam dünyasının sömürü çemberini kırmanın yolu bundan başkası olamazdı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın karizmatik liderliği, uyanan Anadolu insanının desteği ile birleşince, tarihsel misyonu yeniden yüklenmede müthiş bir güç ortaya çıktı. Dün ve bu gün, coğrafyamızda meydana gelen olaylar, emperyalistlerin bu gücün karşısında duydukları telaşlarının bir sonucudur. Emperyalistler; Türkiye’de yaşanan bu gelişmelerin; Türkiye’nin, artık Türkiye’den yönetilmeye başlandığı gerçeğini çok iyi görüyorlardı. Bunula birlikte; hala içimizdeki uzantılarından tam ümitlerini kesmedikleri anlaşılıyor. Amerikan elçiliğinde yaşanan son olayların en kestirme tefsiri bu olsa gerek. Onların istediği Türkiye, bu değildi.

İşte, emperyalistlerin içerde, uyku halindeki uzantıları ve hücreleri nedeniyle, AK Parti siyasi hayatımıza girdiği ilk zamanlarda, başta meşruiyet sorunu olmak üzere, daha birçok nedenden ötürü, AB’ye tam üyelik için özgüvenli ve kararlı adımlara rağmen, AB’den, beklediği ve hak ettiği karşılığı görmemesi üzerine, kendisini özneleştirmek zorunluluğunu açıkça görmüştür.

Bütün bunların sonunda; emperyalistlerin türlü oyunlarına rağmen, tarihten tevarüs ettiği oyun kuruculuğu misyonunun tek çıkar yolu olduğunun farkına varmıştır. Daha da önemlisi, bu misyonu, Anadolu insanı, varoluşsal bir zorunluluk olarak kabullenmiştir.

“Soğuk Savaş yıllarından kalan tüm tortuların silinmesi, Türkiye’nin, Türkiye’den yönetilmesi kararlılığının yerleşik hale gelmesi, tüm devlet kurumlarının yerli ve milli karakterle, ele avuca sığmayan dinamizmiyle geleceğine sahip çıkması” hakikati ortaya çıkartıyordu.

Böyle bir Türkiye, istenir mi?

Oysa ‘Nerdeyse bütün misyonları ve hücreleriyle darbenin içindeydiler ama bunu gizlemeye gerek bile duymadılar.’

İkincisi ise; on yıllardır sürekli kafasına vurulan, fakat sesini çıkartamayan bir ülke. Böyle alıştırmışlardı. Askeri ve siyasi aktörler, bu kafayla yetiştiriliyorlardı. Tüm darbelerin arkasında oldukları için, kimse, niçin böyle diye sormaya bile çekiniyorlardı.

“Önceki darbelerin hiçbiri “dost ülke” Türkiye tarafından sorgulanmamıştı. NATO’ya ve CENTO’ya bağlılık yemini ederek işe kalkışan darbeciler, Başbakan asmışlardı, ses çıkarmadılar. 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat’ın arkasındakileri” bilmeyen var m?

15 Temmuz da öyle.

Hangi Türkiye?

İlginizi Çekebilir

Bana felsefe yapma

Felsefenin / felsefi düşüncenin şehrin bağrından çıktığını, yani şehirli olduğunu / şehrin çocuğu olduğunu söylemekte ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir