İkinci ‘Cumhuriyet’e hoş geldiniz

Resmi törenlerde “Cumhuriyetin Türk halkının karakterine en uygun yönetim şekli olduğundan ulu önderin bu yönetimi iç ve dış düşmanlara karşı mücadele ederek kurduğu” sıkça tekrarlanır. Elbette bilgi dağarcığını ısrarla bu törenlerdeki duyduklarına ayarlamış olanlarda bu cümleleri her duyduklarında heyecanlanırlar hatta bazıları göz yaşlarına bile hakim olamazlar. Acaba gerçek durum da böyle midir diye yakından bakıldığında bambaşka bir durumla karşılaşılır.

Birinci Dünya Savaşı’nı İttifak Devletleri adıyla yapan ve savaşı kaybeden ülkelerin tamamında yönetim sistemi değişmiştir. Almanya, Avusturya, Macaristan, Bulgaristan’da krallıkların yerini cumhuriyet idareleri almıştır. Bu yönetim değişikliklerinde savaşı kazanan itilaf devletleri bu arada İngiltere’nin etkisi olmadığını iddia etmek hiç inandırıcı olmaz. İttifak devletlerinin dördünde yönetim değişikliğinde İngiltere’nin payı olsa bile Osmanlı Devleti’nin padişahlığının ortadan kaldırılarak yerine cumhuriyet idaresinin kurulmasında İngiltere’nin hiç ama hiç payı yoktur demek de inandırıcı olmadığı gibi eğlenceli olur.

Türkiye’de kurulan Cumhuriyet idaresi nasıl bir yönetim olmuştur? 1930’da bir muvazaa partisi olarak kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası başkanı Ali Fethi Okyar’ın anılara göre cumhuriyet idaresi için M. Kemal Paşa’nın görüşü:

“Bugünkü manzaramız aşağı yukarı bir diktatörlük manzarasıdır. Vakıa bir meclis vardır fakat dahilde ve hariçte bize diktatör nazarıyla bakıyorlar…Halbuki ben cumhuriyeti şahsi menfaatim için yapmadım. Hepimiz faniyiz. Ben öldükten sonra arkamda kalacak müessese bir istibdat müessesesidir. Ben ise millete miras olarak istibdat müessesesi bırakmak ve tarihe o surette geçmek istemiyorum.” (Serbest Cumhuriyet Fırkası Nasıl Doğdu, Nasıl Feshedildi? Yay. Neriman Kırdar, İstanbul 1987, s.14)

Günümüzde Kemalist çevreler Kemal Paşa’nın dönemine toz kondurmaz, o dönemin eleştirisini “vatan hainliği” olarak gören bir reflekse sahip olsalar bile Serbest Cumhuriyet Fırkasının kurulmasından önce Türkiye’nin idari yapısı ve manzarası hakkında Kemal Paşa’nın görüşleri tespitleri bu cümlelerde özetlenmiştir.

Buna karşılık 1 Aralık 1950’de çıkardığı Orkun Dergisi’nde (Sayı 9) Nihal Atsız Kurucular Meclisi başlıklı yazısında; “Türkiye Cumhuriyeti 1950 Mayıs’ında kurulmuştur. Ondan önceki 1923-1950 çağı gayri meşru ve müstebit bir diktatörlük zamanıdır. Diktatörlüğü yapan Halk Partisi, bilhassa onun genleridir.” Görüşünü açıklamıştır. Atsız elbette cumhuriyet idaresini benimsemiş ama onun 1950’de kurulduğunu önceki zamanın ise istibdat, diktatörlük zamanı olduğunu iddia ederek Ali Fethi Okyar’ın anılarına yakın bir görüşü savunmuştur. İster istemez Atsız’ın görüşlerine göre 1950 yılı ikinci Cumhuriyetin  başlangıcı olmuştur.

Birinci Menderes Hükümeti Ulaştırma Bakanı (emekli albay) Seyfi Kurtbek de Demokrat Parti (DP) iktidarı Zafer Dergisi’nde için “İkinci Cumhuriyet” nitelendirmesinde bulunmuştur.

Ancak ikinci cumhuriyet deyimini 27 Mayıs Darbecileri daha çok benimsemiştir. Darbeden sonra kurulan ilk Cemal Gürsel Hükümeti programında açıkça “ikinci cumhuriyet” deyimine yer verilmiştir. Yine 27 Mayıs Darbecilerinden Hıfzı Oğuz Bekata “Birinci Cumhuriyet Biterken”, İsmet Giritli “27 Mayıs’tan ikinci Cumhuriyet’e” adlı kitaplarını yayınlamışlardı.

Ünlü tarihçi Bernard Lewis “Atatürk Modern Türkiye’nin babası ise Cemal Gürsel’de ikinci cumhuriyetin babasıdır, memleketin derin bir şekilde bölündüğü bir devirde kendisinde milli birliğin sembolünü bulan Türk milletinin hürmetini kazanmış ve idame ettirmiştir.” (Dünya Gazetesi, 15 Eylül 1966)

Elbette 27 Mayıs Darbecilerine göre Atatürk Dönemindeki Cumhuriyet aziz idi. Değeri üstünlüğü tartışılmazdı. DP iktidarı ise Ezanı Arapça okutmak Atatürk Devrimlerinin altını oymak gibi suçları nedeniyle Birinci Cumhuriyet’e ara vermişti. İşte “27 Mayıs Darbesi bu suçların sahibi olan DP iktidarını devirmiş yeniden Birinci Cumhuriyet’e dönüşü” sağlamıştı. Böylece ikinci cumhuriyet deyimi 27 mayıs darbesinin üzerini örtmede ve aklamada kullanılan bir isim olmuştu.

1990’larda İkinci Cumhuriyet tartışmalarının yeniden başladığı bilinmektedir. Bu dönemde ikinci cumhuriyet tezini sahiplenenler ise daha çok ve özellikle liberal çevrelerdir. Ergun Özbudun, Cengiz Çandar, Ahmet ve Mehmet Altan kardeşler dönemin en çok ikinci cumhuriyetçileridir. Yönetimin daha çok liberalleşmesi, serbest piyasa ekonomisi, Avrupa Birliğine üye olunması, Kürt Sorununun çözülmesi ve Kemalizm eleştirisi tezin belli başlı unsurlarıdır.

1990’larda ikinci cumhuriyet el değiştirmiştir. 27 Mayıs Darbesinden sonra liberal demokrasi taraftarlarına karşı darbecilerin kullandığı bir ad siyasi bir formül iken şimdi tam aksine darbecilere, rejimin üzerindeki askeri vesayete hegemonyaya karşı ikinci cumhuriyet tezi kullanılmaya başlanmıştır.

Cumhuriyetin ilan edilmesinden 1950’ye gelinceye kadar Türkiye’de milli egemenlik bir kişi egemenliği gibi görülmüşken 1950’den sonra ki çok partili demokrasi denemelerine ve görüntüsüne rağmen askeri bir vesayet döneminde bir oligarşi düzeni tesis edilmiştir. Bu vesayet düzeni ise büyük ölçüde varlığını 2010 anayasa referandumuna kadar sürdürmüştür. Vesayet döneminde ise birinci cumhuriyetten ve kişi egemenliğinin dogma sayılmasından vazgeçilmemiştir.

İlginizi Çekebilir

Ne olacak bu cemaatlerin hali?

Tanınmış bir ilahiyat hocasına göre: “Devletimiz eğitimde birliği sağlamalıdır. Din eğitimi ve öğretimi sadece devlet ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir