Son Haberler

İnsan denen meçhul

Sahi insan nedir.

Hemen her şeyi enine / boyuna / derinlemesine konuşan insan, kendini anlama ve anlamlandırma adına kendi kendini ne kadar konuşuyor / ne kadar konuşabiliyor.

Oysa insanı konuşmak demek, bir anlamda insanın kendi kendini sorgulaması, kendi kendiyle yüzleşmesi demektir.

 

İnsan her şeyden önce bir canlı varlıktır.

Dolayısıyla canlılar âleminin vazgeçilmez bir parçası, aktif bir üyesidir.

O halde üyesi / parçası olduğu bu canlılar âleminde bulunan diğer canlılardan farkı nedir insanın.

Onu farklı kılan ne gibi özellikleri vardır.

İnsana özgü, sadece insanda bulunan temel karakteristik özellikleri nelerdir.

Bu ve benzeri sorular neredeyse bütün bir insanlık tarihi boyunca, bütün bir düşünce / felsefe tarihi boyunca konuşulan, tartışılan ve cevabı aranan sorulardır.

Esasen bu tartışmaların büyük bir kısmı da biraz körün fili tarif etmesine benziyor.

 

İnsanı ayağı üstünde durabilen, beceri sahibi olan, alet yapabilen / üretebilen, düşünen, kavram üreten bir varlık olarak gören yaklaşımların yanında, insanın yok edici, tahrip edici, negatif yönüne işaret eden “ insan insanın kurdudur “ gibi yaklaşımlar da var.

Bütün bu yaklaşımların içinde bana hayli ilginç geleni, insanın haddizatında yaşadığı bu evrende bir oyuncu olduğunu söyleyen yaklaşımdır.

Sonuçta bu dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibaret ise, bu oyunun en aktif aktörü, hatta oyun kurucusu da insan değil mi?

 

Esasen insanı sahip olduğu bu özelliklerden sadece biri üzerinden tanımlamak, salt bir özelliğini öne çıkarmak insanı kaybeden / yok eden bir yaklaşımdır.

İnsan, bu tek tek sayılan, tek tek öne çıkarılan özelliklerin sadece biri ya da birkaçı ile değil, bu özelliklerin toplamı / totalı / bütünü ile insandır.

Bunlardan birinin ya da birkaçının yokluğu / yok oluşu, insanın yokluğudur / yok oluşudur.

İnsan üyesi / parçası olduğu varlık âleminde benliğinin / varlığının farkında ve bilincinde olan biricik varlıktır.

İnsanı insan yapan, insanı diğer canlılardan ayıran bu farkındalık ve bilinç hali olmalı.

 

İnsan, doğumdan ölüme kadar bir oluş halindedir.

Bu haliyle her insan bir âlemdir.

Dolayısıyla yaşadığı müddetçe her bir insan tekinin nasıl bir oluş içinde olacağı önceden kestirilemez. Bu aynı zamanda insan denen varlığın mekanik bir varlık, programlanmış / projelendirilmiş / tab edilmiş bir varlık olmadığı anlamına gelir.

 

İnsan kelimesi, kök anlamı itibariyle ünsiyet sahibi varlık anlamına geldiği gibi, dost, arkadaş anlamına da geliyor.

Bu demektir ki insanoğlu içinde yaşadığı varlık âleminde / canlılar dünyasında birlikte yaşadığı diğer canlılarla bir yakınlık kurmalı, onlarla arkadaş olmalı ve bu sayede kendine bir yaşam alanı oluşturmalıdır.

Esasen ünsiyet sahibi olan insan yaradılışı gereği hem kendine, hem evrene, hem de canlılar âlemine yabancı olmadığı gibi, buraya atılmış, başıboş bırakılmış, kendi haline terkedilmiş, unutulmuş bir varlık da değildir.

 

İnsan dediğimiz varlık son tahlilde varlık âleminde sayısını bilmediğimiz / bilemediğimiz kadar çok olan varlıklardan bir varlık, yaratıklardan bir yaratıktır.

Bu anlamda varlık âleminde yer alan diğer varlıklarla arasında bir hiyerarşi / bir derece farkı yoktur, ancak bir mahiyet farkı vardır.

İnsan, sahip olduğu sınırlı imkânlarla, sınırlı yetkilerle, sınırlı aklı ve bilgisiyle oyun oynarken / oyun kurarken, oyunculuğunu en iyi şekilde yapma gayretinde olmalıdır.

İlginizi Çekebilir

Çocuklar doğada çiçek açmalı

Binasız okul ve doğada ders kavramları üzerine yaygın teoriler olsa da, pratiğe dökülüp istikrarla devam ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir