Son Haberler

İran nereye koşuyor

İran’ın bölgede başlı başına bir güç olduğunu, hem de oldukça etkili bir güç olduğunu söylemek bir abartı olmasa gerek. O kadar ki, kimi zaman bölgesel gelişmeleri doğrudan yönetiyor, kimi zaman da yönlendirerek kontrol ediyor. Ama her halükarda etkin ve inisiyatif sahibi bir aktör olarak bölgesel varlığını sürdürüyor.

İran’ın bölgede oynadığı / üstlendiği bu rolün, geliştirdiği bu ilişki ağının maliyeti de hayli büyük. Öyle ki bu uluslararası ilişkiler ağı, hem ekonomik açıdan, hem de siyasal ve sosyal açıdan büyük bir maliyet tablosu çıkarıyor İran’ın karşısına.

Sözgelimi Suriye’de bir yandan rejimle işbirliği yaparken bir yandan da kendi askeriyle fiilen savaşa katılıyor. Irakta bir yandan Haşti Şabi gibi örgütlere yardım ve yataklık ederken, bir yandan da Irak’ın iç siyasetinde etkin olmaya çabalıyor. Yemende aldığı pozisyon nedeniyle Suudi Arabistan ile karşı karşıya gelirken, Bahreyn’de rejime karşı ayaklanan Şii gruplara destek veriyor, Lübnan’da da Hizbullah’a yardım ediyor.

Doğrusunu söylemek gerekirse bu durum, İran için uluslararası ilişkiler açısından hem çok külfetli ve maliyetli hem de sürdürülebilir bir durum değil. İran’ın bölgedeki bütün güç boşluklarını doldurmaya yönelik bu faaliyetleri uluslararası siyaset kadar ulusal siyasi dengeler ve dinamikler açısından da önem arz etmektedir. İran bu geniş uluslararası ilişki ağı sayesinde bir yandan bütün bir bölge siyasetinde etkili olurken, bir yandan da iç siyasetindeki çelişkileri / çatışmaları dengeliyor, kontrol ediyor.

İran’ın neredeyse bütün bir Ortadoğu sathında yer yer doğrudan doğruya ABD ile yer yer de onun Suudi Arabistan gibi bölgesel partnerleriyle karşı karşıya gelmesi, iç siyasetindeki karışıklıkları / çelişkileri / çatışmaları öteleme, halının altına süpürme görevi görüyor aynı zamanda. Denilebilir ki, İran’ın iç barışı ve istikrarı, dış politikadaki etkinliğine ve bölge siyasetinde inisiyatif almasına bağlıdır. Yani bir anlamda İran iç barışını ve istikrarını bu yüksek maliyetli dış politikaya borçludur. Dış politikadaki etkinliği azaldığı oranda içerideki çelişkiler / çatışmalar da artacaktır.

Esasen benzer bir durum Suudi Arabistan için de geçerlidir. Suudi Arabistan rejimi de içeride istikrarı koruma, çelişki ve çatışmaları bastırma adına İran’a karşı ABD ile işbirliği yaparak sahadaki yerini alıyor. Esasen bu çelişki bir anlamda bütün otoriter ve totaliter rejimler için geçerli olan bir durumdur.

İstikrarsızlık Ortadoğu coğrafyasının tarihten gelen en karakteristik, en ayırt edici özelliğidir denebilir. Bölgede var olan istikrarsızlık güç boşlukları doğuruyor aynı zamanda. Ortaya çıkan güç boşluklarını da bölge üzerinde hesabı olan ülkeler ya doğrudan ya da kendi adlarına vekâleten savaştırdıkları örgütler eliyle müdahale ederek doldurmaya çalışıyorlar. İran’da bölgede kimi zaman doğrudan doğruya, kimi zaman da vekâleten yerel silahlı örgütler marifetiyle ortaya çıkan güç boşluklarını doldurmaya çalışarak varlığını sürdürmeye, etkin ve aktif bir aktör olmaya çalışıyor.

İster doğrudan doğruya devletler eliyle olsun, isterse yerel silahlı örgütler eliyle olsun, gerçekleştirilen bütün bu dış müdahaleler istikrardan ziyade istikrarsızlık, dengeden ziyade dengesizlik getiriyor Ortadoğu coğrafyasına. Suriye’de inisiyatifi bütünüyle Rusya’ya kaptıran ve doğrusu bu duruma istemeyerek de olsa razı olan / rıza gösteren ABD, İran’ın Irak üzerinde inisiyatif sahibi olmasına razı olmuyor ve aynı rızayı gösteremiyor. Çünkü ABD, İran’ın Irak ve Suriye başta olmak üzere bölgede inisiyatif sahibi olmasını hem kendi çıkarları açısından hem de İsraillin geleceği açısından bir tehdit olarak görüyor. ABD için düşman, İsrail için de tehdit olan İran, Türkiye için neden doğal bir müttefik olmasın ki.

İlginizi Çekebilir

Çocuklar doğada çiçek açmalı

Binasız okul ve doğada ders kavramları üzerine yaygın teoriler olsa da, pratiğe dökülüp istikrarla devam ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir