Son Haberler

İran’a Ne oluyor: Ya da Yeni İran Arayışları

Baştan söyleyeyim, Ortadoğu’da her ne oluyor ise İran’da da o minvalde şeyler oluyor.

Dünyanın geldiği evreyi, ‘Tarihin Sonu’ olarak kurgulayanların sosyopolitik arazi çalışmalarından İran’ da kendi payına düşen sancıları yaşıyor.

İrdelenmesi gereken bu sancıların yapay/suni oldukları kadar doğal, içkin sorunlara ilişkin olup olmadığıdır.

Bağışıklık sisteminde problem olan ve bunun tedavisi konusunda bir adım atmayan toplumların virüs ve bakterilerden şikâyet ederek şifa bulması mümkün değildir.

Tüm dünya Küresel kapitalist modernitenin etkisi altında yeniden ve yeniden dizayn ediliyor.

Klasik slogan şu: Ya benim olacaksın, ya da seni kendine bile yar etmeyeceğim.

Kullanımı ve gelirleri küresel sistemin efektif işleyişine dâhil edilmeyen, dünyanın en önemli enerji kaynaklarının üzerinde ve küresel rekabet ve çatışma alanlarının en kritik jeopolitik haritası üzerinde oturan Ortadoğu halklarının ortak hikâyesi yaşanıyor.

Ekonomi politik, sosyo kültürel ve üretimi tüketim alışkanlıkları çerçevesinde akışkan Network ağlarıyla örülmüş ve Küreselleşmiş uluslararası ilişkiler sistemi; ‘iç ve dış’, dolayısıyla klasikleşmiş ve sıradanlaşmış ‘dış güç’ kavramlarını gün geçtikçe muğlaklaştırmıştır.

Küresel sistem olgusu,  silahtan sinemaya, modadan mimariye, enerjiden emeğe, ekonomiden politikaya kadar akışkan gücüyle tüm fiili sınırları yapaylaşmıştır.

Tabiri caizse, küresel modernitenin ‘tarihin Sonu’ tsunamisinin yıkıcı etkisi Ortadoğu halklarını doğrudan etkilemektedir.

 

 

 

İran özelinde neler oluyor?

Birçok farklı şey söylense de, kısaca ifade etmek istersek, İran bir halk ayaklanmasıyla, Amerikancı Şahlık rejimini devirmiş, yerine dini- beşeri unsurları meczeden, başka bir deyişle dini ve beşeri kuvvetler ayrılığı ilkesi çerçevesinde son sözü ‘dini rehberliğe bırakan bir Cumhuriyet yönetimini inşa etmeye çalışmıştır.

Devrimin inşa edilme sürecinde başlayan, Rehberlik makamının meşruiyetinin ilahi görüldüğü, cumhurbaşkanlığı makamının ise meşruiyetini halktan aldığı ve fakat rehberliğin cumhurbaşkanını azletme yetkisi olan bir sistemin, iç iktidar çatışmaları ve çekişmeleri dalga dalga yayılarak birçok fay hatlarını da kırılgan hale getirmiştir.

Bu inşa süreci zaman içinde, bizzat devrimin sahipleri, ilk müntesipleri ve çocukları arasında bir ayrışmaya ve çatışmaya dönüşerek, bir anlamda sorunları biriktirerek bu günlere kadar taşınmıştır

Bu haliyle İran’da olan şey her şeyden evvel, Devrime eşlik eden düşünce, inanç ve yöntem konusundaki yaşanan farklılaşmalar ve çatışmalar, kendi içinde sürekli bir tasfiyeyi de beraberinde getirmiştir.

2009 protesto eylemlerinden de hatırlayacak olursak, bırakınız dış güçleri, aynı inancın ve aynı devrimin en önemli müntesipleri birbirlerini en ağır ifadelerle suçlamış ve en yakın tehdit olarak gördükleri muhalif siyaseti, imtiyazlı iktidar gücüyle yıllarca ev hapsinde tutmakta ve birçok yasaklamalara maruz bırakmakta hiçbir beis görmemiştir.

***

Şöyle kategorize edebiliriz.

İran’da 3 temel çatışma aktörü olduğu söylenebilir.
Bir- Devrimle beraber sürdürülen sistemin tüm unsurlarına temelden itiraz edenler.
Bir nevi karşı devrimci olanlar da denilebilir. Mevcut sistemin tamamen değişmesini talep edenler.

İki- İktidar mekanizmaları ve işleyişi konusunda farklı düşünen, beşeri ve ilahi değerlerin yönetimdeki yeri ve etkisi açısından uzlaşmaz çelişkilere sahip olan mezhebi tutumun radikal-liberal hattında duruş sergileyenler

Üç- Refah, Özgürlük, hak, yaşam biçimleri, işsizlik, geçim sorunları gibi temel insani ve yaşamsal konularda yönetimin ekonomik, politik, dış işleri ve benzeri uygulamalarından müşteki olan ve daha çok ulusal yaklaşımları reflekleştirerek politik/a politik tepkilerini mümkün fırsatta sokağa taşıyanlar.

***

İran’ da ne oluyor sorusunu, Bizzat İran içinden iki yaklaşımla cevaplamaya devam edelim.

Bir–  Cumhurbaşkanı Ruhani: “Milletin hayat şartları, yolsuzluk ve şeffaflığın olmamasına dair sözleri var ve baskıların azalmasını istiyorlar. Caddelere çıkan herkesin bir yerlerden yönlendirildiği doğru değil. Milletin taleplerine kulak verilmeli.”

Başka bir açıklama haberi şöyle verilmiş: “Protestoların bir tehdit olarak değil, insanların sorunlarını görmek için bir fırsat olarak ele alınması gerekir, her eylemcinin yurt dışından emir almadığını vurgulayan Ruhani, “bir grup insan da fikirlerini ve sorunlarını aktarmak için sokağa çıktı” dedi.

Ruhani, protestocuları sokağa çeken tek şeyin ekonomik sorunlar olmadığını, insanların daha fazla özgürlük istediğini de belirtti.

İki– İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney ise, “Son günlerde, İran’ın düşmanları, İslam Cumhuriyeti’nde sorunlar çıkartmak için aralarında para, silahlar, siyaset ve istihbarat organlarının da bulunduğu farklı araçlar kullandı” ifadelerini kullandı.

***
Her ne oluyorsa olsun, şiddetin bir hak arama aracı olarak kullanılması ve gittikçe yıkıcı, kan döken bir vandallığa dönüşmesi, hem İran halkının hem de bölgenin hayrına olmayacağı açıktır. Böyle bir süreç bizzat bu yönteme başvuranlar açısından da hüsranla sonuçlanacak tutumlardır.

Bununla beraber İran halkının ve farklı siyasal söylem ve tekliflerin, kendisini ifade etmesi, eleştiri ve şikâyetlerini ifade edebilecekleri tüm imkân ve araçların güvenliğinin sağlanması da rehberlik dâhil tüm iktidar mekanizmalarının sorumluluğundadır.

Ülke yönetimine ilişkin eleştiri ve taleplerin kendisini ifade etme güvenliği ve meşruiyeti,  kamu düzeni meşruiyetinden ve güvenliğinden daha az değerli değildir.

Mazlum halkların tescilli küresel düşmanlarına davetiye çıkaracak tutumlar ne kadar doğru değilse, ülke içindeki kronikleşmiş sorunların sistematik baskı araçlarıyla bastırılarak hainleştirilmesi de o kadar yanlıştır.

Adalet, hukuk, hak, özgürlük, refah, yönetime katılım taleplerini kendi içinde çözemeyen ve bunu mekanizmalarını kuramayan toplumlar bağışıklık sistemlerini, de kaybediyorlar demektir.

Son söz:

Ortak miraslarını eşit, adil ve hukuki bir şekilde kendi başlarına paylaşamayan varislerin, ‘tereke’ leri, durumdan vazife çıkaran hâkimlik iddiasındaki küresel korsanlar tarafından her zaman müdahale ve kontrole açık hale gelir.

Ne demişti Hz. Ali: “Benim adalet anlayışım size ağır gelir, siz aranızdan birini seçin ilk biat eden ben olurum”

 

İlginizi Çekebilir

Sözü dinleyip en güzeline uyanlar

Çatışma kavramıyla anlatılan / anlatılmak istenen olaylar / olgular, hemen hemen insanlık tarihinin her döneminde ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir