İşadamı Tamer Taylan:‘Burada Allah Yok’ diyerek işkence yaptılar’… | Şehir Medya

İşadamı Tamer Taylan:‘Burada Allah Yok’ diyerek işkence yaptılar’…

 ŞEHİR, yakın geçmişte Bursa emniyetinin karanlık odalarında yaşanan tüyler ürpertici işkence gerçeğine neşter attı.İnsanlık onuru adına Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne dava açan ve 45 bin euro tazminat almaya hak kazanan İşadamı Tamer Taylan ilk kez konuştu:’Burada Allah Yok Dediler, Bursa Emniyeti’nde cehennemi gördüm.

pinar röportaj resim 1 İşadamı Tamer Taylan:‘Burada Allah Yok’ diyerek işkence yaptılar’… Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye’yi 45 bin euro tazminat ödemeye mahkum ettiği kararının davacısı İşadamı Taylan günler süren insanlık ayıbı işkence anlarını ŞEHİR’ e anlattı.  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne açtığı dava,  tam 12 yıl sonra 45 bin euro tazminat hakkıyla  lehine  sonuçlandığında habere  Bursa kamuoyu duyarsız kaldı. Konu her nedense  gazetelerde, dar alanlarda küçük başlıklarla yer alabildi ancak. Ama yaşanan bir insanlık ayıbıydı. Onun akıl almaz acı gerçekleri, karanlık işkencehanelerde  bir insana yaşatılan ve günlerce süren  zorbalığı içeriyordu. Hem de bu ŞEHİR’de… Bursa’da sadece ve sadece 10-12 yıl önce emniyette terörle mücadelenin karanlık odalarında  iliklerine kadar acıyla haykırmıştı Tamer Taylan. Üstelik günlerce…

            Elektrik, Filistin Askısı ve daha fazlası …

Hücreleri kim bilir kaç kez tarifi güç, dayanılmaz şoklarla sarsılmıştı, vücudu kollarından, bacaklarından gerildiğinde kim bilir  en ince damarında hangi anlatılması imkansız hissi yaşamıştı Tamer Taylan… Bir çek senet meselesi, kafaya tabanca dayama iddiaları ile göz altına alınan ve suç işlemek amacıyla örgüt kurma, tehdit ve rüşvet suçlamalarıyla işkenceye maruz kalan ve de belirtilen suçları işlediği de ispatlanamayan Tamer Taylan’ın yaşadığı olay ne yazık ki insanlık onurunun ayaklar altına alındığının en bariz kanıtıydı. ‘Gözlerim bağlı. Ve hatta en ufak bir ışık görmeyeyim diye, göz altlarım da pamuklarla tıkalı. İşkencede olan polislerin birkaçını seslerinden tanıyorum. Daha önce konuştuğum görüştüğüm insanlardı.’ ‘İşkence anında duvardan duvara çarpıyorlardı beni. Ellerimle hissettim. Odanın dört bir yanı süngerlerle kaplıydı. Ses geçirmez, yumurta kuplarını andıran şekildeydi süngerler. Ve bir yatak hatırlıyorum. Bu bizim ameliyat yatağımız dediler. Yatağa yatırıp elektrik verdiler. Erkeklik organı ve ayak serçe parmağından elektrik veriyorlardı. Ara ara laseonil merhem sürüp iz kalmaması için çiğ et bile bağladıkları oldu. Baskı dolu saatler günler, geçmek bilmedi’ “Sizin Allah’ınız yok mu? Yapmayın!” diye haykırdığımda verdikleri cevaplar hala kulaklarımda çınlıyor: Burada Allah Yok. Allah’ı burada arama; Allah dışarıda. Tamer Taylan 2001 yılında ise Mazot Kaçakçılığı iddiası ile göz altına alındı. Yaşadığı eve  bir ekip geldi. Ekibin başındaki kişi Bursa Emniyeti’ndeki  işkencede bulunan, Türkiye’deki işkence davasında yargılanarak suçlu görülen  polislerden biriydi.(K.K.) Sesinden tanımıştı onu. O anda yaşadığı korkunç günleri yeniden hafızasından geçiren Taylan ‘Belki kurtulabilirim’ düşüncesiyle evinin ikinci katındaki açık camdan kendini aşağıya attı. Fakat yakalandı. 6 saat kadar süre Bursa Emniyeti’nde tutulan Tamer Taylan, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü ve ne yazık ki bir kez daha işkenceye maruz kaldı. Tam altı gün boyunca bir tuvaletin yanı başındaki kalorifer peteğine kelepçeli şekilde bekletildi. Tabii ki işkence dolu saatlerin haricinde. Okumakta güçlük çekeceksiniz, belki gözlerinizi manşetimizde yer alan acı gerçeklerle yüklü satırlardan ani reflekslerle  ister istemez bir değil birkaç kez kaçıracaksınız ama lütfen şu çağrımıza kulak verin ve röportajı son noktasına kadar takip edin: Suç ya da  iddia  her ne nedenle  vuku bulmuş olursa olsun, çok değil, birazcık da olsa vicdan sahibi iseniz değil bir insana, en ufak canlıya dahi yukarıda altını çizdiğimiz vahşeti yaşatamazsınız.

 

 

Bursa’da  bundan sadece 12 yıl önce bir çek senet olayı yüzünden gözaltına alınan Tamer Taylan, 9-10 gün boyunca Terörle Mücadele Şubesi’nde sorgu adı altında dayanılmaz acılarla yüzleşiyor, işkence görüyor, insanlık onuru ayaklar altına alınıyordu.

 

2001 yılında da bu kez mazot kaçakçılığı iddiası ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından gözaltına alınan Tamer Taylan aynı kâbusu 6 gün süreyle ne yazık ki yeniden yaşamış.

 

“Öyle bir işkence süreciydi ki, insana hiç işlemediği suçları bile zorla kabul ettirebilecek bir zorbalıktı adeta. Bu arada dışarıdan yükselen çığlıkları duyuyordum. Yani diğer odalarda da aynı acılar yaşatılıyordu insanlara. O anda ne bileyim, tarihte geri gidip ‘Kanuni Sultan Süleyman’ı, Atatürk’ü bile ben öldürdüm!’ diyebilirsiniz”

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde açtığı davanın 45 bin euro tazminat hakkı ile lehine sonuçlanmasının ardından tüm detayları ile ilk kez ŞEHİR’e konuşan Tamer Taylan, “Bu mahkemeyi açarken polisime karşı değil işkence yapan polislere karşı açtım. Bütün polis teşkilatını da zan altında bırakmak istemiyorum. Polis de, asker de,  devlet de bizim ama içlerinde bu tür olayları yapabilecek şahıslar varsa önüne geçilmeli diye düşünüyorum. Üzüldüğüm nokta benim haklılığımı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin tescil mi etmesi lazımdı ? Neden Türkiye Cumhuriyeti’nde tescil edilemedi. Ben ülkemde  haklılığımın ispatlanmasını isterdim.” mesajını verdi.

 

Yaşadıklarımın kelimelerle ifadesi yok. Orada cehennemi gördüm. Elektrik, askı ve daha fazlası. Acıyı iliklerime kadar hissettim’

 

ŞEHİR, yakın geçmişte Bursa emniyetinin karanlık odalarında yaşanan tüyler ürpertici işkence gerçeğine neşter attı. İnsanlık onuru adına Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne dava açan ve 45 bin euro tazminat almaya hak kazanan İşadamı Tamer Taylan ilk kez konuştu:

‘Burada Allah Yok Dediler, Bursa Emniyeti’nde cehennemi gördüm’

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye’yi 45 bin euro tazminat ödemeye mahkum ettiği kararının davacısı İşadamı Taylan günler süren insanlık ayıbı işkence anlarını ŞEHİR’ e anlattı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne açtığı dava,  tam 12 yıl sonra 45 bin euro tazminat hakkıyla  lehine  sonuçlandığında habere  Bursa kamuoyu duyarsız kaldı. Konu her nedense  gazetelerde, dar alanlarda küçük başlıklarla yer alabildi ancak. Ama yaşanan bir insanlık ayıbıydı. Onun akıl almaz acı gerçekleri, karanlık işkencehanelerde  bir insana yaşatılan ve günlerce süren  zorbalığı içeriyordu.

Hem de bu  ŞEHİR’de …

Bursa’da sadece ve sadece 10-12 yıl önce emniyette terörle mücadelenin karanlık odalarında  iliklerine kadar acıyla haykırmıştı Tamer Taylan, üstelik günlerce…

 

Elektrik, Filistin Askısı ve  daha fazlası

 

Hücreleri kim bilir kaç kez tarifi güç, dayanılmaz şoklarla sarsılmıştı, vücudu kollarından, bacaklarından gerildiğinde kim bilir  en ince damarında hangi anlatılması imkansız hissi yaşamıştı Tamer Taylan.

Bir çek senet meselesi, kafaya tabanca dayama iddiaları ile göz altına alınan ve suç işlemek amacıyla örgüt kurma, tehdit ve rüşvet suçlamalarıyla işkenceye maruz kalan ve de belirtilen suçları işlediği de ispatlanamayan Tamer Taylan’ın yaşadığı olay ne yazık ki insanlık onurunun ayaklar altına alındığının en bariz kanıtıydı.

pinar röportaj resim 2 300x198 İşadamı Tamer Taylan:‘Burada Allah Yok’ diyerek işkence yaptılar’…            ‘Gözlerim bağlı. Ve hatta en ufak bir ışık görmeyeyim diye, göz altlarım da pamuklarla tıkalı. İşkencede olan polislerin birkaçını seslerinden tanıyorum. Daha önce konuştuğum görüştüğüm insanlardı.’

 

‘İşkence anında duvardan duvara çarpıyorlardı beni. Ellerimle hissettim. Odanın dört bir yanı süngerlerle kaplıydı. Ses geçirmez, yumurta kuplarını andıran şekildeydi süngerler. Ve bir yatak hatırlıyorum. Bu bizim ameliyat yatağımız dediler. Yatağa yatırıp elektrik verdiler. Erkeklik organı ve ayak serçe parmağından elektrik veriyorlardı. Ara ara laseonil merhem sürüp iz kalmaması için çiğ et bile bağladıkları oldu. Baskı dolu saatler günler, geçmek bilmedi.’     

 

“Sizin Allah’ınız yok mu? Yapmayın!” diye haykırdığımda verdikleri cevaplar hala kulaklarımda çınlıyor: Burada Allah Yok. Allah’ı burada arama; Allah dışarıda.

Tamer Taylan 2001 yılında ise Mazot Kaçakçılığı iddiası ile göz altına alındı.Yaşadığı eve  bir ekip geldi. Ekibin başındaki kişi Bursa Emniyeti’ndeki  işkencede bulunan, Türkiye’deki işkence davasında yargılanarak suçlu görülen  polislerden biriydi. (K.K.) Sesinden tanımıştı onu. O anda yaşadığı korkunç günleri yeniden hafızasından geçiren Taylan ‘Belki kurtulabilirim’ düşüncesiyle evinin ikinci katındaki açık camdan kendini aşağıya attı. Fakat yakalandı. 6 saat kadar süre Bursa Emniyeti’nde tutulan Tamer Taylan, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü ve ne yazık ki bir kez daha işkenceye maruz kaldı. Tam altı gün boyunca bir tuvaletin yanı başındaki kalorifer peteğine kelepçeli şekilde bekletildi. Tabii ki işkence dolu saatlerin haricinde.          Okumakta güçlük çekeceksiniz, belki gözlerinizi manşetimizde yer alan acı gerçeklerle yüklü satırlardan ani reflekslerle  ister istemez bir değil birkaç kez kaçıracaksınız ama lütfen şu çağrımıza kulak verin ve röportajı son noktasına kadar takip edin: Suç ya da  iddia  her ne nedenle  vuku bulmuş olursa olsun, çok değil, birazcık da olsa vicdan sahibi iseniz değil bir insana,  en ufak canlıya dahi yukarıda altını çizdiğimiz vahşeti yaşatamazsınız.

pinar röportaj resim 3 İşadamı Tamer Taylan:‘Burada Allah Yok’ diyerek işkence yaptılar’…(P.Y):  Bursa iş dünyasında tanınan bir kimlik Tamer Taylan. Peki siz kişisel  özelliklerinizden söz ederseniz hangi cümleleri kurarsınız?      

(T.T): Tanınan köklü bir ailedenim. Emniyetle yaşamımın hiçbir döneminde,  acı olaylarla yüz yüze kaldığım 2000 yılına kadar sorunum olmadı. Hatta  Bursa’da yapılan bütün polis geceleri bizim organizasyonumuzdu  o yıllarda. Polis teşkilatına araba, motosiklet aldığım olmuştur. Yunuslar kurulurken kuruma destek olmuşumdur. Hatta iki adet araba hediye etmiştim polis teşkilatına ve polis bayramında ödül almıştım.

Yaşamınızı alt üst eden olaylar zinciri ne zaman ve nasıl başladı peki? Bütün bu olayların başlangıcı 1997 senesinde iki  şahsın ‘Tamer Taylan hiç tanımadığımız bir insan, kafamıza silah dayadı. Zorla bize çek imzalattı’ suç duyurusuna dayanıyor. Bunun üzerine dönemin Emniyet Müdürü Kemal Bayrak’ın emriyle  operasyon yapıldı. Gözaltına alındım. Alacak verecek meselesi. Karşınızdaki insan anlayabilecek seviyedeyse 5 dakikada anlatılabilecek bir konu ile başlıyor yaşadıklarım aslında. Bu şahıslar beni tanımadıklarını söylüyorlar o zaman ama Allah ayaklarına doluyor. Çünkü bu insanlara daha önce vermiş olduğum arabalar ve  bunlarla ilgili almış olduğum ödenmemiş protesto olan evrakları vardı. Savcılık mahkemeye bile sevk etmeden bıraktı beni. Bu şahıslar alacak davası açtılar. Konuyla ilgili 13 dava kazandık. 1997’den 2000’e kadar bu süreç devam etti. Bu iki şahıs ile alakalı konuda  en son ticari mahkemelerin neticesinde benim alacaklı olduğum Türk Ceza Mahkemeleri tarafından tescillendi ve biz icra takibi başlattık. Karşı tarafın yalan beyan yaptığı da ortaya çıktı. Ayrıca alacağımla ilgili de bir icra mahkemesi süreci işlettik. Sahte ihbarname  “Ben Tamer Taylan bütün alacaklarımı aldım’ şeklindeydi. Ne olduğu belli olmayan, benim adıma düzenlenmiş 21.Beyoğlu Noterliği’nce yazılmış, alacağım olmadığına dair bir evrak. İşte bu evraktan dolayı şahıslar kendi kendilerini mahvettiler. Konu hakkında resmi evrak sahteciliğinden 5 sene hapis istemiyle dava açıldı bu iki kişiye. Mahkeme esnasında hayatın normal akışına uymayacak bir ifadede bulundular ve sahte evrakla ilgili   hiç tanımadıkları birinin merdivenden inerken karşılarına çıkıp ‘Bunu Tamer Taylan gönderdi’ diyerek ellerine hazır çanta verdiğini iddia ettiler. Konu ile ilgili üst üste dava kazandık.

Ve 2000 senesinde aynı suç duyurusuyla ‘Bize silah zoruyla çek imzalattı’ iddiası ile  tekrar müracaat ettiler savcılığa .

P.Y: Bu iki şahsın amacı neydi size göre; araştırdınız mı ve süreç daha sonra ne şekilde devam etti?

T.T: Mustafa Tekmen ve Remzi Yavuz isimli şahıslar, 1997 yılında yaptıkları suç duyurusunun aynısını 2000’de yeniden tekrarladı. O yıl Emniyet Müdürü Aydın Genç’ti. Ekipler geldiler, gözaltına alındım. Bu arada bahsettiğim kişiler benim dostlarımdı daha önce. birbirimizle alış verişi olan insanlardık. Neyse İçişleri Bakanı Saadettin Tantan, dönemin Emniyet Müdürü Aydın Genç’in emri ve izniyle şahsıma çok büyük bir operasyon yapıldı. Bu olayı size anlatamam. Evden çıktım, Çarşı Karakolu’nu biraz geçtim belki 30-40 tane sivil ve resmi polis kafama otomatik silahlar dayayıp yere yatırdılar, gözlerimi bağladılar o anda. İçeri aldılar. Ben bunların hepsini mahkemede anlattım. Operasyonu yapan organize suç şubesiydi. Ama benim sorgum terörle mücadele şubesinde gerçekleştirildi. Hatta sorgum esnasındaki işkencelerde ‘Buranın neresi olduğunu biliyorsun değil mi?’ diye sorular yöneltiyorlardı. Elektrik verdiler, askıya aldılar…

P.Y: İşkence günleri ile ilgili olarak nasıl bir ortam hatırlıyorsunuz?

T.T: Gözlerimi bağladıktan sonra beni Fomara Emniyet’e götürdüler. Gittiğim gibi sorguya aldılar. Pantolonunu indir, tişörtünü çıkar. Yani şu an nasıl elektrik verdiklerini tarif etmeyeyim. Ayaklarımın serçe parmağına bağladılar. Ben hiçbir şey anlayamadım hiç bir açıklama yoktu. Direk küfürler, işkenceler başladı.

P.Y: Sorguda size yöneltilen soruları anımsıyor musunuz, hangi iddialarla sorguluyorlardı sizi?

T.T: Kaleşnikoflar nerede? Lav silahları nerede? Sebahattin Lafoğlu’nu sen öldürttün değil mi? Sebahattin Lafoğlu da daha önce gazinocuymuş öldürülmüş. Faili meçhul  bir cinayet. Siz yaptınız diyorlardı. Bunun haricinde daha bir sürü cinayetler soruluyordu. Zaten o dönemin haberlerine bakarsanız ‘Sebahattin Lafoğlu’nun öldürülmesinden, iş yerlerinin kurşunlanmasından sorgulanıyor’ yönünde  Emniyet Müdürü Aydın Genç’in açıklamaları mevcut. Ben bu suçlamaları kabul edip ceza evine girseydim, işkence görmeyecektim. İçeri kimseyi almıyorlardı, ne avukat girebiliyordu ne başkası. Zorbalıklarla  dolu baskı anlarında içerde kaç kişi olduğunu bile bilmiyorum. Her sorguda 9-10 kişi vardı. Sabah–akşam, 5 – 7 saat boyunca sürdüğü oldu işkencelerin.

Benim sesinden tanıdığım bir-iki polis vardı sorgu adı altındaki inanılmaz anlarda. Ardından açtığım Türkiye’deki işkence mahkemesinde zorbalık günlerindeki tam  13 polisi de 40-50 kişinin içinden teşhis ettim ama sadece 3 kişiye ceza verildi. Bu arada  Adli tıp raporunda bütün bulgularıyla işkence gördüğüm tespit edildi. İstanbul’daki olayla ilgili de DGM binasındaydı adli tıp. Oradaki bir doktor beni muayene etti. İşkence gördüğümü söyleyince ,bayan doktordu, fotoğraflarla da belgeledi bunu. Ardından savcılığa gönderildim.

Bakın şu çok önemli! İki şahsın ‘Tamer Taylan bizden silah zoruyla çek aldı.’ suçlamasıyla göz altına alıyorlar ki 1997senesindeki suçlamanın tekrarıyla ama bana sorguda sordukları sorular konudan apayrı. Hangi polis müdürüne ne kadar rüşvet  verdin ?Polislere,müdürlere ne rüşvet veriyordun ? Benden zorla bu sorular ile ilgili  ifadeler almak istediler.

P.Y: Bursa Emniyeti’nde sorgudaki 10 gün işkence ile geçti diyorsunuz. O anları anlatırsanız hafızanıza yer eden sahneler nelerdi?

T.T: Soğuk sularla yıkıyorlardı. Eller bağlanıyordu. İz kalmasın diye süngerler kullanılıyordu.  Tahtalarla iki dolap arasına asıp saatlerce  öyle bekletiyorlardı. Erkeğin yumurtalıklarını sıkıyorlardı saatlerce ama. Bu acıların içinde o elektriğin tarifi yok. O esnada ‘Babamı öldürdüm, Atatürk’ü öldürdüm’ bile diyebilirsin. Yani tarifi yok. Bayıldığım şuurumu kaybettiğim oluyordu, kaba kuvvetle ‘Daha ölmedin mi şerefsiz’ vs. diye  konuşmalar duyuyordum. Kimseye ulaşmak mümkün değildi. ‘Şikayetçi olmayacaksın, şikayetçi olursan yine alırız, şu olur, bu olur’ bunların hepsinin kayıtları mahkemede savcılıkta var.’Gözlerim bağlı. Ve hatta en ufak bir ışık görmeyeyim diye, göz altlarım da pamuklarla tıkalı. İşkencede olan polislerin birkaçını seslerinden tanıyorum. Daha önce konuştuğum, görüştüğüm insanlardı. İşkence anında duvardan duvara çarpıyorlardı beni. Ellerimle hissettim. Odanın dört bir yanı süngerlerle kaplıydı. Ses geçirmez, yumurta kuplarını andıran şekildeydi süngerler. Ve bir yatak hatırlıyorum. ‘Bu bizim ameliyat yatağımız’ dediler. Yatağa yatırıp elektrik verdiler. Erkeklik organı ve ayak serçe parmağından elektrik veriyorlardı aynı anda. Ara ara laseonil merhem sürüp iz kalmaması için çiğ et bile bağladıkları oldu. Baskı dolu saatler günler, geçmek bilmedi. Erkeklik organı ve ayak serçe parmağından  aynı anda  elektrik verdiklerinde dayanılmaz bir acı yaşadım. Elektrik vermeden önce de su döküyorlardı akım verecekleri bölgelere.  Anlatılması inanın kelimelerle mümkün değil. Allah kimseye yaşatmasın. Askıdaki gerilmenin hissettirdiği acı anlarını ifade etmek imkansız. O anların her saniyesinde kim bilir kaç kez ölmek istedim. Bursa Emniyeti’nde anlayacağınız cehennemi gördüm ben.’Çok ağır hakaretler,ağır tehditler duydum. O dönemin organize savcısının ismi Selahattin Civan’dı. işkence gördüğümü söyledim kendisine; rapor alınması gerektiğini söyledi. Bu sırada avukatlarımda girdi odaya. Daha önce Hürriyet  Sağlık Polikliniği’nden alınan raporun  geçersiz ve olayın adli tabip raporu gerektiren bir  vaka olduğunu,  işkence ile ilgili  suç duyurusunda bulanacaklarını söylediler. Ardından savcı tekrar adli tıbba sevk etti. Adli tıp bir insana tokat atıyorsun 3 gün rapor veriyor, bana da 3 gün rapor verdi ama her şeyi yazmış erkeklik organında elektrik izleri, ekimoozları vücudumdaki her darbeyi. Zaten o dönemdeki gazetelere bakarsanız gözüm mosmordu. Emniyette sorguda kaç gün kaldığımı hatırlamıyorum.  9-10 gün sanıyorum.

P.Y: İnsani ihtiyaçlarınızı karşılayabiliyor muydunuz, Yemek örneğin?

T.T: Elektrik verdikleri için su vermiyorlardı. Şok olabiliyormuş bu durum da. Doktorlara sorduk hücre kaybına yol açıyormuş su. Yemek ise az ekmeğin içine kaşar peyniri gibi geliyordu. Şu anda o dönemden kalan hastalıklarla uğraşıyorum. Yüksek tansiyon hastasıyım, kalp kaslarımda kalınlaşma var. Vücudumda  izler kaldı. Elektrik yakıyor. Su döküyorlar elektrik verirken yanmasın diye ama ona rağmen yanık içersinde vücudum. Düşünün artık, “Anadan doğma çırılçıplaktım. Erkeklik organımdan verdikleri elektriğin yaşattığı korkunç hissi unutamadım.  Askıyı nasıl tarif edebilirim ki. Dolaplar vardı sanırım askıyı geren. Saatlerce sürdü. Ne yaşadığımı bir ben biliyorum. 3 ay küçük su bile dökemedim. Yüksek tansiyon hastası oldum. Çıplağım. Gözlerim bağlı halde ‘Otur’ diyorlardı. Anadan doğmayım. Utanıyorum. Ezilip, büzülüyorum. Utanma diyorlardı. Rahat ol. Bizi doktor gibi farzet. İnsanın onuru ayaklar altına alınıyor. Öyle bir işkence süreciydi ki, insana hiç işlemediği suçları bile zorla kabul ettirebilecek bir zorbalıktı adeta. Bu arada dışarıdan yükselen çığlıkları duyuyordum. Yani diğer odalarda da aynı acılar yaşatılıyordu insanlara. O anda ne bileyim, tarihte geri gidip ‘Kanuni Sultan Süleyman’ı, Atatürk’ü bile ben öldürdüm’ diyebilirsiniz. “Sizin Allah’ınız yok mu? Yapmayın!” diye haykırdığımda verdikleri cevaplar hala kulaklarımda çınlıyor: Burada Allah Yok! Allah’ı burada arama, Allah dışarıda.’ Yani şunu anlatmak istiyorum.  O raporlarda ortada her şey. Daha sonra cezaevi süreci başladı. Cezaevindeyken işkence mahkemesi açıldı. Ben cezaevindeyken teşhis ettim 40-50 kişi içinden 13 polisi. Avukatlarım Reşat Azmi Bilgin ve Yunus Egemenoğlu’ydu. Onlar olmasaydı bu işkenceyi de ispatlayamazdım. Sonuçta burada ağır ceza mahkemesinde açılan gasp davası aynı kişinin suç duyurusundan olmuştu aynı suç duyurusunu yapmıştır bu şahıslar dedik ve ardından DGM’ yi bekledik orada da çete davası açıldı. Örgüt kurmuşum yanımda çalışan sigortalı işçilerle yani böyle bir çete. O çete davasından da 9-10 kişi devlet güvenlik mahkemesinden ilk mahkemede tahliye oldum ve dolayısıyla her iki mahkemeden de beraat kararı aldım.    Mahkemede dediler ki ‘Tamer Taylan sen suçsuzsun sen boş yere göz altına alınmışsın’ Demek ki ben bu işkenceleri boşu boşuna bazı insanların fantazileri için yaşamışım. Trajikomik olan asıl konu şu; ben tahliye olmuşum ama bana baskılar devam ediyor. Parkta koşu yapıyorum. Arkamdan ekip otosu geliyor, evimin önünde devamlı ekip var. Plaka numaralarını alıp içişleri bakanlığına, adalet bakanlığına suç duyurusunda bulundum hep. Soruşturma açıldı ama takipsizlik verildi. Plakalar sahte çıktı.

P.Y: Siz o süreci yaşarken başka insanların da sesleri bağırmaları geliyordu dediniz dışarıdan. Başka odalarda da aynı zorbalıklar vardı yani?

T.T:  Tabii ki. Bağırma sesleri devamlı geliyor işkence esnasında. Ben buz gibi suyla yıkanıp oturtuluyordum bir betonun üzerine. Bu sırada içerde başkaları bağırıyor. Benimle  birlikte gözaltına alınan şahıslar. Onlar da  işkence gördüklerini beyan ettiler. İfade verdiler, mahkemede söylediler. Ama onlarla ilgili süreç ne oldu bilmiyorum.

P.Y: 2001 yılında yeniden gözaltına alınarak İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürülmüşsünüz. Ve yeniden işkence. İkinci gözaltının nedeni neydi peki ? 

T.T: Mazot kaçakçılığı dendi. Bursa polisi geldi, evimde göz altına aldı beni. Ekibin başındaki kişi Bursa Emniyeti’ndeki  işkencede bulunan Türkiye’deki işkence davasında yargılanarak suçlu bulunan  bir polisti (K.K.).Sesinden tanımıştım. O anda yaşadığım, korkunç günleri yeniden hafızamdan geçirmekti ve ‘Belki kurtulabilirim’ düşüncesiyle evimin ikinci katındaki açık camdan kendimi attım. Fakat yakalandım. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüm ve ne yazık ki bir kez daha işkenceye maruz kaldım. Tam altı gün boyunca bir tuvaletin yanı başındaki kalorifer peteğine kelepçeli şekilde bekletildim. Tabii ki işkence dolu saatlerin haricinde. Orada işkence görürken  hiç  tanımadığım şahıslarla ilgili sorular sordular. Bayılmışım. Haseki Hastanesi’nde kayıtların hepsi mevcuttur. Beni tedavi altına aldılar. 1-2 saat kaldım. Sonra götürdüler, yeniden işkenceye devam ettiler. Bu şahısların ismini vermeyeceğim çünkü dava açılmadı henüz. Ama iki şahsın adı bende. Hala teşkilatın içinde olanları var. Gözaltına İlişkin iddia ile ilgili adliyeye sevk edildim. Yine DGM’deydik. DGM savcısı, çok enteresan, mahkemeye sevk etmeden takipsizlik verdi. Bu arada adli tıp raporu DGM binasının içinde bir kadın doktor tarafından verildi. Bütün vücudumdaki yanık izlerini fotoğraflarla delillendirdi. Polisi içeri sokmadı. Sonra birden serbestsin yanlışlık olmuş demezler mi?

P.Y: Bursa’da da işkence davası açtınız. Bu dava ile ilgili söyleyecekleriniz neler?

T.T: Bursa işkence mahkemesi sadece 3 polis; 1emniyet amiri, 1 komiser yardımcısı ve 1 polis memuru hakkında ceza verdi. Ceza da uygulanmadı sonuçta. Avrupa İnsan Hakları Mahkeme sürecimiz bu aşamada başladı zaten. Ben acı çektim ve kimse ceza almadı. Benim yaşadıklarımın sadece bir kısmını yaşayanlar senelerce psikolojik destek alıyorlar. Ben almadım ama günlerce işkencedeymiş gibi kabuslar görerek uyandığım oldu. Kendim mücadele etmek istedim.

P.Y: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurunuz ve açtığınız dava ilgili süreci anlatır mısınız?

T.T: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bu süreçten sonra dava açtık. Bu davayı geri çekmem yönünde baskılar vardı. Tabiri caizse Nuh dedim, peygamber demedim. İşkence esnasında da söyledim ‘Bu yaptıklarınızı  Türkiye duyacak’ dedim. Bana işkence esnasında ‘Kim duyacak seni. Seni öyle bir hale getirdik ki’ gibi konuşmalar geçti. Ben AİHM’ne maddi boyutu düşünerek dava açmadım. Kesinlikle  böyle bir şey düşünmem söz konusu dahi değil zaten. Çünkü benim yaşadığım acıların bedeli maddiyatla ödenemeyecek kadar ağır. Ben polisimi seviyorum. Bu mahkemeyi açarken polisime karşı açmadım. İşkence yapan polislere karşı açtım. Bütün polis teşkilatını da zan altında bırakmak istemiyorum. Polis de, asker de,  devlet de bizim. Ama içlerinde bu tür olayları yapabilecek şahıslar varsa önüne geçilmeli diye düşünüyorum. Üzüldüğüm nokta benim haklılığımı Avrupa insan hakları Mahkemesi’nin tescil mi etmesi lazımdı? Neden Türkiye Cumhuriyeti’nde tescil edilemedi. Ben ülkemde  haklılığımın ispatlanmasını isterdim.

2001 yılındaki İstanbul  süreci ile ilgili de AİHM’e başvuracak mısınız? Başvurmayı düşünüyorum çünkü işkence yeni yasaya göre zaman aşımından çıkarıldı. Onun için ben de bu hakkımı kullanmak istiyorum. Çünkü o şahısların şu anda görevde olduğunu biliyorum ve bunu düşünmek bile beni delirtiyor. Bununla ilgili de gidebildiğim yere kadar gideceğim.

P.Y: Türk mahkemelerinde bir süreç başlatabilir misiniz önce?

T.T: Evet, önce onu yapacağız avukatlarımla. Türk Mahkemelerinde hakkımızı arayacağız.

P.Y: Peki yine takip edildiğinizi, gözlendiğinizi  hissediyor musunuz? 

T.T: 8 ay önce bir suç duyurum var. Başbakan’a, Adalet Bakanlığı’na, Emniyet Genel Müdürlüğü’ne, Cumhurbaşkanlığı’na gönderdiğim. Konu biraz detaylı. Bunu o suç duyurusu neticelendikten sonra konuşuruz inşallah.

P.Y: İş yaşantınız  devam ediyor mu ?

T.T: Yeni bir iş kuruyorum. Bir arkadaşımın bayiliğini alıyorum. İşte bir şeyler var. Bir arkadaşımın madeni yağ fabrikası mevcut.  Bayiliğini yapacağız.

Ayrıca  servis taşımacılığı olacak.

Hayırlısı diyelim.

Yazarın tüm yazıları

Bir Cevap Yazın

Widgetized Section

Go to Admin » appearance » Widgets » and move a widget into Advertise Widget Zone