Anasayfa / Yazarlar / İslamcılık 

İslamcılık 

Türkiye’nin özgün koşullarında taşralı renkler taşıyan İslamcı siyaset, zaman içinde bir toplumsal hareket olma kimliğini yitirdi.

Başka bir ifade ile siyasal İslamcı hareket, taşradan kente taşınınca modernleşti ve muhafazakârlığa evirildi.

İslamcılık monoblok bir gövde değildir elbet.

Esasen bugün konuşulan İslamcılık 1960 ve sonrasında İslam coğrafyasında ki telif ve tercüme eserlerle oluşmuştu.

Türkiye özelinde İslamcılık bir mağduriyet, bir mahrumiyet vebir mazlumiyet ideolojisi olarak gelişti.

Onun için olsa gerek, imkân ve iktidar bütün İslamcıları / bütün İslamcı grupları deyim yerinde ise negatif bir değişime tabi tuttu.

Türkiye’nin politika arenasında bir laik / muhafazakâr çatışmanın varlığından söz edilir öteden beri.

Taşradan kente kendi yaşama biçimi ve kültürü ile gelen / göç eden dindar /muhafazakârlar, kent soylularla, kentte yaşayan imtiyazlılarla, kentin rantını ve kamusal alanları paylaşmak istiyordu.

Var olan çatışmanın aslını, esasını, özünü, nedenini burada aramak gerekir.

Köyden kente ilk büyük göç dalgası 1950’de, ikinci büyük göç dalgası ise 1980-1990arası dönemde görülmüştü.

Bu tarihlerde kırdan / kırsaldan kente, hatta çoğu kez kentten kente doğru yoğun göçler yaşandı.

Tesadüfe (!) bakın ki kırdan kente göç hareketiyle eş zamanlı olarak kamu imkânlarında da bir azalma, bir daralma yaşanmıştı.

Daha doğru bir ifade ile neo-liberal politikaların etkisi ile hazineden karşılanan teşvikler, destekler, sübvansiyonlar ve kamu kadroları azaltılmış / daraltılmıştı.

Statü ve rant dağıtım tekelini elinde tutan merkezi oligarşik çevreler taşradan / kırsaldan / çevreden kente gelenleri bu ganimetlerden uzaklaştırmak için laiklik silahını kullandılar.

Çevreden gelenlerde bu ganimetten yararlanma / pay alma kavgasında din metaforuna sarıldılar.

Demek oluyor ki, laik / muhafazakâr kavgası olarak görünen kavga esasen bir din / laiklik kavgası, bir dindar / laikçi kavgası değildir.

Kavga baştan aşağı statü ve rant dağıtım tekeline el koyma / sahip olma kavgasıdır.

Oysa kırsaldan kente göç hareketinin daha önemli bir arka planı var.

Küresel kapitalizm kent dışında kalan insanları ucuz iş gücü sağlamak ve daha fazla tüketen yığınlar haline getirmek için onları ayartarak / kışkırtarak kente göç etmeye özendiriyor.

Daha doğru bir ifade ile zorluyor.

Kapitalizmin bu yağma ve talanı karşısında kendinde direnme / dayanma gücü göremeyen insanlar ve topluluklar içe kapanarak muhafazakârlaşıyorlar.

Mesele esasen bundan ibarettir.

 

 

İlginizi Çekebilir

70’lere Yolculuk

Son zamanlarda kendimize oluşturduğumuz nostalji kültürü ile geçmişten kendimize bizi iyi hissettirecek şeyleri bulup çıkartır ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir