İstanbul zirvesi kararları

Türkiye’nin girişimleri sonunda, 14 Mayıs 2018’de Gazze’de İsrail’in yaptığı katliam nedeniyle İİT’nın 18 Mayıs 2018 günü son İstanbul Zirvesinden önemli bazı kararlar alındı. Bu kararlar ister istemez önceki toplantılarda alınan kararları hatırlatıyor. O toplantılarda da önemli kararlar alınmıştı. Ancak o önemli kararların yol açtığı hiçbir sonuç ortada yoktur.

Son zirve kararlarının da öncekilerin akıbetine uğrama ihtimali yüksektir. Ne var ki bir konuda yapılan mücadelenin siyasi, diplomatik, basın/yayın ve askeri tarafları olur. Bu tarafların her birisi bir bütünün parçaları durumundadır. Biri diğerini gereksiz edemeyeceği gibi birisinin eksiliği de mücadeleyi başarısız edebilir. Filistin olayı hakkında ki bu mücadele safhalarının hepsi çoğusu tamamdır ama belki en önemlisi olan askeri unsur ortada yoktur. İsrail’e karşı yapılan mücadelede askeri unsur olmayınca ortada gözle görülür bir sonuç da yoktur.

Evet İsrail çok uzun bir siyasi, diplomatik, propaganda, mali ve ennihayet örgütlü bir terör faaliyetinin sonunda İngiltere’nin kanatları altında oluştu. Ortaya çıktığı günden itibaren dünyanın en gelişmiş askeri imkanlarına sahip oldu. Bütün işgallerini yayılmasını ancak bu askeri gücü ile yapabildi.

Buna karşılık Filistinli Arapların haklılıkları, siyasi, diplomatik mücadelelerinin yanında yeterli askeri güçleri hiçbir zaman olmadı. Bu da Filistin mücadelesinin başarısını engelledi. Siyonist terörü İsrail adıyla 14 Mayıs 1948’de devletleşti. Bu tarihten altı ay önce Kasım 1947’de BM’de alınan karar ile Filistin topraklarının % 56’sı Araplara, % 44’ü ise Yahudilere bırakılmıştı. Araplar bu bölmeyi kabul etmedi. Art arda gelen savaşlarda Arap tarafı hep yenildi, Yahudi tarafı kazandı ve işgallerini genişletti. Günümüzde ancak % 20’lere tekabül eden bir toprak oranı Arapların elindedir. O toprakların da biri birleriyle fiziki bağlantısı Yahudi yerleşim alanları ile kesilmiş her an ortadan kaldırılma tehlikesi içindedir. Bu durumda Filistinlilerin İsrail’e karşı mücadelesi nasıl başarıya ulaşacaktır?

Arap ülkelerinin sayısı her ne kadar yirmi diye söylenir yazılır ise de onları normal egemenlik hakkına sahip bir ülke olarak düşünmek gerçekçi değildir. Evet haritalarda her ne kadar Arap ülkeleri var, üstelik İsrail bu ülkelerin ortasında ise de o Arap ülkeleri örtülü birer işgal altındadır. Hiç birisinin bağımsız karar alma kudreti, iradesi yoktur. Onların Filistin mücadelesine yakınlığı, katkısı bir Portekiz ya da Madagaskar’dan öteye geçmez.

İslam Dünyası’nın durumu da tıpa tıp Arap dünyası gibidir. 56 İslam ülkesinin kaçı gerçekten bağımsızdır? Ya da kaç tanesi ABD/İsrail ajanı olmayan ülkedir? Bu ülkelerin temsilcileriyle İstanbul Zirvesinde alınan kararlara duyulan umut ve güven kendiliğinden uçup gitmektedir. Literatürde var olan “İslam Dünyası’nın” gerçek hayatta bir karşılığı yoktur. Aslında İsrail’in gücü de buradan kaynaklanmaktadır.

Son İİT Zirve kararlarının ekonomi ile ilgili olanları belki en kolay uygulanabilir olanlardır. “ABD ile birlikte elçiliğini Kudüs’e taşıyan ülkelere karşı ekonomik kısıtlama” isteyen bu kararları üye ülkelerin uygulaması önemli bir etki yapar. Karar alıcılar arasında Suudi Arabistan, Mısır gibi ülkelerin varlığı bu kısıtlama kararını ne ölçüde geçerli edebilir? Adı geçen ülkeler, ABD’nin her hangi bir eyaletinden daha çok ABD’ye bağımlıdırlar.

Filistin olayı için umut vaad eden önemli unsur Arap Sokağıdır. Arap Baharı o sokağı alt üst edecek önemli bir gelişmeydi. İran, Rusya ve ABD gibi sömürgeci ülkeler Arap Baharını kışa çevirdiler. Bu sonuç en çok İsrail ve İran yayılmacılığını kolaylaştırdı. Çünkü ajanlaşmış, diktatör yöneticiler bu sayede yerlerini koruyabildi. Arap ülkelerinin yönetimleri eğer Arap Sokağı’na göre oluşsaydı, İsrail için büyük kıyamet çoktan kopmuş olurdu.

Son İstanbul İİT Zirve kararlarını öncekilerden farklı eden en önemli tarafı “Filistinliler için uluslar arası bir koruma” maddesidir. Son derece önemli olan bu karar maddesi nasıl hayata geçecektir? Çünkü bu kararın gerçekleşmesi BM’in onayına bağlıdır. Böyle bir onay ABD’ye rağmen BM’de karar haline gelebilir mi? Güvenlik Konseyinde karar çıkmaz ise Genel Kurul’da karar alınacağı düşünülse bile bu kararın nasıl uygulamaya konulacağı da apayrı bir meseledir. Çünkü Filistinlileri korumak için Filistin’e gidecek bu askeri güç hangi ülkelerin askerinden oluşacaktır? Doğrudan ABD ve İsrail ile savaşmak anlamına gelecek olan bu girişime kaç ülke katılabilir?

Tayyip Erdoğan’ın Filistin olayı hakkındaki azimli tutumunu teslim etmek icap eder. Onun kişisel kararlılığı, ağırlığı ve ısrarı ile Filistinli mazlumların ahı, uluslar arası diplomasi alanlarında yankılanmaktadır, karşılık bulmaktadır. İsrail saldırganlığının, katliamlarının arkasında ABD’nin sınırsız desteğine ve suç ortaklığına karşılık Tayyip Erdoğan’ın yalnızlığı başarı şansını azaltmaktadır. Gazze’de katliam esnasında Filistinlilerin İsrail’e karşı Türk bayrağını sallamaları umutlarını, Türkiye’ye CB Erdoğan’a bağladıklarını gösteren önemli bir manzaradır.

İlginizi Çekebilir

ABD dinin neresinde, din ABD’nin neresinde

ABD’nin gerek kuruluşu esnasında, gerek kuruluşu sonrasında ve gerekse Amerikan toplumunun kimlik inşasında din faktörü ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir