“İzindeyiz”

Sözlük anlamı, “bildirmek, duyurmak, çağrıda bulunmak, ilan etmek” demektir. Namaz öncesinde camiden (ya da minareden) okunan toplam 12 kelimeden ibarettir. Hz. Muhammed’in Medine’ye hicret etmesinden sonra (622) başlayarak binlerce yıl hemen her yerde Arapça şekliyle okunmuştur. Bu yönüyle evrenseldir. Dünyanın hemen her yerinde yüzlerce değişik ırk ve dilden olan Müslümanlar Ezan’ı bu haliyle okumaya devam ederler. İslam Dünyası’nın doğudan Moğol-Çin, kuzeyden Rusya, batıdan çeşitli haçlı topluluklarının yaptıkları işgallerde bile Ezan bu haliyle okunmuştur.

Din işleri ile devlet işlerini biri birinden ayırmak iddiasının en çok baş tacı edildiği bir dönemde Ezan’ın Arapça okunmasını yasaklayan bir kanun çıkarılmıştı. Bu kanuna uymadığı iddiası ile tutuklanan, hapsedilen, eza cefa edilen insanların sayısını bilen yoktur. Din işi ve dünya işinin ayrılmasını hayatlarının varlık gayesi bilenlerin devlet adına doğrudan din işi olan Ezan’ın nasıl okunacağına karışmalarının, bunun için kanun çıkarmalarının bir anlamı olabilir mi? Din devletin işine karışsın demenin idam nedeni sayıldığı bir dönemde iktidarı elinde tutanlar kendi kutsal ilkelerini çiğneyerek din işlerine müdahale ediyorlar.

Ezanın Arapça okunmasını yasaklayanlar, camiye gider miydi, namaz kılar mıydı? Evet dedirtecek hiçbir bilgi yoktur. Yani kendilerinin kılmadıkları namaz için, başkalarının kıldığı namaz için, Arapça değil Türkçe okunsun diye kanun çıkarıyorlar.

Dönemin iktidar sahipleri, İslam’ı, Türk halkının geri kalmasının nedeni olarak görüyorlar. Ezanın, salatın, namazda Arapça okunan sureleri de sorumlu sayıyorlar. Halkı bu geri kalmışlıktan kurtarmak için bunların Arapça olması lazım geldiğini iddia ediyorlar. Halkı zaten, yangında kurtarılacak eşya gibi, iradesiz ama kendilerine de muhtaç bir varlık biliyorlar. Kurtarıcılıklarını göstermek için 1932’den 1950’ye kadar, binlerce yıldır bilinmeyen, duyulmayan bir tekrarı yaptırıyorlar. Bu süre içinde camiye gidiyorlar mı? Hayır gitmiyorlar. Bazen halkevlerine gidiyorlar.

Tek parti döneminin sahibi, biricik varisi CHP bu dönemin tartışılmasını suç bilmeye devam ediyor. Her konuda batılı toplumların taklidini kutsal bir görev bilen asla Türklüğü hatırlamayan bu çevre sıra Ezan gibi İslami uygulamalara gelince acaip, tanımsız bir Türkçü olarak, Ezanın Türkçe okunmasını istiyor.

İster iki yüzlülük, riyakarlık isterse siyaset icabı takiyye denilsin, günümüz CHP’si artık bir reddi miras dönemine ulaşmış bulunuyor. Her fırsatta “izindeyiz” diye slogan atmalarına, dağa taşa yazmalarına bakılmasın. Ezanın yeniden Türkçe okunmasını isteyen CHP Ardahan milletvekili Öztürk Yılmaz bu nedenle partisinden atılmıştır. Madem “izindesiniz”, bunu isteyen birisini niçin partiden atıyorsunuz? Hani ne oldu, niye “izinde” değilsiniz?

Ezanın Türkçe okunmasını istemek artık CHP’de bile suç sayılmaya partiden atılma nedeni olmaya başlamıştır. Bu işlemin riyakarlıkla, siyasi takiyye ile de ilgisi olabilir. Belki de işin can alıcı tarafı doğrudan Ezanın karşısında CHP mirasının ezim ezim ezilmesidir. Madem tartışılmayacak ölçüde, kurtarıcı, üstün devrimlerle o dönemde iyi işlemler yapılmıştır, o halde onlardan birisi olan Ezanın Türkçe okunmasını isteyen birisini niye partiden atıyorsunuz? Niye “izinden” gitmiyorsunuz? Oysa her tarafta bunu yazıp, bunu bağırıyorsunuz.

Aslında bu örnek olay tek parti dönemi mirasçılarının iflas ilanıdır. Ancak burada bir iki yüzlülüğünde görülmesi icap eder. Madem Türkçe Ezan okunmasını istemek partiden kovulma suçudur, o halde geçmiş dönemde 18 yıl hükümet zoruyla bu suçu işlemiş olan yöneticiler hakkında da aynı CHP’nin bir karar açıklaması gerekmez miydi? En azından biz onlardan beriyiz, onlar da suç işlemiştir, yargılanmaları gerekir, suçlu oldukları için meydanlardan, caddelerden adlarının da silinmesi gerekir diye bir açıklama beklenirdi.

Oysa yapmadılar. O mirasa, o mirasın menkul, gayrimenkullerine sahip olmaya devam ediyorlar. O mirasın sembol işlerinden birisini safça isteyeni de partiden kovuyorlar. İki yüzlülük böyle bir şey olmalıdır.

CHP sözcülerinin DİB Ali Erbaş’ın istifasını istemeleri de ibretliktir, “Atatürk’ün kurduğu DİB’nı temsilen onun düşmanını ziyaret edemezsin.” Kurmasaydı. DİB kurulmazdan önce onun muadili olan şeyhülislamlık protokolde başbakan ile aynı seviyedeydi. DİB’in yetkileri, şeyhülislamlığın yetkilerinin zekatı kadar olmadığı gibi kendisi de genel müdürlük seviyesindedir. Böylece DİB’ını kurarak ona iyilik yapmış sayılabilir mi?

Üstelik din işi ile dünya işlerini ayırmanın tavan yaptığı bir dönemde DİB’in kurulması, doğrudan dini kontrol altında tutmak, kendi iktidarı doğrultusunda dini siyasete alet etmek değil midir? belki de DİB kurulmasaydı, dönemin iktidarı tarafından dinin siyasete alet edilmesine bahane kalmayacaktı.

Ancak yine de CHP bu haliyle “izinde” sayılmaz. Madem en önemli işlerinden birisini suç, ayıp saymaya başlamıştır, o halde “izinden” ayrılmıştır. Her ne kadar siyasi riyakarlığın bir örneği ise de bir defa “izindeyiz”den makas açılmaya başlamıştır.

 

İlginizi Çekebilir

Kemal Kılıçdaroğlu’ndan şok asgari ücret açıklaması!

Asgari ücret tartışmaları devam ederken CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan önemli bir açıklama geldi. Kılıçdaroğlu, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir