Son Haberler

Kandil operasyonunun öğrettikleri

Her şeyden önce PKK’nın varlığı Türkiye içinde ve bir istihbarat oyunları ile başlamıştı. Bunun sonunda doğu illerinde kanlı terör eylemleri ile PKK bir şiddet tekeli oluşturmuştu. 1980 askeri darbesinden önce doğu illerinde örtülü bir şekilde PKK etkisi hatta egemenliği vardı. Onun dışında o bölgede başka bir terör örgütü kalmamıştı. Bu yüzden PKK’nın varlığını ve hatta büyümesini Diyarbakır Cezaevindeki insanlık dışı uygulamalarla açıklamak doğru ve yeterli değildir.

Suriye el-muhaberatının gözde davetlisi olarak Öcalan’ın Temmuz 1979’da Suriye’ye götürülmesi ile PKK dışarıda önemli bir üs edinmiş oldu. 1998’e kadar PKK bütün neredeyse bütün askeri ve siyasi hazırlıklarını donanımlarını Suriye’de yaparak Türkiye’ye karşı saldırılarını sürdürdü. Saddam yönetimindeki Irak PKK’ya karşı Türkiye ile işbirliğine daha yakın ve açık davranmıştı. Ancak Eylül 1980’de başlayan İran-Irak savaşı zamanla Saddam yönetiminin kuzey Irak’ta otoritesini ortadan kaldırdı. Barzani ve Talabani yönetimindeki Irak Kürt partileri İran ile Saddam yönetimine karşı yaptıkları ittifak bölgedeki Irak otoritesini önemli ölçüde sarsmıştı. PKK’nın kuzey Irak’ta üs oluşturmasında İran-Irak Savaşı önemli rol oynamıştı.

ABD’nin 1991 ve 2003’de Irak’a saldırması ve Saddam yönetimini devirmesi kuzey Irak’ta PKK için bulunmaz bir fırsata dönüştü. İlginç olan hem 1991 hem de 2003’te Türkiye muhalefeti, Türkiye’nin Irak’a ABD ile birlikte asker göndermesine itiraz etmiş ve iktidar partilerinden (1991’de ANAP 2003’te Ak Parti) buldukları müttefikler ile Türkiye’nin elini kolunu bağlamıştı. Üstelik 1991’de Türkiye, Barzani/Talabani idaresinde bir Kürt bölgesinin önce tesis edilmesi sonra da Saddam idaresine karşı korunmasında gönüllü gönülsüz görev üstlenmişti. PKK ise bu dönemde Irak’a yerleşmiş ve Irak Kürtleri arasında da taban edinmeye çalışmıştı.

Türkiye’nin 1990’lı ve hatta 2000’li yıllarda kuzey Irak’ta artan PKK üslerine karşı yaptığı önemli askeri operasyonlarından kalıcı bir sonuç ortaya çıkmamıştı. Evet askeri açıdan Türkiye başarılı olmuş hedef aldığı PKK üslerini barınaklarını önemli ölçüde ortadan kaldırmıştı. Ne var ki Türkiye’nin o bölgeden çekilmesinden sonra PKK aynı yerlerde benzer üslerini barınaklarını tesis ederek Türkiye’ye karşı terör saldırılarını sürdürmüştü.

Bu dönemde Türkiye’nin pek çok yerinde de PKK üsleri barınakları vardı. Buralara karşı yapılan askeri operasyonlarda kalıcı bir sonuç ortaya çıkarmamıştı. 2015’te başlayan yeni bir dönemde ise Türkiye sınırları içindeki PKK üsleri barınakları neredeyse tümüyle yok edildi. Bunun dışında PKK’nın Suriye ve Irak’ta da önemli üs ve barınakları vardı. PKK’nın Suriye’deki uzantısı PYD’ye karşı Suriye’de Türkiye’nin başta Afrin olmak üzere önemli operasyonları oldu. Muhtemelen yakın zamanda Menbiç’te de benzeri bir operasyon olacaktır.

Buna karşılık PKK’nın ana üssü sayılan kuzey Irak’a karşı başlayan Türkiye’nin operasyonları önceki dönemlerden farklı bir strateji ile yapılıyor. Önceden Türkiye oraya gider PKK barınaklarını dağıtır ama geri çekilince o barınaklar tekrar inşa edilirdi. Şimdi ise Türkiye kuzey Irak’ta gerekli gördüğü yerlerde PKK’ya karşı kalıcı üsler kurmaya ve Kandil’e doğru uzanan operasyonlarını sürdürmektedir.

Hatırlanmalıdır ki Kandil Dağı PKK’nın ana üssüdür. Kandil Dağı’nın bir tarafı Talabani yönetimindeki Irak/Süleymaniye’ye bakarken diğer tarafı ise İran yönetimindeki Senendeç şehrine bakmaktadır. Türk askeri gücünün Kandile yaklaşması nedeniyle belki PKK’lılar orayı önemli ölçüde tahliye de etmiştir. Böyle olsa bile Türkiye’nin oraya karşı doğrudan askeri bir operasyon yapması orada ve yakınlarında askeri üsler kurması hem askeri hem de siyasi açıdan Türkiye için önemli bir üstünlük nedeni oluşturacaktır. Belki de bu sayede PKK’nın kuzey Irak’ta barınması imkansız hale gelecektir.

Buna karşılık İran Genel Kurmay Başkanlığı Sözcüsü Tuğgeneral EbulfazlŞikarçi, Türkiye’nin Kandil’e yaptığı operasyonu “Irak hükümetinden onay almadığı için gayri meşru gördüklerini” açıkladı. (15 Haziran 2018 tarihli gazeteler). İran’ın bu çıkışına kadar Irak hükümetinden Türkiye’nin bu operasyonuna karşı bir tepki ortaya çıkmamıştı. Zaten Türk makamlarının Irak’a önceden yaptıkları gezilerde bu operasyon için gerekli mutabakatlar sağlanmış olmalıdır. Şimdi İran’ın bu çıkışları hem Irak’taki makamları Türkiye’ye karşı itiraz etmeye zorlayacaktır. Hem de PKK’ya yalnız olmadığını gösterip ona moral verecektir.

İran yönetiminin anlayışına göre mesela SSCB’nin Afganistan’ı 1979’da işgal etmesi meşrudur. Çünkü SSCB o tarihteki Afgan hükümetinin çağrısı üzerine oraya gitmişti. Rusya ve İran’ın Suriye’deki hali hazır işgalleri de meşrudur çünkü Suriye’nin meşru hükümeti sayılan Esat’ın çağrısı üzerine bu iki işgalci ülke Suriye’dedir. Elbette İran yönetiminin bu meşruiyet görüşünün kendisi en başta gayri meşrudur. İran, PKK’nın tümüyle bitirilmesinden rahatsızdır. PKK varlığı devam etsin, Türkiye sürekli onunla uğraşsın, Türkiye’de her gün asker ve polis cenazeleri olsun hatta PKK canlı cansız bombaları ile büyük şerhlerde yüzlerce katliam olsun istemektedir. İran yönetimi sadece Arap yarım adasında nifak çıkaran işgaller yapan bir ülke değildir. Görüldüğü gibi Türkiye’ye karşı yürütülen bir terör faaliyetinin de arkasındadır.

İran yönetimine sormak icap etmez mi iki Yemen’i işgal ederken oranın meşru yönetiminden davet aldınız mı? Irak’ı ABD ile işgal ederken, Suriye’yi Rusya ile işgal ederken hangi meşru yönetimlerin daveti ile bu işgallerinizi yaptınız? Hiç birisinde ki işgal varlığınız bir meşruiyete dayanmaz iken Türkiye’nin doğrudan kendisine yönelen bir terör odağına karşı icat etmeye çalıştığınız bu meşruiyet bağı boş bir fantezidir.

İran yönetimi bu haliyle Türkiye için asla iyi komşu olacak bir ülke değildir. İran yönetiminin Türkiye’ye karşı bu düşmanca tutumu Türkiye için ciddi bir tehdit nedenidir. Üstelik bu İran ABD ile birlikte Afganistan ve Irak’ı ortaklaşa işgal etmişken ve bu iki ülkedeki ABD işgaline karşı asla “gayri meşru” görüşünü açıklamazken bu tutumunu yalnızca Türkiye’ye karşı yapmaktadır. Açıktır ki PKK’nın etkisiz hale getirilmesi çabası İran’ı kaygılandırmıştır.

Suriye, Irak ve Yemen olayları göstermiştir ki İran’ın sahip olduğu/olacağı her türlü askeri güç öncelikle İran’a komşu Müslüman topluluklar için büyük bir tehdittir. İran’ın günümüzde PKK’yı Türkiye’ye karşı koruma çabası onu bir askeri manivela olarak kullanma isteğinden dolayı olmalıdır.

İran yönetimi Türkiye’ye karşı bu düşmanca tutumunu, ABD’nin İran’ı ablukaya almaya çalıştığı bir döneme denk gelmiştir. Bunun anlamı böyle bir ablukayı İran yönetimi (belki göstermelik olmasından dolayı) fazla önemsememiştir. İran’ın ABD ile girişeceği sınırlı bir çatışma onun Irak-Afganistan gibi ülkelerde ABD ile yaptığı kanlı işgal ortaklığını bile gölgeleyecek belki aklayacaktır. ABD’ye karşı gerçekten savaşan tek ülke olduğu propagandası için uzun yıllar sürecek bir malzeme kaynağı olacaktır.

Türk makamları artık teslim etmelidir ki iyi komşuluk ilişkileri karşılıklı olur. Tek taraflı iyi komşuluk ilişkisi sürdürülebilir değildir. Son otuz yıllık Türkiye-İran ve Irak ilişkileri göstermiştir ki Türkiye’nin İran yönetimine karşı ortaya koyduğu dostluğun karşılığı İran’da asla olmamıştır. Kandil Operasyonu bunu herkese yeniden öğretmiş olmalıdır.

Türkiye, Kandil’e operasyon yapıyor diye İran yönetimi Türkiye’ye karşı bu dönemde asla bir çatışmayı göze alamaz. PKK’yı koruyan kollayan tutumu nedeniyle, PKK’lıların İran içlerinde saklanmalarına yardım edebilir. Zaten böylesi işleri son otuz yılda defalarca yapmıştır. Türkiye’nin Kandil’e kadar uzanacak askeri varlığı PKK’yı ne ölçüde askeri açıdan  bitirecektir, bunu zaman gösterir. Ancak PKK bir daha eski PKK olamayacaktır. Ana merkezine dokunulamayan ulaşılamayan komşu bir ülkenin korumasının kendisine yetmediğini herkesle birlikte görecektir.

İran’ın Türkiye’ye karşı bu düşmanca çıkışı Türkiye için örtülü bir tehdit anlamı da taşır. Ancak Türkiye ile fiili bir çatışmayı İran göze alamaz. Eğer Türkiye PKK’ya karşı kararlı tutumunu İran’a rağmen sürdürürse İran ya geri adım atacaktır ya da Irak’taki kahyalarını Türkiye’ye karşı cepheye sürecektir. O kahyaların da Türkiye’ye karşı yapacakları fazla bir şeyleri yoktur.

Buna karşılık Türkiye’nin İran’a karşı imkanları çok daha fazladır. İlle de Türkiye’nin doğrudan İran ile savaşması gerekmez. İran içinde ve çevresinde Türkiye’nin İran’a karşı ittifak edebileceği çok sayıda unsur vardır. Türk makamları doğrudan bir savaş yerine bu unsurlar ile İran’ın Türkiye’ye karşı tehditlerini düşmanlıklarını etkisiz hale getirebilir.

İran Arap yarım adasının yarısında (Irak-Suriye-Lübnan-Yemen) yaptığı işgallerle gücünün çok ötesinde yayılmıştır. Bu aslında İran’ın en zayıf tarafıdır. İran’ın yayılmacılığı kendisini koruma imkanını da o ölçüde azaltmıştır. İran’ı sırf bu yayılmacılığı bile ciddi bir beka sorunu ile kuşatmıştır. Elbette İran yönetimi yayılmacılığın verdiği haz ile bu durumu bir zayıflık değil belki kuvvet nedeni saymaktadır. İran yönetimi ölümcül beka sorunu ile karşılaştığında kendisine ağlayacak bir müttefik bile bulamayacaktır. Katlettiği yurtlarını işgal ederek viraneye çevirdiği milyonlarca mazlum mağdur hatta maktül Müslümanın kanı İran’ı asla iflah etmeyecektir. PKK’yı koruma ve kollama çabası sonunda onunla yenileyeceği ittifak onun derdine deva olmayacaktır.

Geçen otuz yıllık sürede Türkiye’nin iktidar ve (özellikle) muhalefet çevreleri dış siyasi görüşlerini gerçekçi ve uzun vadeli bir bakışa göre düzenlememiştir. Bu Türkiye’nin zayıf tarafını oluşturmuş ve elini kolunu bağlamışken PKK terörü bu zayıflıktan yararlanarak İran gibi ülkelerin katkısı ile varlığını günümüze kadar sürdürmüştür. Kandil operasyonu terörü doğrudan kaynağında yok etme amacına yönelik olduğundan isabetlidir ve kalıcı sonuçlara yol açacaktır. Türkiye, PKK terörüne karşı Sri Lanka modelini takip etmelidir görüşü de ilk defa uygulanma imkanı bulacaktır. 24 haziran seçimlerinin bu imkanı ortadan kaldıran değil devam ettiren sonuçlar çıkarmasını dilerim.

 

 

İlginizi Çekebilir

Asırlardır Tutulan Yas; Kerbela -8-

Şeb-i katl-u şeb-i kandır bu gece,       Melekler suya giryandı bu gece… İmam Hüseyin susuz dudakları ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir