Kent dindarlığı

Hemen bütün modernleşme teorileri din olgusunu paranteze alırlar.

Olabildiğince sadeleştirerek ve olabildiğince basitleştirerek ifade etmek gerekirse şayet, modern sosyoloji teorileri ağız birliği etmişçesine hep bir ağızdan şunu söylerler.

Bilim ve teknolojinin gelişmesine koşut insanlar / toplumlar modernleşecek, sonra modernleşmeye koşut din de anlamını / önemini yitirecek ve bu sayede insanların ve toplumların hayatından çıkacak.

Modern sosyoloji teoriler böyle söylediler ancak pratik hiç de onların söylediği gibi olmadı.

İnsanlar ve toplumlar bilim ve teknolojinin gelişmesine koşut modernleştiler ancak din insanların ve toplumların hayatından öyle zannedildiği gibi kendiliğinden çekip gitmedi.

Modernleşen toplumlarda modern kâhinlerin arzuladığı gibi din insanların ve toplumların hayatından çıkmadı.

Ne var ki din olgusal anlamda kendi olarak da kalmadı / kalamadı.

Sonuç itibariyle zihinler / gönüller / fikirler / inançlar topyekün modernleşmekten etkilendi / sekülerleşmekten yana nasibini aldı.

 

Modern kent olgusu son tahlilde seküler bir olgudur.

Neticede Aydınlanma düşüncesinin / sanayi devriminin ürünü değil midir modern kent.

Kentin kendisi seküler bir olgu olunca, kent dindarlığı da ister istemez seküler bir hal alıyor.

Zaten kent dindarlığı ile kast edilen şey salt inanç ve gündelik ibadetlerle sınırlı bir şey değil mi?

Sözgelimi kent ortamında ticaretle uğraşan, bu arada gündelik ibadetlerini aksatmayan dindar bir tüccarın ticari ilişkilerinde din ne kadar belirleyici olabiliyor.

Ya da kent yöneticisi olan ve gündelik ibadetlerini de aksatmadan yerine getiren dindar bir yöneticinin şehirle / toprakla / tabiatla olan ilişkilerinde din ne kadar belirleyici olabiliyor.

Seküler kent dindarlığı işte böyle bir şey.

 

Kentleşme sorunları zaman / mekân / insan üçlü sacayağına bağlı olarak ortaya çıkan sorunlardır. Unutmamak gerekir ki burada kilit rol insandadır.

Kentsel dokunun oluşmasında da kilit rol insandadır, kentsel sorunların ortaya çıkmasında da kilit rol insandadır, kentsel sorunların çözümünde de yine kilit rol insandadır.

Kentlerde insanın hayatı genel itibariyle ifade etmek gerekirse, mesleki ve ekonomik düzenek içinde tanzim ediliyor.

Keza inanç ve düşünce hayatı da kitle iletişim araçlarının manipülasyonu altında şekilleniyor.

Tabi bu durumun toplumsal hayata yansımaları da çok farklı oluyor.

Sert / katı ideolojik yönelimlere sebep olduğu gibi, dar / kapalı / içe dönük / kendi kendine yeten alternatif eğilimlere / oluşumlara da sebep olabiliyor.

 

Kent ortamında dar ve sabit gelirli küçük esnaf ve zanaatkâr kesiminde daha gelenekçi, daha muhafazakâr, daha mistik bir dindarlık göze çarpar.

Ekonomik ve kültürel açıdan daha üst tabakalara doğru gidildikçe durum değişir.

Bu muhitlerde daha seküler / daha modern / daha rasyonel bir dindarlık kendini gösterir.

Esasen yerleşim birimleri açısından da benzer bir durum olduğu söylenebilir.

Merkezde / merkezi yerleşim birimlerinde daha rasyonel / daha bireysel bir dindarlık görülür.

Merkezden muhite doğru gidildikçe de işin rengi değişir.

Buralarda daha şekilci / daha mistik bir dindarlık biçimi vardır genel itibariyle.

İşin özeti şudur.

Modern kent denilen olgu bir değirmedir.

İçine aldığı her şeyi öğütüyor / değiştiriyor / başkalaştırıyor.

Kent dindarlığı da bu değirmenin bir ürünü / bir çıktısı.

İlginizi Çekebilir

TÜGVA’dan öylesine güzel bir proje ki!

Türkiye Gençlik Vakfı Osmangazi İlçe temsilciliği çok güzel bir proje yürütüyor bugünlerde. Projenin ismi oldukça ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir