Son Haberler

Kentlerin geleceği ve kent dindarlığı

 

Kentlerin tarihi biraz insanlık tarihidir.

Hatta denilebilir ki kentlerin tarihi biraz da dinlerin tarihidir.

Esasen kent olgusu tarihin her döneminde var olan bir olgudur.

Salt modern zamanlara özgü değildir kentler.

Her dönemin kentinin de kendine özgü özellikleri vardır.

 

Ancak modern kent ve kentleşme olgusu bütün tarihsel tecrübelerin dışında gelişen bir olgudur.

Çünkü modernleşme hem olgusal olarak hem kavramsal olarak kendinden önceki ile zihni bir kopuşun ifadesidir.

Dolayısıyla modern kent olgusu da bu anlamda kendinden önceki kent tecrübeleriyle bir kopuşu ifade ediyor.

Çünkü modern kent biraz aydınlanmanın, biraz sanayi ve teknolojinin ürünüdür.

 

Bizdeki kentleşme olgusu da tam böyle bir şey.

Kendinden önceki ile her anlamda tam bir kopuşu ifade ediyor.

Çünkü bizde kentleşme salt kırdan / kırsaldan kente göçü, salt sanayileşmeyi ifade etmez.

Bizde kentleşme serüveni aynı zamanda batılılaşmanın, çağdaşlaşmanın serüvenidir.

Bu da kendinden öncesi ile zihinsel olarak tam bir kopuşu ifade ediyor.

 

Cumhuriyet elitinin modern bir toplum inşa etme mefkûresi, kentle / kentleşme ile iç içedir.

Baktığınız zaman o günden bugüne kentli nüfus hayli arttı.

Dahası kentlerde sanayi bölgelerinin etrafında gecekondu bölgeleri oluştu.

Belki görece kentlerdeki camilerin sayısı arttı, cemaat arttı.

Ne var ki şehirlerin inşa süreçlerinde dini kimlikler, dini kabuller, dindarlıklar neredeyse hiç etkili olmadı.

 

Kentlilik biraz uzmanlık, biraz statü, biraz da roldür.

Başka bir ifade ile kentsel yaşam, büyük oranda uzmanlık üzerinden, statü ve rol üzerinden yürüyor.

Kent ortamında yaşamak ve kentin imkânlarına ulaşmak da birazda buna bağlı bir şey.

Uzmanlığınız, statünüz ve rolleriniz oranında kent imkânlarına kavuşabilirsiniz veya o oranda mahrum kalırsınız.

 

Kent ortamlarında bireyin din anlayışı veya dindarlık ölçüsü de onun uzmanlığına, statüsüne ve rollerine göre şekillenir ve ona göre tezahür eder.

Kentlerde ekonomik ve sosyal imkânlar ve fırsatlar eşit ve adil bir dağılım göstermez.

Kent imkânlarına ulaşmak ve onlardan yararlanmak için örgütlü bir dini yapıya bağlanmak gerekiyor.

Kentin sosyal, siyasal, ekonomik hayatına katılma noktasında sorun yaşayanlar ( ki bunlar daha ziyade kırdan / kırsaldan kente göç yoluyla gelen göçmenler oluyor) sosyalleşme imkânlarına ancak örgütlü dini yapılar marifetiyle kavuşabiliyorlar.

 

Kentlerde örgütlü dini yapılar ve anlayışlar, zaman içinde hem dinin kendisi için hem de kentsel yaşam için bir ayrışma, bir kutuplaşma, bir çözülme riski ve potansiyeli taşıyor.

Bu günlerde yaşadığımız / yaşamakta olduğumuz ve tanık olduğumuz şey tam olarak bu değil midir?

İlginizi Çekebilir

Sözü dinleyip en güzeline uyanlar

Çatışma kavramıyla anlatılan / anlatılmak istenen olaylar / olgular, hemen hemen insanlık tarihinin her döneminde ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir