Son Haberler

Kim Kime Emanet Ya da Ne hallerdeyiz?

 

Bir iki gün önce yazılı ve görsel medyada ilginç bir haber paylaşıldı.

Klasik bir ifade olarak tabiri caizse insanın köpeği ısırdığı cinsinden bir haberdi bu.

Gerçi yurdum insanı bu tür haberlere çokça şerbetliydi aslında.

Ama haber yine de ilginçti.

Olay basına şöyle yansıdı:

“İstanbul’da bir döviz bürosunu önce hırsızlar, sonra da ‘polis’ soydu. Hırsızlar, 1 dakikada içinde 2 milyon 100 bin TL değerinde döviz ve 1 kilogram altın olan kasayla kaçtı.

Olay yerine delil toplamak ve parmak izi almak üzere görevli olarak gelen olay yeri inceleme polisi, çekmecede gördüğü 5 bin dolar ve 5 bin TL‘yi çaldı.”

Kamera kayıtları da yayınlanan haberin içeriği özet olarak bu kadar.

Gerisi yargının işi artık.

 

***

Suç ve ceza şahsidir.

 Bu olay üzerinden, ne diğer meslek mensuplarına, ne kuruma, ne de aile bireylerine bir suç, ayıplama ve günah teşmil edilemez.

Gel gör ki bu memleket, ister üniformalı olsun, ister üniformasız olsun ‘güvenilirlik zırhına’ bürünen çetelerin nice soygunlarına, nice hırsızlıklarına, nice adaletsizliklerine şahit oldu.

 Olmaya da devam ediyor.

***

Şöyle bir düşünsek,

 Polis, asker, hâkim, savcı gibi adaletin ve güvenliğin teslim edildiği meslekler ve yine çoluk çocuklarımızı emanet ettiğimiz vakıflar, dernekler, yurtlar, kamusal işleri halk adına idare eden memurlar, amirler, eğitim kurumları gibi kendi alanlarında bilirkişi, hüküm koyucu, eğitmen, yargılama, cezalandırma ve beraat ettirme yetkisi olan, meslek ve iş mensuplarının ‘kendi çıkarı hesabına’ iş yapıp, kamu adına, kamu yararına yapmış gibi empoze etmesi ne kadar hakkaniyet ve insaniyet içerir ki?

Tuz başka nasıl kokar ki?

 

***

Hizmet ve iyilik adı altında maskelendi çoğu zaman çalmalar.

 Özellikle kamu malına tasallut olanların projeleri, nedense hep iyilik, hizmet, yardım, eğitim, hoşgörü, merhamet, nesil yetiştirmek, yardımlaşmak gibi ‘iyilik meleği’ maskelerini kullanmak şeklinde süregeldi.

Ama yeri geldiğinde uluslararası bir darbeye taşeronluk yapacak kadar alçaklaştılar.

Zalimleştiler.

Canileştiler.

Öyle bir hale gelmişti ki, kurban kesim ibadeti için, insanları bir kuzuya 10 ortak bile yapabiliyorlardı.

Yani insanları en çok bildikleri işte bile şaşkına çeviriyorlardı.

Kendileri için asla bir şey istemediler!

Ama hep kendileri için bir şey istemeyenlerin işleri rast gitti, kasaları doldu taştı ne hikmetse.

 Hani bilmesen, anlamasan ve dinlesen ağızlarından bal damlıyor, ümmet onlar sayesinde felaha, feraha erecek hissi uyandırmakta pek merhametliler.

Bu tür ortam ve yapıların genel olarak önemli ortak yanları şunlardır:

Bir –    Batini bir din ve dünya anlayışları vardır

İki –    Asrı saadetten bir türlü günümüze gelmezler

Üç –    Olağanüstü melekeleri olan önderliklere bağlıdırlar

Dört-  Kendilerini fırka-i naciyeden görürler

Beş-    Sinsiliğe varacak kadar kamuflaj kullanırlar

Altı-    Takiyyeye genel geçer bir yöntem olarak sıklıkla başvurulur
***

Bir haber nerden nereye geldi?

Kim bilir nereye gidecek?

Kamusal hak ve kamu imkânlarında, birilerine, bir takım örgütlü yapılara iltimas ve imtiyazın kapısını araladığınız zaman o kapıdan arılar da girer, akbabalar da.

 Sonra, bir de bakarsınız ki ortalık akbaba kaynıyor ve her temiz şeyi leş haline getirmek için bin bir türlü ayak oyunlarının organizatörleri oluyorlar.

Bunun adı Atatürkçü Düşünce Derneği de olsa böyle.

Akif’in nesli derneği de olsa böyle.

Kamu yararına bilmem ne vakfı da olsa böyle.

Peki, neden böyle oluyor?

En baştan gözünü kamu malına, yani toplumun her ferdinin hakkı olduğu mala ve makamlara gözünü dikiyor bu tür kişi ve yapılar.

Oraları kullanmak ve o imkânlara sahip olmak istiyor.

Çünkü kendi payına düşene razı değil. Daha çok, en çok, hatta tek başına orada olmak, o imkânlara sahip olmak istiyor.

Bu dayanılmaz güç istenci ahlaki değerleri buharlaştırıyor.

Müntesiplerinin güç istencine cevap verecek ortamlar oluşturarak her bir irade toplu halde kişiliksizleştirilerek yığınlaştırıyor.

Geleneksel olanı da böyle yapıyor modern olanı da böyle.

Farzları anlamsızlaştırıp, imtiyaz ve iltiması meşrulaştırıyor.

Yolsuzluğun, hırsızlığın, çalmanın, rüşvetin, imtiyazın, iltimasın adı değişerek akıl almaz meşrulaştırmalara fetva veriliyor.

Gel zaman git zaman bir bakıyorsunuz, temel insan haklarından mülhem,‘temel cemaat hakkı’ gibi gözüküyor bu tür işler.

Yani sözün özü, batıl hak gibi gözüküyor ve tam tamına batıl hak olunca, hak zail oluyor.

 ***

 

Kendi hakkına razı olmayan muhterislerin ne adına olursa olsun, hangi dilde, hangi dinde, hangi cemaat, grup, meslek ve meşrepte olursa olsun memlekete, millete, ümmete velhasıl insanlığa bırakacağı tek şey enkazdır.

Hakkın, adaletin, insanlığın, emanetin, güvenin, güzel şeylerin ve iyilik melekelerinin küle dönüştüğü enkaz.

Tuz hep böyle kokuyor!

Seyirci ve razı mıyız?

 

 

İlginizi Çekebilir

Hz. İbrahim radikal mı idi?

Hz. İbrahim’in, babasının ve atalarının yolunu taklid etmeyip ‘Göklerin ve yerin melekütunun’ arayışına girişmesi konusunu ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir