Kudüs: Ümmetin zihnini Tarihe kodlamak…

Bir buçuk asırdan beri mefluç halde bulunan zihin dünyamızın; yeniden inşa edilmeye, kurgulanmaya şiddetle ihtiyacı var. Bu korkunç zihin dağınıklığı, yüzyıldır süre gelen, kan, gözyaşı ve zulmün dayanılmaz noktaya gelmesine neden oldu. Demek ki tarihi, sadece anlatmak değil, aynı zaman da yaşamak ve tarihi yapmak gerekiyor. Belki şöyle de söylenebilir; tarihin yapıcı ve kurucu öznesiyken, nesnesi haline gelirseniz, tarihin sayfalarında, gözyaşlarınızdan başka bir şey kalmaz. El Hamra’nın elden çıkmasından sonra, dökülen gözyaşları, hala zihinlerimizin bir kenarında acı bir duygu olarak kaldığı gibi.

Tarihin değişmeyen âdeti, hükmünü icra etmeye başladı. Tarihin öznesi olan Müslüman milletler, /Ümmet/ asırlık uykusundan sonra gözlerini ovuşturmaya başlaması, yeni bir günün doğduğunu, yeni devrin başladığının müjdecisi olduğunu söylemek lazım. Görünen o ki, insanlığın da bu yeni doğan güne şiddetle ihtiyacı var.

İslam İşbirliği Teşkilatı’nın, Kudüs merkezli yaptığı olağanüstü toplantının, Türkiye’nin başkanlık döneminde ve İstanbul’da yapılmış olması, kim ne derse desin, tarihe not düşmek anlamı taşıyor. Sadece bu da değil, bir siyasal zihin inşası, bilinci, anlamına geldiği gibi, ümmet dayanışmasının önemli bir dibacesini oluşturduğunu söyleyebiliriz. İİT’nin geçmişteki faaliyet seyrini hatırlarsak, bu son yapılan toplantı, daha farklı bir anlam kazanıyor. Farklı anlam kazanıyor, çünkü, hala kendi cüssesine bakmadan, İslam ümmetinin orta yerinde konumlandığını zanneden, ancak zihin kodlarıyla, alabildiğine bu coğrafyaya yabancılaşmış, kimi devletlerin, aydınların, nedenli dehlizler içinde kalakaldıklarını da öğrenmiş olduk. Kudüs üzerinden yapılan son önemli sınavda, kimlerin kaybettiğini, İslam ümmetinin hiç unutmayacağını umarım.

Kuruluşundan bu yana, İslam dünyasının hiçbir problemine kalıcı çözüm üretememiş olan İslam İşbirliği Teşkilatı, ilk defa bir toplantısında, somut adımlar atılması konusu, sonuç bildirgesinde yar aldı. Kim ne derse desin bu; öncelikle Erdoğan’ın, dolayısıyla Türkiye’nin başarı hanesine tarihi bir not olarak düşmüştür.

Kudüs konusunun ele alındığı bu toplantı aslında bir başka sorunu da açığa çıkarmıştır. Sırf iktidarları uğruna, İslam coğrafyasının önemli bölgelerini, sömürgeci güçlerin işgal ve sömürüsüne açık hale getirenler, artık zihinlerini resetlemek ve yeniden kodlamak zorundalar. Yönetmeye çalıştıkları halkları daha ne kadar uyutabilirler ki? 57 İslam ülkesini bünyesinde barındıran ve dünyanın BM’den sonra en büyük hükümetler arası örgütü olan İslâm İşbirliği Teşkilatı, hiç kuşkusuz, 48 yıldır bir kurum olarak varlığını sürdürse de bu durum, kendi halklarını uyutma paradoksunu da içinde barındırmaktadır.

Son yapılan bu toplantı; İslam ülkelerinin, sadece durumu kurtarmak için, ‘İslam kardeşliği ve birleştiriciliği’ mottosuyla geliştirilen söylemlerin, pratiğe dönüşmesinde nasılda zihinsel travmaların, çöküş ve çürümüşlüğün yaşandığını fark etmek zor değil.  Osmanlı topraklarının parçalanmasında, koltuk değneği olan, dünyaya bacaklarının arasından bakan kimi İslam devletlerinin başındaki köle ruhlu idareciler, yönettikleri halkların çok gerilerinden geldikleri de aşikardır. Hatta öyle ki; İslam’ı sadece kendi tekelinde gören, kendi topraklarından doğduğunu söyleyerek, İslam’ın asıl temsilcilerinin kendileri olduğunu söyleyecek kadar eblehleşen, cahiliye artığı yöneticiler, düşmanına aşık tipler olarak, ümmetin kaynaklarını, sırf biraz daha iktidarda kalma adına emperyalistlere peşkeş çekiyorsa, bunlara ancak, bir güç dur diyebilir.

Öyleyse olması gereken; güçlü siyasi bir irade, zihinlerin yeniden inşası, Müslüman akademisyenler arasında, akademik emformasyonun artırılması, müşterek savunma reflekslerin yeniden gözden geçirilmesi gerekir

Bu işin en önemli adayı Türkiye’dir. Savunma sanayiinde, teknolojide gediği nokta nedeniyle, bu hakkı fazlasıyla hak ediyor, Türkiye.

İlginizi Çekebilir

ABD dinin neresinde, din ABD’nin neresinde

ABD’nin gerek kuruluşu esnasında, gerek kuruluşu sonrasında ve gerekse Amerikan toplumunun kimlik inşasında din faktörü ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir