McKınsey Sendromu

McKınsey anlaşmasıyla ilgili, damat bakan Albayrak’ın basında yer alan açıklamalarına binaen sosyal medyada sıcağı sıcağına, bu anlaşmanın sağlıksızlığına, yanlışlığına itiraz eden paylaşımlarda bulunmuştum.
Bu paylaşımların odak noktası daha çok ‘bu ne lahana turşusu bu ne perhiz’ minvalindeydi.
İç ve dış siyaset söylemini ‘yerlilik ve millilik’ üzerine bina eden AK Parti iktidarının küresel sermaye lobileri, Amerika ve IMF’ ye dönük söylemleriyle ‘McKınsey’le anlaştık elhamdülillah’ keyfiliğinde bir tutumun çelişkisine, sahicilik sorununa vurgu yapmaya çalışmıştım.
Ve yayınlamaktan vazgeçtiğim yazı notlarımın başlığını da çelişkinin ve kendi söylemleriyle ters düşmenin, kendi iddialarını inkâr etmenin yeni ve zirve bir çelişkisi olarak ‘AK Partinin McKınsey harakirisi’ olarak koymuştum.
Peki neden vazgeçtim.
Temel neden aynı gazetede yazı yazan iki yakın arkadaşım ardı ardına bu konuya dair yazılar yazmışlardı ve sonraki gün de benim yazı günümdü. İçeriği, iddiaları, kabulleri ve itiraz noktaları çok farklı da olsa aynı başlıkta bir yazı göndermek içimden gelmedi doğrusu.
Bu yüzden gazeteye ‘eleştiri hakkı ve korku mekaniği’ yazısını yazıp gönderdim.
***
Konuyla ilgisi bağlamında bir not düşmek muradıyla söylemek istersem, mümkün mertebe sosyoloji, sosyal psikoloji ve siyaset sosyolojisi okumaları yapmaya çalışıyorum. Felsefi düşüncenin olmazsa olmazı olarak hakikat ve anlam arayışında soru sormanın, cevapları makul ve özgür kılmanın imkanlarını önceliyorum.
Eleştirel ve makulü arama çabalarının felsefi bir gerekliliği olarak bize verili olarak sunulan ‘şey’leri olduğu gibi kabul etmeyi doğru bulmuyorum.
Her şeyi olduğu gibi kabul eden, merak etmeyen ve kendisine sunulanla yetinen, sorma, sorgulama, araştırma, yorumlama çabalarına ‘lüks’ bakan bir zihnin faili olmayı, şahsen hem insanın kendisi ve hem de toplumlar için ‘sorunlu’ görüyorum.
Sokrates, ‘Hayatın anlamı ve değeri onun sorgulanmasıyla başlar der.
Sorma ve sorgulama ameliyesi, her şeyden evvel kendi içinde bütüncül olmayı göz ardı etmemelidir. Düşüncelerin, soruların ve cevapların birbiri ile bağlantılı ve aşamalı bir süreci kapsaması, düşüncenin sıhhati açısından olmazsa olmazdır.
Böyle bir bağın varlığı, bütüncül, yöntemsel, tutarlı bir bakışın da temelini oluşturur.
Felsefi düşünce aynı zamanda üzerinde tefekkür edilen, sorulan, sorgulanan şeylerin cevaplarında bir tutarlılık arar. Zira tutarlılık, düşünce basamaklarının birbiriyle bir uyumluluğu gözetmesi, birbiriyle çelişik olmamayı gerekli kılar.
Tutarlılık eleğinde tutunamayanlar başka sorular başka cevaplar için askıya alınır. Bu anlamda tutarlılık sadece felsefi düşünce için değil siyasal davranışlar ve kişisel tutumlar için de önemli bir terazidir.
Zira düşünce basamaklarının birbirine zıt düşünceler içererek birbiriyle çelişmemesi yani uygun olması anlamındadır.
***
Gelelim Amerika da nurtopu gibi doğmuş bir hafta içerisinde ise Kızılcahamam’da ‘bizden değildir’ muamelesine maruz kalmış MCKınsey sendromu ya da MCkınsey Harakirisi konusuna.
Süreci kısaca bir hatırlayalım.
Birleşmiş Milletler 73. Genel Kurul görüşmeleri için bulunduğu New York’ta, Türkiye- ABD İş Konseyi (TAİK) tarafından düzenlenen 9. Türkiye Yatırım Konferansında konuşan Albayrak;
“Yeni program bünyesinde kurulan Maliyet ve Dönüşüm Ofisi için uluslararası yönetim şirketi McKinsey ile çalışmaya karar verdik. 16 bakanlıktan temsilcilerin bulunduğu bu ofis, tüm hedeflerimizi ve sonuçlarımızı her çeyrekte kontrol edecek” dedi.
Sonra ne oldu?
Her iktidar lokomotifine vagon olmak sevdalısı bir çok kalem; hemen yaşa, varol, oley, işte bu, dâhiyane, elhamdülillah alkışları eşliğinde, ‘bre itirazcılar, itizalciler, hainler, muhaliflik müzminleri, cahiller, Türkiye’nin batmasını isteyenler, beka düşmanları, krizciler, defolun gidin bu ülkeden’ türü ve mealinde bir yaygara kopardılar.
Adeta her bir itiraz ve eleştiriyi boğma görevi üstlenmiş gönüllü cellatlar gibi bir tutum takındılar.
McKınsey anlaşması bu mantığa göre meğerse geç bile kalınmış harika bir şeymiş ve her bir itiraz ve eleştiride bulunanlara hainlik etiketi yapıştırmak için bir turnusol vazifesi görmüş.
Siyasetin çelişkileri, emparyal sermaye itirazları, Amerika’ya serzenişler, yedi düvele direnişler McKınsey ile aniden sükuna ermişti sanki!
Bakan Albayrak hızlı ve yalaka kalemşörlerin ve köz kapalı yandaşlığın verdiği gazla tekrar konuştu.
MCKınsey’le yapılan anlaşmayla ilgili ‘Yapılan yorumlar cehaletten değilse ihanettendir.” dedi
Tamam pragmatizmin, makyavelizmin siyasete kombin edilecek yanları bulunabilir ama size ne oluyor be kardeşim?
Nihayetinde oy vermenin de bir erdem sınırı vardır. Aklımızı, irademizi, doğrularımızı, ilkelerimizi, düşüncelerimizi, özgürlüğümüzü, vicdanımızı da ‘eti senin kemiği benim diyerek kiraya vermek’ anlamını ne ara kombinlediniz?
Ben bu tür yaklaşımlar için çok fazla şey söyledim, burada sözü Aliya İzzetbegoviç’e bırakacağım.
‘İnsanlar var ki, güçlü iktidarlara hayrandırlar; disiplini ve ordularda görülen, amiri ve memuru belli olan düzeni severler. Yeni kurulan şehir semtleri, sıraları dosdoğru ve cepheleri hep aynı olan evleriyle onların zevklerine uygundur. Müzik bandoları, formaları, gösterileri, resmi geçitleri ve bunlar gibi hayatı ‘güzelleştiren’ ve kolaylaştıran şeyleri beğenirler.
Bilhassa her şey ‘kanuna uygun’ olsun isterler. Bunlar tebaa zihniyetli insanlardır ve tabi olmayı; emniyeti, intizamı, teşkilatı, amirlerince methedilmeyi, onların gözüne girmeyi severler. Onlar şerefli, sakin, sadık ve hatta dürüst vatandaşlardır. Tebaa iktidarı, iktidar da tebaayı sever. Onlar beraberdir, bir bütünün parçaları gibi. Otorite yoksa bile tebaa onu icad eder.’
Açık, anlaşılır ve yorumsuz.
***
Sonra bir şey daha oldu!
Tüm bakanların başkanı olarak Erdoğan, Kızılcahamam’daki konuşmasında “Son günlerde finansal danışmanlık şirketi alınan bir şirket üzerinden yapılan tartışmalar ülkemizi aynı cendereye sokma gayretidir. Hiç kimse Türkiye’yi yeniden uluslararası kuruluşların boyunduruğu altına sokamaz’ dedi.
İlaveten, ‘Tüm arkadaşlarımıza söyledim. ‘Bunlardan fikri danışmanlık bile almayacaksınız’ dedi.
Hainciler, cahilciler, defolun gidinciler, muhalif eleştirel düşünce dövücüler, şak şakçı esnafı sus pus.
Her taraf buz kesti.
Silgiler karaborsa.
***
Yapmayın etmeyin efendiler! Hepimiz bu ülkenin çocuklarıyız.
Her şeyden evvel fikren, kalben hür olmak gibi bir önceliğimiz olmalı.
Her hangi bir iktidar nimetinden nemalanmıyoruz diye her eleştiri, uyarı, tavsiye, teklif ve düşüncelerimizi ihanetle boğmayın.
Kendinize zulmetmeyin.
Ben şahsım adına bir özür filan beklemiyorum. Aynanın karşısına geçip kendinizden özür dileyin kâfidir.

İlginizi Çekebilir

TÜGVA’dan öylesine güzel bir proje ki!

Türkiye Gençlik Vakfı Osmangazi İlçe temsilciliği çok güzel bir proje yürütüyor bugünlerde. Projenin ismi oldukça ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir