Son Haberler

Merkez Bankası bağımsızlığı

Osmanlı Devleti, 1856’dan başlayarak çeşitli Avrupa ülkelerinden aldığı borçlarını ödeyemez duruma gelir. İflasını ilan eder. Bunun üzerine alacaklı ülkeler, İngiltere, Almanya, Fransa, Hollanda, İtalya ve yerli alacaklılardan Galata Bankerleri, Osmanlı Devleti’nin gelirine el koyarlar. Yedi kişilik yönetim kurulu oluşturulur. Başta tütün, tuzla, gümrük, liman olmak üzere bu alanların gelirini tahsil etmek alacaklı ülkelere ödemek üzere bir “Düyunu Umumiye İdaresi” 1881’de kurulur. Kurulduğu yıl devlet gelirlerinin % 17’sine el koyarken bu oran giderek artmış 1909’da % 25.2’sine ulaşmıştır.

El konulan gelirlerden Düyunu Umumiye’nin masrafları düşüldükten sonra geri kalan meblağ devletin borçlarından düşülmüştür. Bu Düyunu Umumiye’nin çalışmalarına elbette Osmanlı Devleti karışmazdı aksine kolaylaştırmakla sorumlu tutulmuştu. İster devlet içinde devlet isterse bağımsız, özerk yapı denilsin devlet bu Düyunu Umumiye’nin çalışmalarına karışamazdı.

Osmanlı Devleti, savaşa girse, felaketler yaşasa, öncelikleri alt üst olsa bu muhtemel işlerin hiç birisi Düyunu Umumiye’nin çalışmalarını, yetki alanını etkilemez o kendi bildiğini okumaya alacaklı sayıldığı meblağı tahsil etmeye devam ederdi.

Cumhuriyet ilan edildiğinde Türk Devleti’nin bir merkez bankası (MB) yoktu. Başta para basımı olmak üzere para ile ilgili işleri Osmanlı Bankası yapmakla yetkiliydi. O bankanın sahipleri ise yabancılardı. Nihayet Merkez Bankası 1930’da kuruldu. Bankanın kuruluş hakkındaki kanun çeşitli tarihlerde bir takım değişikliğe uğramış olsa da para basılması, liranın fiyat politikası, bankalara kredi verme, faiz oranlarını tayin etme gibi konularda yetkilidir.

Aslında ekonominin temeli sayılacak işlerden MB sorumludur. Genel Kurul ve Banka Meclisi tarafından idare edilir. Son yıllarda adı çok duyulan MB bağımsızlığı işte bu iki organın karar ve uygulamalarına hükümetin karış(a)mamasına işaret etmektedir.

Bir parti, hükümet, başkan düşünün, seçimlere katılıyor, halka kendi anlayışına göre bir ekonomi politikası vaat ediyor. İnandırıcı olması, beğenilmesi için belki aylarca, senelerce dil döküyor, uğraşıyor. Halkın beğenmesi halinde de seçimleri kazanıyor. Hükümet oluyor.

İşte sorun da hükümet olduktan sonra başlıyor. Hükümetin MB’nın işlerine karışmaması telkin ediliyor. Telkinden öteye bunun kuralı kanunun böyledir. Bütün sermaye çevreleri MB’nin bağımsızlığını savunuyor. MB’nin kararlarına hükümetin müdahaleye hakkının, yetkisinin olmadığını bir koro uyumu içinde tekrarlıyor.

Sadece içerdeki sermaye çevreleri değil dışarıdaki sermaye çevreleri de MB bağımsızlığını Türkiye’de ekonominin iyi idare edildiğinin işareti sayıyorlar. Yabancı paralar karşısında liranın değerini, faizlerin hangi oranda olacağını hep MB kararlaştırmaya devam etsin, etmeli diyorlar. Ekonominin kendine göre kuralları olduğunu, seçilmiş iktidarın siyasetin icabı olarak bazen bu kuralları ihmal edebildiği oysa bağımsız MB’nın siyasetin değil ekonominin kurallarına göre davrandığını sermaye çevreleri anlata anlata bitiremiyorlar.

Buna göre seçilmiş iktidar aslında ekonomide yetki sahibi değildir. Ya da ekonomi alanında hesaba katması gereken bir ortağı (MB) vardır. Ekonominin kötüye gitmesi halinde bu MB halk önünde hesap verecek midir? Elbette hayır. Hesabı seçilmiş iktidar verecektir. Ama o hesap vermeye yol açan ekonomi idaresinin değişmeyen hem de hükümetten bağımsız ortağı MB’ı olmaya devam edecektir.

Türkiye’nin MB’ı, Türkiye’nin hükümetinden bağımsız olduğu kadar, iç ve dış sermaye çevrelerinden bağımsız mıdır? Hayır değildir. MB, kararlarını alırken, iç ve dış sermaye çevrelerinin öngörülerini hesaba katar, aslında katmak zorundadır. Onun bağımsızlığı, hükümetin ona karışamaması demektir.

Sömürgeci ülkelerin dışında bağımsız MB’ı idaresine sahip olan ama ekonomisi de düzgün olan, ekonomik kriz, iflas yaşamayan sürekli de büyümeğe gelişmeye devam eden bir ülke var mı? Yoktur. Ekonomik krizlerin tek başına sorumlusunun MB’ı olduğunu iddia etmek inandırıcı olmaz. Ama madem ki ekonomi yönetiminde hükümetten bağımsızdır o halde bir ekonomik kriz olması halinde de sorumluluğun en başta MB’na ait olması ve onun halka hesap vermesi aklın gereği değil midir? Halka nasıl hesap verecektir? Bunun bir yolu formülü de ortada yoktur. Halk onları seçmiyor ki bir daha ki seçim döneminde onları seçmeyerek hesap sormanın ilk adımını da atmış olsun. Ekonomi yönetiminde MB’ı yetki sahibidir ama hesap vermeye gelince sorumsuzdur.

MB’nın bağımsızlığı halka karşı hesap vermeden halkın seçtiklerinin yetkisine ortak olarak ama iç ve dış sermaye çevrelerine bağımlı olmasından başka bir anlama gelmiyor. MB’ı bağımsızlığı bu haliyle Düyunu Umumiye İdaresine benzemiyor mu? Bu nasıl bağımsız bir ülkedir ki kendi MB’nın işlerine karışmaya yetki sahibi değildir. Bu MB’nın bağımsızlığı görüşü de onun uygulanması da yanlıştır. Halkın zararınadır. Halktan almadığı bir yetkiyi halka karşı kullanacak onun satın aldığı malların, hizmetlerin fiyatını tayin edecek, onun cebindeki liranın değerini her gerekli gördüğünde indirip yükseltecek böyle bir MB’ı bağımsızlığı Düyunu Umumiye idaresinden bile fazladır. Demokrasinin temel kuralları ile de bağdaştırılamaz durumdadır.

İlginizi Çekebilir

İran nereye koşuyor

İran’ın bölgede başlı başına bir güç olduğunu, hem de oldukça etkili bir güç olduğunu söylemek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir