Modern zamanların hurafesi ya da aklın azdırılması

 

İnsan, akıl sahibi bir varlıktır.

Denilebilir ki, insanı insan yapan akıldır / akıl sahibi olmasıdır.

Akletmek de esas itibariyle akıl sahibi varlıkların yani insanın işidir.

Akıl sahibi olmayan varlıkların akletmek gibi bir işi / bir uğraşı / bir eylemi olmaz.

Akletmek demek, aklı işletmek / aklı fonksiyonel hale getirmek demektir.

Denilebilir ki, bu akletme eylemi aynı zamanda bir tanrı buyruğudur.

Allah, akıl sahibi olan insandan aklını işletmesini istiyor.

Daha doğru bir ifadeyle aklını fonksiyonel hale getirmesini emrediyor.

İnsanı yerküre üzerinde önemli  / değerli / saygın kılan şey, onun akıl sahibi bir varlık olması kadar, akledebilme yetisine  / yeteneğine sahip olmasıdır.

Doğrusu akledemeyen, aklını gereği ve yeteri kadar kullanamayan insanın sosyal hayat içinde de bir karşılığı / bir saygınlığı olmaz.

Akıl son tahlilde bir araçtır.

Anlamanın / anlamlandırmanın bir aracıdır.

İnsanoğlu şeyleri akıl vasıtasıyla anlamaya / anlamlandırmaya çalışır.

Bu yanıyla akılsızlık, anlamsızlık ve amaçsızlıktır.

Batı dillerinde akıl kelimesi rasyo kelimesiyle ifade edilir ki, bu daha ziyade ölçü / oran anlamına gelir. Buradan bakıldığında akıllı insan demek, ölçülü insan demektir.

Tavır ve davranışlarında, sözlerinde ve düşüncelerinde ölçülü olan insan demektir.

Öyle anlaşılıyor ki akıl ile ölçü arasında doğrudan ve yakın bir ilişki var.

Hal böyle olunca ölçünün kaynağı, kim tarafından belirlendiği ve ne olduğu önem arz ediyor.

 

Yer yer, zaman zaman toplumlar belli ölçüler koyarlar.

Aynı şekilde devletlerde tabiiyetinde yaşayan herkes için bağlayıcı olan ölçüler tespit ve tayin ederler. Bütün bu ölçülerin akıl ile ne denli uyum içinde / uygunluk içinde olduğu üzerinde titizlikle durulmayı hak ediyor.

Bana kalırsa aklın uyum içinde olduğu / uygunluk arz ettiği ölçüler tartışmasız tanrı tarafından belirlenen ve öğretilen ölçülerdir.

Buradan bakıldığında ölçünün öğrenilen ve öğretilen bir şey olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Akıllı insan olmak, ölçüyü kaçırmamaktır.

Bir anlamda ihtiyatlı / tedbirli / ölçülü davranmaktır.

Akıl kelimesinin Arapça kökeni üzerinden gidilirse, ölçüye sıkı sıkıya bağlanmaktır.

Kurnazlık ve fırsatçılık, akıllı olmak / akıllı davranmak demek değildir.

Çünkü kurnazlık ve fırsatçılıkta ölçü yoktur, açıktan ve doğrudan istismar vardır.

İnsanın akıl sahibi bir varlık olması, onun kendi kendine yeter olduğu, tanrıya, tanrısal buyruklara ve öğütlere ihtiyacı olmadığı anlamına gelmez.

Tam aksine akıl sahibi olmak insanı tanrıyla barıştırır / buluşturur.

Modern zamanlarla birlikte tanık olduğumuz bir durum var ki, o da aklın tanrılaştırılması durumudur.

Bu durum esas itibariyle aklın azdırılması / azgınlaşması / gayri insani bir alana çekilmesi / itilmesi demektir.

Akil olmak, yani akıllı olmak ayrı bir şeydir, akılcı olmak ayrı bir şeydir.

Modern zamanlarla birlikte öne çıkan akil olmaktan ziyade akılcı olmaktır ne yazık ki.

 

Son söz.

Akıl bir başına hakikati bulmaya yeterli ve yetkin değildir.

Hakikat arayışında mutlak surette ilahi rehberliğe ihtiyacı vardır.

İlginizi Çekebilir

ABD dinin neresinde, din ABD’nin neresinde

ABD’nin gerek kuruluşu esnasında, gerek kuruluşu sonrasında ve gerekse Amerikan toplumunun kimlik inşasında din faktörü ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir