Anasayfa / Yazarlar / MUHAFAZAKÂR SİYASETİN SERENCAMI

MUHAFAZAKÂR SİYASETİN SERENCAMI

Milli görüş hareketi özünde, diğer sağ siyasal hareketlere göre daha devletçi / daha milliyetçi bir hareket idi. Bu sebeple milli görüş hareketinin diğer sağ siyasal hareketlere göre daha yerli / daha milli bir hareket olduğu söylenebilir. Milli görüşün antiemperyalist retoriği de son tahlilde devletçi / milliyetçi reflekslere dayanan bir retorikti.

Milli Görüş hareketi, Anadolu coğrafyasındaki dini / İslami oluşumların sistem nezdinde meşruiyet kazanmasına ve toplum içinde kendilerini ifade etmesine katkıda bulundu. Ancak İslâmcılık düşüncesine bir katkı yaptığı, bir boyut / bir genişlik / bir açılım getirdiği söylenemez.

Ümmet fikrine yer vermekle birlikte yerli ve milli karakteri ağır basan milli görüş hareketi, esas itibariyle bir nevi Türk İslamcılığıdır. Ak Parti, Türk İslamcı hareketi olarak kabul edilen milli görüş partilerinin maruz kaldığı yol kazalarına maruz kalmamak için, zorunlu olarak muhafazakâr demokratlığı seçti. Ancak yolda bulduğu bu gömleği zaman içinde sahiplendi. Sahiplenmekle yetinmedi adeta içselleştirdi.

Ekonomide sağın klasik kalkınmacı mantığına / retoriğine sahip olan milli görüş hareketi, Türk modernleşmesini taşımaya muktedir bir hareket olarak görülmedi. Bu sebeple siyasal İslamcı olarak bilinen milli görüş hareketinin yerine, Muhafazakâr demokrat olan Adalet ve Kalkınma Partisi ikame edildi. Milli Görüş hareketi düşünce dünyası itibariyle batı ile radikal bir kopuşu öngörüyordu. Adalet ve Kalkınma Partisi ise, karşılıklı yarar (kazan-kazan) temelinde bir iş birliğine açık olduğunu gösterdi.

Adalet ve Kalkınma Partisi, varlık nedeni ve kuruluş felsefesi itibariyle, varoşların modernleşme hareketidir. Otoriter / laikçi modernistler ile sorun yaşayan ve jakoben Türk modernleşme hareketinin dışında kalan kır / kent varoşları, bu hareketin kurucu aktörleri, görünmeyen / bilinmeyen kahramanlarıdır.

Adalet ve Kalkınma Partisi, çevreden aldığı güçle merkeze yürüyecek, ancak merkeze yerleşmeyecekti. Çevreden merkeze yürümek demek, çevreyi merkeze taşımak, çevrenin sosyo-ekonomik hak ve menfaatlerini savunmak ve refahtan pay almasını sağlamak demektir. Merkez partisi olmak ise, yerleşik düzenin / müesses nizamın (statükonun) partisi olmak demektir. Ama kuruluş felsefesine rağmen Ak Parti zaman içinde merkeze yerleşti ve merkez sağ parti oldu.

Adalet ve Kalkınma Partisi ile birlikte Türkiye’de sağcılık ve muhafazakârlık, hem biraz daha dini, hem de biraz daha modern bir görünüm kazandı. Başka bir ifade ile dini değerler ile seküler değerlerin buluşmasında bir köprü görevi üstlendi. İslamcı guruplar Ak Parti hükümetleri döneminde sisteme entegre oldular ve sistem karşıtlığı iddiasından vazgeçtiler. Çünkü Ak Parti seçmeni artık büyük oranda ideolojik beklentilerden ziyade, ekonomik beklentilerle hareket eder hale geldi.

Adalet ve Kalkınma partisi içeride muhafazakâr, dışarıda demokrat bir görüntü sergiledi. Çünkü Ak Partinin yargı ve askeri vesayetle mücadele edebilmek için dışarıda batının desteğine, içeride de dindar / muhafazakâr seçmen tabanına ihtiyacı vardı. Ak Parti Muhafazakâr demokrasi jargonuna bu desteği sağlamak amacıyla sarıldı. Muhafazakâr demokrasi, bir anlamda siyasal İslamcılığın yani milli görüşün yerine ikame edildi. Doğrusunu söylemek gerekirse bu aşı da tuttu.

İlginizi Çekebilir

70’lere Yolculuk

Son zamanlarda kendimize oluşturduğumuz nostalji kültürü ile geçmişten kendimize bizi iyi hissettirecek şeyleri bulup çıkartır ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir