Son Haberler

Muhalefet özgürlüktür

Muhalefet, farklı, aykırı, zıt, benzemez, karşı, değişik olmak gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Aslında kelimenin içerdiği bu anlam insan tabiatında fazlası ile vardır. İnsanlar mutlak manada biri birlerinin fotokopisi gibi değillerdir. Az çok aralarında bir takım farklılıklar bulunur. Bundan dolayı muhalefeti bir olumsuzluk hali gibi düşünmek yerine insan tabiatının doğal bir sonucu olarak görmek daha gerçekçi ve daha makuldür.

Muhalefet etmek, muhalif olmak insan için aynı zamanda özgür olmanın da karşılığıdır. Bir yerde muhalifler gelecek kaygısı taşımıyorlar ise özgürlük haklarında bir kısıtlama ya da bir sorun yok demektir. Muhalif olmak insanı sahip olduğu saygınlıktan da uzaklaştırmaz ya da uzaklaştırmamalıdır.

Muhalefet daha çok iktidara karşı ortaya çıkan bir tercihtir. İktidara muhalefet etmek giderek bir cesaret ve kahramanlık sayılıyorsa orada iktidar için işler iyiye gidiyor sayılmaz. Çünkü haklı makul nedenlerle iktidarın tasarruflarını beğenenler olacağı gibi aksine beğenmeyenlerde olabilir. İktidar sahipleri her iki tercihi de doğal karşılıyor ise aynı zamanda bu kendine güvenin, yaptıklarının doğruluğundan emin olmanın da işaretidir. İktidar gücünün meşruiyeti muhalefeti susturmaktan değil aksine onun varlığına rıza göstermekten daha çok kuvvet alır.

Teslim edilmelidir ki muhalefet ile düşmanlık arasında da ince bir çizgi vardır. Muhalif olmak kişiye düşmanlık etme hakkını vermeyeceği gibi iktidarda muhalefeti düşmanlık sayma hakkına sahip değildir. Muhalefet kendi tercih sınırlarını bilmek ve düşmanlıkla karıştırmamak, düşmanlarla iş tutmamakla yükümlü sayılacağı gibi iktidarda muhalefeti düşmanlık sayarak ona düşman muamelesi yapmamakla yükümlüdür. Bu konuda iktidar ve muhalefete karşılıklı sorumluluklar düştüğü açıktır. Taraflar kendi sorumluluklarını unutarak, yok sayarak yalnızca karşı tarafın sorumluluğunu hatırlatarak, bekleyerek makul bir karşılık bulamazlar.

Muhalefet bir özgürlük alanıdır. Muhalefetin varlığı da öyledir. Bir ülkede muhalefet edebilme hakkı özgürlüğün varlığı kadar işlerin iyiye gittiğinin de işaretidir. Muhalefetin varlığı, iktidar eliyle yapılan yanlışların, eksikliklerin gösterilmesi nedeniyledir ki iktidar içinde bir imkandır bir şanstır. İktidarın aleyhine olan bir şey değildir.

İktidarın meşruiyeti halkın rızasına seçimine, yapıp ettiklerinin doğruluğuna ve halk tarafından onaylanmasına bağlıdır. Ancak iktidarın arkasındaki rıza halkın tamamı demek değildir. Bir bölümüdür ve çoğunluk bölümüdür. Zaten bu yüzden ülkeyi yönetme hak ve yetkisi de iktidarın elinde olur.

Ama muhalefet de halkın diğer bölümüdür, karşılığıdır. İktidarın seçeneğidir. Bu yüzdendir ki muhalefetin varlığı iktidarın hoşgörüsü ve lütfuna bağlı değildir. Halkın seçtiği iktidarı nasıl iktidar kabullenmek, onu yetki tasarruf sahibi bilmek zorundaysa benzeri bir zorunluluk da iktidar için geçerlidir. O da muhalefetin varlığını doğal saymak, kendisine eleştiriyi, muhalefeti meşru bilmekle sorumludur.

İslami ilkeler arasında yönetimin temelinin “danışmaya” bağlı olduğu bilinmektedir. Danışma ise elbette yalnızca iktidara yakın olan muvafık olanlarla değil, muhalif olan muarız olanları da kapsar. Dört Halife döneminde, halifelerin kendilerine muhalefet edenleri düşman görmek bir yana onları büyük bir saygı ile dinlediklerinin, haklı bir eleştiri ile karşılaştıklarında kibre kapılmadan, kararlarını görüşlerini düzelttiklerinin pek çok ibretlik örneği bilinmesine rağmen Emevi döneminden (661-750) itibaren İslam toplumları bu anlayıştan uzak hatta düşman idareler tarafından yönetilmişlerdir. İslam toplumlarının önce ahlaken sonra da maddi alanda gerilemelerinin özünde muhaliflere düşman muamelesinin yapıldığını gösteren çok sayıda örnek vardır. Muhalifler genel olarak, zındık, fesatçı diye çeşitli cezaların muhatabı olmuştur.

Günümüzdeki İslam dünyasında da benzeri bir durum vardır. Türkiye istisnası dışında özgür seçimlerin olduğu bir “İslam ülkesi” yoktur. İktidarların telkinlerinin dışındaki fikirler daima ajanlık, düşmanlık sayılmaktadır. Bu ülkelerde asla özgür basın yoktur. Her İslam ülkesinin, dünyada benzeri olmayan kurtarıcısı vardır. Bütün okullar, basın yayın organları o benzersiz kurtarıcıları övmekle yükümlüdürler. Bu ülkelerde yaşayanlar mutsuzdur. Çoğusu o benzersiz kurtarıcılarına rağmen dünyanın fakirleri gelişmemişleri arasındadır. Bu ülkelerde sadece hayatta olan iktidar sahiplerini değil ölmüş olan geçmiş yüz yıllardaki iktidar sahiplerini eleştirmek bile muhaliflerin can kaygısı taşımalarının nedeni olmaktadır. Hak ve özgürlüklerin kısıtlanması ya da yokluğu bakımından günümüzde Suudi Arabistan, İran, Mısır ile Kuzey Kore arasında bir fark yoktur.

Oysa Türkiye bu İslam ülkeleri arasında istisnai bir ayrıcalığa sahiptir. Burada insanlar biri birini taklit etmek, iktidarın tasarruflarını “yaşa var ol” diye onaylamak zorunda değildir. İktidarlar hilesiz, kansız ve özgür seçimlerle gelip gider. Karar verici olan halkın rızasıdır. Türkiye ise bu istisnai durumunu “Kemalizm’e değil aksine ondan 1950’den itibaren ayrılmasına” borçludur. Herkes Türkiye’nin bu durumunu korumakla yükümlüdür. Ama en büyük yükümlülükte elbette iktidarındır. İktidar kendi tabanını ciddiye aldığı saygı değer bulduğu kadar farklı olan toplum kesimlerini de aynı değerde ve önemde bilmekle yükümlüdür.

 

 

İlginizi Çekebilir

İran nereye koşuyor

İran’ın bölgede başlı başına bir güç olduğunu, hem de oldukça etkili bir güç olduğunu söylemek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir