“Müziği değiştirirseniz, sitenin duvarları yıkılır”

Bugün toplumumuza baktığımızda Eflatun’un 2500 sene önce söylediği bu sözün canlı gerçekliğini görüyor; medeniyet sitemizin duvarlarının yıkıldığına, çatısının çöktüğüne üzüntüyle şahitlik ediyoruz.

Millet olarak topluma karakter veren bütün unsurlarda kültürsüzlüğündibini yaşıyoruz.

Medeniyet seviyesine erişmiş bir millet olmanın ne mana ifade ettiği bilincinde değiliz!

Neyi kaybettiğimizi bilmediğimizden neyi aramamız gerektiği hakkında bir fikir sahibi ise hiç değiliz.

Bu tanımların bir sorun olduğu şuurunda olmadığımızdan, Medeniyet nedir?  Kültür nereye düşer? gibi sorularda yer etmiyor zihnimizde.

Ve bunun sonucunda toplum olarak insan olma mertebesinden  ‘homo economicus’ çukuruna yuvarlanıyoruz günden güne.

Medeniyetimizle aramızdaki bütün köprüler yıkılmış bir vaziyette. Kopardığımız bu bağların sonucunda millet olarak medeniyet kültürümüzü kaybettik.

Kaybettiğimiz kıymetlerin yerine koymak için ithal ettiğimiz değerler karaktersizleştirdi bizi. Bu yeni değerleri yerine koyarken izlediğimiz taklitçilik yoluysa kültür hayatımızı donuklaştırdı hatta yer yer kokuşturdu.

İşte bu kopan bağlardan birisi de, müziğimiz.

Kökleri 10. asır teorik kaynaklarına kadar inen ‘Klasik Türk Müziği’miz.

Asırlar boyu gelişerek, yeni özellikler kazanarak Osmanlı dönemine kadar gelen müziğimiz.

Müzik bir milletin sahip olduğu ayırt edici unsurların en önemlisi.

Çünkü;

Bir milleti millet yapan temel duygular, korkular, sevinçler, hüzünler milletin müziğinde ortaya konulur. Müzik toplum içindeki bireyleri birbirine bağlamak için kullanılan en önemli araçtır.

Müziğin medeniyete olan katkılarının yanında, İbni Sina’nın  “Çocuklarınızı musiki ile uyutunuz” sözü insan ruhuna katkısı bakımından da ne güzel örnektir.

Bu yüzden meselemiz, ‘Klasik Türk Müziği ‘sorunu!

Böyle bir sorunumuz mu var?

Günümüzde fikir olarak sol ideolojiye ya da liberal dünya görüşüne bağlı biri toplumun müzik kültürünün hâkim unsuru arabesk ve Eurobesk karşısında kendi kültürünü öne çıkarmak ve farkındalığını ortaya koymak adına her fırsatta ‘Klasik Türk Müziği’ repertuvarından bir şarkıya sığınıyorsa bu ülke de bir müzik sorunu var demektir.

Böyle bir sorun varsa ‘Türk Müziği’nin serencamını gözler önüne sermek, en azından neyi kaybettiğimizi hatırlatmak bir sorumluluktur.

Bu sorumluluğun gereği olarak Cumhuriyetin ilk devresinde modernleşme adına yapılan müzik inkılabı çerçevesinde yasaklanan ‘ Klasik Türk Müziği ‘ni  yazı dizisi halinde buradan yazacağız.

Konservatuvarlarda ‘Türk Müziği’ eğitimi verilmesi neden yasaklandı?

‘Türk Müziği’nin Radyolarda dinletilmesi niçin engellendi?

Halk evleri kapılarını ‘Türk Müziği’ne nasıl kapadı?

‘Türk Müziği’nin yerine hangi müzik getirildi?

Avrupa’dan hangi müzisyenler yeni müzik türünün yerleşmesi için raporlar gönderdi?

Bu soruların cevaplarını, bütün bunların hangi fikri temele dayandığı ve nasıl uygulandığını..

Hasılı;

‘Klasik Türk Müziği’nin başına gelen facianın hikayesini önümüzdeki haftadan itibaren buradan yazacağız.

 

İlginizi Çekebilir

Londra’dan…

Londra kirli havası ve politikasına rağmen güzel bir metropoldür. Açlıktan kıvranan “alt tabaka” insanların yaşadığı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir