Nasıl bir açlık arkadaş: Yağma gibi bir şey

Nasıl bir açlık arkadaş: Yağma gibi bir şey

Allah’tan basın var.

Bazı şeyleri görebilen, doğru bildiği şeyleri söyleyebilen bir basın ekmek su gibi her şehir için elzem bir şey.

Genel siyaset, yerel siyaset, filan fişmekan dengeler, o arkadaş ne der, bu ahali nasıl bakar, şimdi zamanı değil, filanların işine gelir, mahallenin zararına olur gibi mazeretlerle hak olanı kimsenin hatırına paspas yapmadan söyleyen bir basının olması çoğu zaman muhalefet partilerinden, anlı şanlı STK örgütlerinden daha nitelikli işlev görüyor.

*
Yerel basın ne olacak, ateş cürmü kadar yer yakar demeyin.
Bir ülke nihayetinde şehirlerle bir araya geliyor.
Her şehri bir ülke gibi düşünmek lazım.

*
Yerel basın, yerinden görmesi ve yerinde muhatabına bir şeyler söylemesi ve yerel haberleriyle tüm ülkenin gözü kulağı oluyor çoğu zaman.

Özellikle yerel basının hiçbir gövdeye kuyruk derdi olmadan, yerel sorunlara ilişkin sözünü özgür ve bir o kadar cesaretle söyleyebilmesi büyük bir imkândır.

Kentlerin gün geçtikçe ekonomi politiğin kalbinin attığı yerler olması bu ihtiyacı çok daha anlamlı hale getiriyor.
Kentler, aynı zamanda geometrik rantlara kapı aralayan birer mikro iktidar merkezi özelliği taşıyorlar.

*

Bu açıdan sözünü esirgemeyen, sorularını özgürce soran şehir gazetelerine ihtiyaç var.
Bu ihtiyaç aynı zamanda şehir sakinlerinin hakkını koruyan, onların sesi olmaya matuf bir ihtiyaçtır.

Bu ihtiyaç diğer taraftan yerel basının sözünü özgürce söyleyebileceği bir imkân sorununu da beraberinde getiriyor.
Bu anlamda okuyucuların, şehir sakinlerinin kendilerinin sesi olan yerel basını desteklemeleri ve takip etmeleri büyük önem taşıyor.

***

Eğitimlisi böyle yapıyorsa vay memleketin haline
Şu andaki kanaatim odur ki: Eğitim şart değil.
Hatta bu haberlerin çokluğu ve sıklığına bakılırsa fazlası zarar bile!

Peki şart olan ne?
Doğru, şeffaf ve katılımı çoğulculaştıran hukuki normlar. Ve hiç bir iltimas ve imtiyaza izin vermeyecek açık ve caydırıcı denetim mekanizmaları.

Ayıp yahu!
Yangından mal mı kaçırıyorsunuz? Nasıl bir açlık, nasıl bir iştah bu?
Yine basın yazdığı için haberdar oluyoruz tabii.

*

Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi’ne rektör olan ‘Eğitimli Vatandaş’, ‘eşini, eşinin akrabalarını ve yakınlarının üniversitede önemli bölüm ve birimlerin başına gelmesini sağlayarak senatoda 7 oy hakkına sahip olduğu iddiası basına yansıdı.’

Bu kadar mı?
Sıradaki gelsin!

*
Haber şöyle verilmiş:

‘Bürokraside eş dost akraba atamalarına bir yenisi de Konya’da eklendi. Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı, erkek kardeşi, oğlu ve eşini aynı üniversitede işe aldı. Dekanın işe aldığı kardeşinin başvuru yapan 6 aday arasında 4. sırada olması dikkat çekti. Dekan, uzman doktor eşini de Yard. Doç. olarak atadı.’

Maşallah.

Bu haberlere ilişkin yazının devamını ve yorumları okuyuculara havale ediyorum.

Hadi yine Erbakan hocayı bu vesileyle tekrar rahmetle analım.

Ne demişti: ‘Önce Ahlak ve maneviyat’

***

Yeni KHK Ve Yeni Tartışmalar

Meşru müdafaa meselesi hem uluslararası hukuk hem de yerel hukuk ve ceza metinlerinde karşılığı olan bir husus. Nitekim TCK 25/1 de şöyle sınırlandırılmıştır.

‘Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.’

*
Yeni yayınlanan 696 sayılı KHK 121. Maddesi ise yeni bir şey ortaya koydu ve tartışmalar başladı.

Bu maddeyle ilgili İleri sürülen hukuki çekinceleri hemen mahkûm etmemek lazım. Sonuçta hepimiz aynı şeylere maruz kalıyor ve muhatap oluyoruz. Bu madde, hem hukuk tekniği açısından, hem yasanın kapsayacağı süre açısından, hem de kimlere göre neyin ‘terör olayı’ olacağı, buna kim ya da kimlerin nasıl karar vereceğine ilişkin muğlak ve esnekliği açısından sorunlu bir maddedir. Tartışmalar da bu eksende sürmektedir.

*
Bu maddenin yukarda bahsedilen kanun yapma tekniği ve içeriğine ilişkin zaafları, çatışmalı toplumsal siyasal süreç tarihi açısından bakıldığında da durumdan vazife çıkaran sivillerin linç eylemlerini normalleştirecek bir algıya açık olduğu ve bu eylemleri sonuçları itibariyle ceza hukuku kapsamından çıkarmak ve meşru kılmak riski taşıyacağı gözden ırak tutulmamalıdır.

*

Nitekim bu tartışmalara binaen:

Hükümet sözcüsü Sayın Mahir Ünal “Bu düzenleme yalnızca darbe gecesi olan 15 Temmuz 2016’yı ve sonrası olan 16 Temmuz sabahını kapsamaktadır. Bu ifade, sonrasında gerçekleştirilen terör eylemlerini hiçbir şekilde kapsamamaktadır.” Demek zorunda kalmıştır. 15 Temmuz darbesine karşı halkın meşru müdafaa hakkını kapsayan bir sınırlılık ve somutluk taşımayan bu madde iptal edilerek yeniden düzenlenmelidir.

*
Tepkiyle, öfkeyle, telaşla, aceleyle, nefretle, husumetle hukuk düzenlemelerine ve hüküm oluşturulmasına temelden itirazım var.

***
Guantomano örneği verilerek tek tip elbise kararı içeren KHK maddesine de bu minvalde itirazım var. Bazı şeyler konjoktürel süreçlere hapsediliyor. Hukuk böyle bir şey değil. Amerika öğretmenimiz olamaz. Aynı gerekçelerle yarın bu ülkede ve şu anda başka ülkelerde bizzat bu tür uygulamalar darbeciler tarafından da yapılabilir ve yapılıyor. Öbür taraftan bu tür zaaflar taşıyan uygulamalar darbecilerin ekmeğine yağ sürmeye yarıyor.

Bir Şey Bir Soru

Kent konseyleri gerçekten kuruluş amaçlarına uygun ve sivil inisiyatif ve katılımı önceleyen bir yapı özelliği taşıyorlar mı? Kent halkının taleplerini ve ihtiyaçlarını katılımcı yöntemlerle tespit ederek yerel yönetim meclislerine tavsiye edebiliyorlar mı?  Kent konseyi başkan ve yürütme kurulu, gerçekten ‘atama’ usulüyle mi, sahici seçim yöntemleriyle mi işbaşı yapıyor?

 

İlginizi Çekebilir

ABD dinin neresinde, din ABD’nin neresinde

ABD’nin gerek kuruluşu esnasında, gerek kuruluşu sonrasında ve gerekse Amerikan toplumunun kimlik inşasında din faktörü ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir