Nasıl Müslümanlık Bu?

 

MAK Danişmanlık’ın haziran ayında yaptığı ‘Türkiye’de Toplumun Dine ve Dini Değerlere Bakışı’ araştırması geçen günlerde yayınlandı. 53 il, 154 ilçe ve 5400 kişi ile yüzyüze görüşmelerle yapılan bu araştırma hakkında yazmak istiyorum.

 

  1. ‘Allah’ın varlığına, birliğine ve bizi yaratıp yaşattığına inanıyor musunuz?’ sorusuna ‘Allah’ın varlığına, birliğine, bizi yaratıp yaşattığına inanıyorum’ cevabı verenlerin oranı yüzde 86. Yani ‘Teist’ bir Allah tasavvuruna sahip insanların oranı yüzde 86, Allah’ın varlığına, birliğine, bizi yaratıp yaşattığına inanıp, ancak her şeye karıştığına inanmayan, yani ‘Deist’ ya da ‘Pozitif Ateist’ Allah tasavvuruna sahip insanların oranı yüzde 6 olarak çıkıyor. Allah’ın varlığına, birliğine inanmayan ‘Negatif Ateist’lerin oranı ise yüzde 4… Kararsız ya da cevap yok diyenlerin bir kısmının ‘Agnostik’ olabileceği düşünülebilinirse de bir kısmının dini konularla ilgilenmeyen halk arasında ‘Futbolcu’ olduklarına hükmedilebilinir. Ayrıca bu konularla ilgili ‘Günaha girme’ endişesi ile ilgili konuşmayan aşırı temkinliler olarak nitelendirilebilirler. Son tahlilde bu araştırmaya göre Allah’a bir şekilde inananların oranı yüzde 92 civarındadır.
  2. Kur’an-ı kerim’in ve diğer kitapların vahyle gelip gelmediği ile ilgili soruya verilen cevaplar ilginç bir şekilde yukarıdaki ‘Teist’ ve ‘deist’lerin oranları ile uyumluluk arzetmiyor.  Normalde bu soruya yüzde 86 evet çıkması gerekirken yüzde 76 evet çıkmıştır. Burada Deistlerin oranı yüzde 14’e, Cevap yok/ kararsızların oranı da yüzde 10’a çıkıyor. Bu durumu iki şekilde değerlendirmemiz mümkündür:
    1. Soruya cevap verenlerin bir kısmının alışılmışın dışında bir Vahy anlayışına sahip oldukları düşünülebilir.
    2. Allah’a her şeye müdahale edebilecek bir varlık olarak iman edip, Kur’an-ı Kerim’in kimi ayetleri hakkındaki karalayıcı manipülasyonların etkisi ile deneklerin kalplerine kuşku düşmüş olabilir.
  3. Kader ile ilgili soruya doğrudan ‘inanıyorum’ diye cevap verenlerin oranı yüzde 55, Ama İnsan iradesinin mutlak etkin veya mutlak edilgen olması ile ilgili görüşleri de sayarsak Kadere inananların oranı yüzde 85’e ulaşıyor. Kader’e (hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanmıyorum’ diyen yüzde 10’u Ateist ya da deist olarak düşünmek yanıltıcı olur. Kader’e sistem olarak inanıp, hayır ve şerrin insandan kaynaklandığını düşünüp bu seçeneği işaretleyenler de olabilir.
  4. Hangi sıklıkla Namaz kılıyorsunuz? Sorusuna yüzde 22 ‘beş vakit namaz kılıyorum’ diye cevap vermiş. Arada vakit namazları, Cuma, bayram ve teravih namazlarını kılarım diyenlerin oranı yüzde 26, arada Cuma, teravih ve bayram namazlarını kılarım diyenlerin oranı yüzde 24… Toplamı: 72 eder.
    Daha önce bu köşede yazdığım ‘Seküler Dindarlık’ yazımda (http://sehirmedya.com/yazarlar/sekuler-dindarlik/) da belirttiğim gibi, yapılan bir araştırmaya göre Türkiye’de kendini ‘Dindar’ olarak tanımlayanların oranı yüzde 79 imiş. Dindarlığın en büyük ölçütü ‘namaz’dır. Namaz hem İnsanın Allah ile bağlantısını koparmadığı, Hem de Toplumsal aidiyet bağlantısını pekiştiren önemli bir simgedir. Sadece Cuma, bayram ve teravih namazlarını kılmış olan kişi bile kendini dindar olarak tanımlayabiliyor. Tanıdığım birisi, 3 cumadan birini kılıyor. (üçünü peşpeşe terk edenlerin cenaze namazı kılınmıyor diye biliyor), teravih ve bayram namazlarını kılıyor. Fitre veriyor. Kurban kesiyor. ‘Benim dindarlığım bu kadar, Allah kabul etsin’ diyor. Bu haliyle hem Allah ile bağlantısını koparmadığını, hem de toplumsal aidiyet bağlarını koruduğunu düşünüyor.
  5. Araştırmada ortaya çıkan en çarpıcı sonuç ise Kur’an-ı Kerim mealini yüzde 17’sinin okuduğunu söylemesidir. Bu cevabı verenlerin hepsinin Kur’an-ı Kerim mealinin tamamını okuduğunu sanmıyorum. Türkiye’de Kur’an-ı Kerimin mealini, tefsirini çeşitli kaynaklardan okuma imkanlarının ve propagandasının çokça yapılmasına rağmen hala meal okuma oranının az çıkmasının sebebini iki şekilde açıklayabilirim.
    1. Korku: Kur’an-ı anlayarak okuduklarında mevcut itikadlarının, sosyal çevresi ile ilişkilerinin bozulacağından korkuyorlar. Kur’an meali okuyan sapıtıyor (!) gibi bir algıya sahipler. Örnekleri var.
    2. Sorumluluktan kaçış: Alıştığı dindarlık formatını sorgulama, yeni yükümlülüklerle karşılaşma ve sorumluluğun artması ihtimali ile anlamamayı ve kapalı kutsallaştırmayı seçiyorlar.  Diğer soru ve maddelere yerim kalmadı.


Ahmet Günaydın


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir