Anasayfa / Yazarlar / Ne asimilasyon ne eliminasyon

Ne asimilasyon ne eliminasyon

İnsanın tanrı karşısında / tanrıya nispetle ikili (dual) bir konumu var. İnsan bir yanıyla evrenin bir parçası, varlık âleminin bir azasıdır. Allah’ın kâinat kitabında yer alan kevni bir ayetidir ve varlığıyla Allah’ın varlığına şahitlik ediyor insan.

Aynı insan eş zamanlı olarak ayeti anlamakla / yorumlamakla da yükümlü kılınmıştır. Kendini, içinde yaşadığı evreni ve Allah’tan gelen vahyi (kitap) anlama / anlamlandırma / yorumlama ve yaşama yükümlülüğü (emanet) insanın omuzlarındadır.

Göklerin, yerlerin ve dağların korkuya kapılarak yüklenmekten kaçındığı emaneti yüklenen / omuzlayan insandır. İnsanı anlamlı / farklı / değerli kılan hususiyet de bu olsa gerek.

İster inansın, ister inanmasın yerküre üzerinde var olan / nefes alıp veren / hayatını sürdüren her bir insan teki esas itibariyle varlık âleminin bir parçası, kâinat kitabının bir ayeti, Allah’ın varlığının da canlı bir tanığıdır.

İnsan hangi inanç sistemi içinde yer alırsa alsın, hangi siyasi / felsefi dünya görüşüne sahip olursa olsun, farklı olanın farklılığını koruma prensibine göre, beşeri ve sosyal ilişkileri adalet temeli üzerinden sürdürülmelidir. Çünkü farklı olanın farklılığını korumak da esas itibariyle İslam’ın arzusudur.

Beşeri ve sosyal ilişkilerde insanın kimliği / kim olduğu birinci derecede önem arz etmez / etmemelidir de. Beşeri ve sosyal ilişkilerde insanın kimliği olsa olsa ancak ikinci derecede bir önemi haiz olabilir ancak. Asıl olan insan olarak yaratılmış olmak, insanlık ailesinin bir üyesi olmak ve yaratıcının bir eseri olarak var olmaktır.

İslam’ın dışında kalan bütün inanç sistemleri ve felsefi disiplinler, farklı olanın farklılığını koruma prensibini dikkate almaz, görmezlikten / duymazlıktan gelir. İnsanı asla farklılığı ile birlikte korumaz, kabul etmez, bünyesine almaz. İslam’ın dışında kalan bütün inanç sistemleri ve felsefi disiplinler, kendilerine inananların dışında kalanları ya asimile ederek kendilerine benzetirler, ya da elimine ederek hayat hakkını elinden alırlar.

Burada asıl olan / olması gereken evrensel insanlık ailesi içinde yer alan farklı inanç kümelerinin beşeri ve sosyal ilişkilerinin hangi düzlemde seyredeceğidir. Ötekine nesne muamelesi yapan, düşünmesine / kendi adına karar vermesine fırsat tanımayan, netice itibariyle ya asimilasyonu ya da eliminasyonu dayatan ilişkiler bütünü, adı ve sıfatı ne olursa olsun insanlık onuru adına kabul edilemez / kabul edilmemelidir.

İnsanlık bu asimilasyon ve eliminasyon muamelesine en çok da modern zamanlarda maruz kaldı. Modernleşme süreciyle birlikte yeryüzü ölçeğinde hemen hemen bütün insanlar / toplumlar / topluluklar asimilasyon yoluyla batıya benzediler ya da benzetildiler. Direnenler, yani asimilasyona rıza göstermeyenler de türlü yollarla elimine edildiler.

Modern dünya son tahlilde bencildir / benmerkezcidir, kendini hakikatin merkezinde görür. Tek doğru yaşam biçiminin kendi yaşam biçimi olduğuna inanır. Önce kendi benliğini / kimliğini inşa eder, sonra ötekini o benliğe / o kimliğe uymaya zorlar.

Modern dünya kendini uygar, kendi dışında kalan bütün kültür ve uygarlıkları barbar / vahşi olarak görür. Onların gözünde onlar gibi olmayan / onlara benzemeyen her şey geridir, onları taklit etmeyen herkes çağdışıdır, uygarlık düşmanıdır.

 

İlginizi Çekebilir

70’lere Yolculuk

Son zamanlarda kendimize oluşturduğumuz nostalji kültürü ile geçmişten kendimize bizi iyi hissettirecek şeyleri bulup çıkartır ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir