Anasayfa / Yazarlar / Nefret ile kalkan adalet ile oturur mu?

Nefret ile kalkan adalet ile oturur mu?

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açtığı ‘Demir Kilise’ farklı tepkilere sebep oldu.

Demir iskelet sistemiyle dünyada tek örnek olarak 120 yıldır ayakta kalan Kilise, 7 yıldır süren ve 16 milyona mal olan bir restorasyondan sonra hizmete açıldı.

Tamam, maliyetine filan itiraz edilebilir de sırf muhalefet olsun diye ‘vayy sen nasıl kilise açarsın’ kabilinden itirazlar fazla kabak tadı vermiyor mu artık?

Ağzınla kuş tutsan da ben karşıyım türü mutlak karşıcılık muhalefetinin bir karşılığı kaldı mı?

Kim ne faydasını görüyor Allah aşkına?

***

Bir karşıcılık hikâyesi:

Bir köyün demirbaş imamı gün gelir vefat eder.

Köylü vefat eden imamdan memnundur.

Okuması, üflemesi hep cemaatin taleplerine münasiptir. Neyse köye yeni bir imam gelir. Ne ki bu imamın gelişine köylü memnun olmamıştır. Zira getirmek istedikleri başka bir imam vardır.

Serzenişler kar etmeyince, cemaat imamı bir gün sigaya çeker.

İmam efendi sende hiç bir keramet göremedik. Okuma üflemende yok. Kıraat desen o da şekersiz şerbet gibi. Bu iş böyle gitmez ya bırak başkası gelsin ya da bize en azından bizi ikna edecek bir keramet göster, derler.

İmam, tamam der yarın sabah namazı sonrası tüm cemaat sabah namazı sonrası göl kenarına gelsin.

Tüm köylü vaktinde göle varırlar.

İmam gölün kıyısında herkesin hazır olduğunu görünce göle girer.

Ama o da ne, müthiş bir durum, imam gölün üzerinde hiç batmadan yürüyor!
Köylü beklenmedik bu durum karşısında hayret etse de suratları asılmıştır.

Ve hep bir ağızdan son sözlerini söylerler:

Ne kerameti? Sen yüzmeyi bile bilmiyorsun bir de imamlık yapacaksın, hadi ordan!

***

Hasip Kaplan Yalnız Değildir!

Bir kitap okudum hayatım değişti zamanları ne kadar hızlı geride kaldı.

Artık bir tweet’le değişiyor gündem.

Hasip Kaplan’ da attığı bir tweetle bir anlamda durulan zeminlerini ifşa etmiş oldu.

Ne dedi:

“HDP kurultayında Demirtaş’ın yerine sakın bir Türk göz dikmesin, benim naçizane önerim, herkes haddini bilecek..!”

Bu had bildirme işinden muaf olan yok anlaşılan. Gelen had bildiriyor, giden had bildiriyor!

Bir de kendi hadlerinin farkında olsalar fena mı olur yani?

*

Halkların Kardeşliği’ne oldu?

En yüksek dozda dile getirilen ‘Halkların Demokratik Birliği’ söylemleri palavra mıydı?

Hem böyle söyle hem de kendi partinden başkanlığa göz dikme ihtimali olan bir Türk’ün -ki senden farkı sadece Kürt olmaması-  en tabii ‘demokratik hakkına’ faşist ol.

*
Kırmızı başlıklı kıza verilen kırmızı elma gibi bir şey miydi tüm bu ‘demokratik’ söylemler?

*

Boşuna demiyorum, sivil ya da resmi her iktidar mekanizması asabidir.

Taraftarlarını Kendi rengi dışındakilere körleştirir. Kendisi iktidar mekanizmasının sihirli tahtlarına oturamıyorsa, iktidar tahtına hiç değilse en, en yakınındakilerin ve yine kendi adına oturmasına kilitli saplantısı vardır. Hatta tüm değer ve ilkelerinden vazgeçebilir. Herkesle işbirliği yapabilir. Temel derdi, iktidar ‘öteki’ gördüklerine asla ram olmasın.
Ancak, nerede olursa olsun, her şeye rağmen adalet üzere kalmak için bedel ödemeyi göze alanlar bundan müstesna.

Kaplan, devam etmiş tabii.

“Sırtımızdaki ki asalakları ve kamburları dökerek, öz gücümüzle karar vereceğiz..”

“Sırrı gitsin film çeksin..!

Hani, ‘Meksika Sınırı’nın ‘abe’si Sırrı Süreyya Önder’i kastederek.

O da durur mu vermiş cevabını.

“İlkel milliyetçilik yani ırkçılık hastalıklı bir duygudur. Bazen Hasip örneğinde görüldüğü gibi insanı insanlığından eder…”

“…Hasip zihniyeti, ancak tükürülecek değersizliktedir”

Yorumsuz.

***

Emin Âkif Ersoy’un bir nesil hikayesi*

“Askerliğini nefer olarak yaptı ve kıt ‘asında asil bir utanma ile Mehmed Âkif’in oğlu olduğunu sakladı.

Terhisinden sonra büyük şehir İstanbul’un hane berduşlarından biri oldu. Sabahçı kahvehanelerinde ve hamamlarında yatıp barındı.
Yalın ayak dolaşarak şarap, ispirto ve esrar parası için hamallık yaptığını görenler vardır.

1939’da ilk defa İstanbul zabıtası tarafından bir esrarkeş olarak yakalandı, akıl hastahanesine sevk edildi ve galiba bir suçtan bir müddet de cezaevinde kaldı. Nihayet kendisini bulan bir baba dostu tarafından Bursa’da Atatürk Çiftliği Harası’na kâhya olarak yerleştirildi. Evlendi, mazbut bir hayat sürmeye başladı.

Fakat 1963-1964 yılları arasında işinden çıkarıldı. İstanbul’a döner dönmez tekrar esrara düştü. 1966 başlarında zevcesi vefat edince tekrar kimsesiz kaldı, kendisini âdeta intihar kastıyla içkiye ve esrara verdi.

1966 sonlarında birkaç ay akıl hastahanesinde kaldı. Kasım 1966’da hastahaneden çıktığında, geceleri Tophane’de bir kamyon karoseri içinde yatmaya başladı. 24 Ocak 1967’de ise o karoserin içinde ölü olarak bulundu.”

*

Ne nesiller geldi geçti, nice nesiller yetiştirilirken, yetiştirilme sebepleriyle heba oldu.
Her birimizin çıkaracağı bir ders vardır Asım’ın nesli mevzusunda.

*(Dücane Cundioğlunun ‘(1972’de) kaleme alınan başka bir yazıdan istifadeyle aydınlatmaya çalışacağız’ ifadesiyle paylaştığı metin)

 

 

İlginizi Çekebilir

Ortadoğu’da modernleşme ve kadın

Ortadoğu / İslam coğrafyasında modernleşme süreçleri daha ziyade hukuk ve eğitim alanlarında belirginleşti. Hukuk ve ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir