Okumak / Anlamak / Yaşamak

İnsanlar başlangıçta tek bir topluluktu. Bu tek bir topluluk olma hali, aynı zamanda tek bir ümmet olma hali olarak da anlaşılabilir. Ancak bu topluluk kesinlikle kendi haline terk edilmiş ve başıboş bırakılmış bir topluluk değildi.

Bu topluluğa kendi içlerinden yine kendilerini uyarmak ve müjdelemek için elçiler gönderildi. Gönderilen / görevlendirilen bu müjdeci ve uyarıcı elçiler, yanlarında kitaplarla geldiler. İnsanlar kendi aralarında ayrılıklara / anlaşmazlıklara düştükleri zaman, onların aralarını bulmak, ayrılıklarını ve anlaşmazlıklarını gidermek amacıyla hükümler getirdiler.

Azgınlık ve kıskançlık insanların yakasını hiçbir zaman ve zeminde bırakmadı / bırakmıyor.

İnsanlar, ellerinde / yanlarında, öğütler / hikmetler / hükümler içeren kitaplar olduğu halde azgınlıkları ve kıskançlıkları sebebiyle kendi aralarında hep ayrılıklara / hep anlaşmazlıklara düştüler / düşüyorlar.

İnsanoğlunun yeryüzüne ayak bastığı günden beri içine düştüğü ayrılıkları ve anlaşmazlıkları giderecek olan kitap, bugün dahi istisnasız hemen her inanan insanın elinde / evinde mevcuttur.

Ama gelin görün ki, evlerin duvarlarında asılı duran bu kitap, ne insan teklerinin ne insan topluluklarının, ne de top yekûn insanlığın dertlerine deva / hastalıklarına şifa olmuyor / olamıyor. Bütün kitapların anası olan bu kitap her nedense hep erişilmez / ulaşılmaz yerlerde, hep süslü ve kapalı yerlerde muhafaza ediliyor.

Anlaşılsın ve hayata aktarılsın diye dirilere gönderilen kitap, ilginç bir biçimde sadece sevap olsun diye ölülere okunuyor. Öpülüp öpülüp başlara konulan bu kitap anlaşılmadan / üstelik hiçbir anlama kaygısı da taşımadan ramazandan ramazana merasimlerle hatim üstüne hatim ediliyor.

Oysa bu kitap, kendi ifadesiyle apaçık bir kitaptır. Bu kitap nefsini sakınan ve kendini tarihe / topluma / tabiata ve tanrıya karşı sorumlu hisseden, bu sorumluluk duygusu ile hareket eden insanlar için bir öğüt kitabı, aynı zamanda bir yol göstericidir.

İnsanlar tarafından terk edilen / raflara kaldırılan / duvarlara asılan / süslü kaplar içinde saklanan bu kitap, esasen insanları küfrün / zulmün / cehaletin karanlığından alıp, imanın / ahlakın / adaletin / erdemin / bilgeliğin aydınlığına çıkarmak için Allah katından gönderilmiş bir kitaptır.

Ne ki insanlar zaman zaman itiraf ettikleri / zaman zaman açığa vurdukları ama çoğu zaman da içlerinde sakladıkları / gizledikleri dünyevi çıkarlar / hırslar / hesaplar sebebiyle hep kitapla kendi aralarına mesafe koydular / koyuyorlar. O’nu yüz üstü terk edilmiş bir halde bıraktılar /  bırakıyorlar, ona sırtlarını döndüler / dönüyorlar.

Ahlaklı / adaletli / erdemli bir hayat yaşamak istemeyen insanlar, arzuları doğrultusunda oluşturdukları toplumsal düzenlerini, bireysel yaşam pratiklerini ancak o apaçık kitabı duvarlara asarak, erişilmez ve dokunulmaz kılarak, salt sevap kazanmak için ölülere okuyarak, ramazanlara has görkemli hatim törenlerine konu edinerek sürdürebilirler.

Hayatta olanlara yol göstermek, öğüt almak isteyene öğüt vermek, kurtuluşa ermek isteyenlere rehberlik etmek için gönderilen bir kitap başka hangi yollarla hayatın dışına atılabilir, başka hangi yöntemlerle işlevsiz hale getirilebilirdi.

 

İlginizi Çekebilir

Alo Zabıta çağırsak her şeye bakar mı?

Son zamanlarda gerek sosyal medyada gerek yazılı ve görsel basında dile getirilen ‘Arayın zabıtayı gelsin’ ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir