Son Haberler

Ölüme güzelleme

Ölüm fikri / ölüm korkusu, ilk insan ile birlikte var olan ve insanoğlunun zihnini / kalbini / gönlünü mütemadiyen meşgul eden bir husustur. Doğrusunu söylemek gerekirse insan var oldukça ve yer küre üzerinde hayat devam ettikçe bu zihni / kalbi meşguliyet de devam edecektir.
Hiçbir inanç sistemi yoktur ki, ölüme ve ölüm sonrasına dair bir şey söylememiş olsun. Hiçbir kültür yoktur ki, ölüm gerçeğine kayıtsız kalmış olsun. Uygarlık tarihinden dinler tarihine, edebiyattan felsefeye hiçbir disiplin yoktur ki, ölüm gerçeğini görmemiş olsun.
Hangi tarihi dönemde yaşamış olursa olsun, hangi medeniyet havzası içinde yer alırsa alsın, hangi coğrafyada, hangi iklimde bulunursa bulunsun bütün insanların ortaklaştıkları bir husus varsa o da hiç kuşkusuz ölüm gerçeği ve ölüm korkusudur.
Zaten evrende ölümlü (fani) olduğunu bilen ve bu sebeple de sürekli ölüm korkusu yaşayan tek varlık insandır. İnsanın dışındaki varlıkların bilinç düzeyinde bir ölüm fikrine ve ölüm korkusuna sahip oldukları söylenemez.
İnsanoğlunun gerek varoluşsal (ontolojik) sorulara cevap bulma serüveninde, gerek anlam ve amaç arayışında ve gerekse hakikati arama yolculuğunda ölüm fikri / ölüm gerçeği / ölüm korkusu hep kendisine eşlik edegelmiştir.
Gelin görün ki modern zamanlarla birlikte ölüm fikri önce evlerden / hanelerden, sonra da zihinlerden / kalplerden uzaklaştırıldı. İnsanlar artık evlerinde, sıcak yataklarında eş ve çocuklarının, akraba, akran ve komşularının yanında ölmüyor. Bütün tanıdıklarından, sevdiklerinden uzakta, hastane odalarında kimse ile helalleşemeden / kimse ile vedalaşamadan bir başına ölüyorlar.
Ölüm hanelerden, mezarlıklar da yerleşim merkezlerinden uzaklaştırılınca, ölüm fikri de insanların zihnindeki / kalbindeki / gönlündeki diriliğini yitirdi. Ölüm fikrinden uzaklaşan insanlar egoizmin, ölüm gerçeğini unutan toplumlar da hedonizmin acımasız pençesine, sinsi tuzağına düştüler.
Hayatın bir parçası olan ölüm gerçeği unutulunca, ölümü çağrıştıran her şey hayatın dışına atılınca, insanlar hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamaya, hiç ölmeyecekmiş gibi tüketmeye, hiç ölmeyecekmiş gibi biriktirmeye, hiç ölmeyecekmiş gibi hareket etmeye başladılar.
Modern zamanlarla birlikte insanoğlunun ölüm korkusu üzerinden sözüm ona kaliteli yaşam adına devasa bir sektör olan kapitalist sağlık sektörü oluştu. Bu türedi sektöre bağımlı yaşama oranında ancak insanoğlunun kaliteli bir hayat yaşayabileceği ve bu sayede de ömrünün uzayacağı düşüncesi üzerinden adeta yeni bir sağlık / tıp ideolojisi oluşturuldu.
Modern / kapitalist tıp sektörü, beden ve ruh üzerinde hâkimiyet kurmanın ötesinde hayatın ve ölümün üzerinde egemenlik kurma iddiasındadır. Bu durum esasen, Tanrının / kadiri mutlak gücün egemenliğini kendi üzerine alma, bir tür tanrılaşma iddiasıdır.
Ölüm fikrinin yok olduğu durumlarda kaliteli yaşamın ne denli mümkün olacağı hususu üzerinde konuşmaya / tartışmaya değer bir husustur. İnsan ölümlüdür. İnsanlar doğarlar ve bir gün mutlaka ölürler. Ama insanlık / insaniyet ölen insan teki ile birlikte ölmez. İnsanlar ölse de insanlık devam eder. Bir an için düşünün, ölüm olmasaydı şayet, insanoğlunun hali nice olurdu.

İlginizi Çekebilir

Madem hastalar neden sokaktalar?

Aman Allah’ım iftar vaktinde bin baba iki evladını, eşini ve 70’lik babasını hunharca öldürebiliyor. Anasını ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir