On Beş Temmuz: Unutmadık

Türkiye’nin tarihi açısından 15 Temmuz, takiyyeyi bir iman haline getirmiş, kendisini iman/hizmet ve iyilik hareketi olarak lanse eden, toplumun/devletin tüm hücrelerine kadar her türlü hile, yalan ve imtiyazla nüfuz etmiş, uluslararası karanlık şebekelerle yürütülen bir organizasyonun gerçek yüzü ve niyetinin ‘Darbe ve Katliam’ olarak ortaya çıktığı günün adıdır.

Toplumun merhamet, vicdan ve iyilik gibi en değerli hasletlerini borsa malzemesi haline getirerek ve uluslararası İslam düşmanı şebekelere tezgâhlandığının en bariz göstergelerinden bir kara tarihin adıdır 15 Temmuz.
Öbür taraftan ise, cumhuriyetin kuruluşundan itibaren ötekileştirilmiş, örselenmiş ve elitist Kemalist askeri ve sivil cuntaların zulmüne maruz kalmış, her yaş ve kimlikten olan bir halkın, kendi iradesine, onuruna ve umuduna sahip çıkma direnişinin Tarihe kayıt düşüldüğü günün adıdır 15 Temmuz.

Toplumun resmi/sivil/askeri tüm kurum ve imkânlarını çepeçevre kuşatmış bir ahtapot ağının tüm ülkenin nefesini nasıl kestiği bu darbe girişimiyle şek ve şüpheye mahal bırakmayacak şekilde ortaya çıkmıştır.

Bu tür yapıların kamu imkanlarına, devlet ve toplumun maddi/manevi kaynaklarına nüfuz ederek kurduğu ezoterik ilişkisi ve işbirliği, siyaset ve sermayenin bu tür yapılara olan dayanılmaz iştahı maalesef benzer sonuçların yaşanmasını ihtimal dahilinde tutuyor.

Toplumun genel ve temel haklarının aleyhine olacak şekilde,  imtiyaz ve ayrımcı bir seçkinciliği, dinsel ya da başka sebeplerle meşrulaştıran her yapı, halkın temel ve ortak haklarına halel getirecek bir haksızlığın, adaletsizliği potansiyel failleridirler.

Siyaset ve devletle işbirliği ve ilişkileri bir şekilde benmerkezci bir bencillik zaafına uğrayan bu tür yapılar, toplumun ortak ve kamusal imkânlarını toplumun genel maslahatının aleyhine kendi kişisel/kurumsal hanedanlıkları lehine kullanmakta asla bir beis görmüyorlar.

En acı ve en üzücü yanı apaçık bir iltimas ve ayrımcı imtiyazı, çıkarı, haksızlığı yeri geldiğinde dinsel kılıflar illüzyonuyla meşrulaştırmaktan geri durmuyorlar.

İyiliğin, doğruluğun, hizmetin, hayır ve hasenatın tek ve temel adresleri olarak görülen gösterilen bu tür kişi ve kurumlar,  zaman içinde kendinden menkul bir kibirle, ‘toplumun maslahatını’ kendilerinin belirlemesi gerektiği vehmine kapılıyorlar.

15 Temmuz’da bir kez daha, kamunun en kritik alan ve kadrolarına kadar sızmış, kamunun imkân ve araçlarını ve yine kamunun sahibi olan halka ve onun iradesine karşı şedit bir silah olarak kullanan dindar maskeli bir organizasyonun neler yapabildiğini, nelere cüret edebildiğini hep beraber gördük.

15 Temmuz tecrübesi dikkate alınarak, bu tür bir batıni/dünyevi /dindar görünümlü örgüt/tarikat yapılarının,  hangi zaaf ve zeminlerde bu hale geldiğinin sosyolojisi mutlaka yazılmalı ve olası benzer örgütlenmelerin iştahları bu kanlı/travmatik tecrübeyi dikkate alarak önlenmelidir.

15 Temmuz gecesi itibariyle tüm bu tecrübelerin eşiğinde halk, bizzat kendi iradesine karşı darbe girişiminde bulunanlara itirazını, bizzat doğrudan müdahil olarak ve sivil bir direniş göstererek, ‘Yeni Dünya ve İslam’ kurgusuna karşı duruşunu ortaya koymuştur.

Tabiri caizse oylarıyla dâhil olduğu bir sürece fiili olarak müdahale ederek tarihi bir adım atmıştır.

Bundan böyle, Nasıl bir Türkiye istediğini çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın erkek hep birlikte elele, bir parti, grup, küme, düşünce mensubiyet farkı gözetmeksizin birlikte yaşamanın ve birlikte direnmenin/ dayanışmanın örnekliğini bir tecrübe olarak dünya aleme göstermiştir.

En temel haklarının korunmasında, kim olursa olsun söz sahibinin kendisi olduğunu, canı pahasına ifade etmiştir.

Halkın bu direniş erdemi,15/16 Temmuz gecesi ortaya koyduğu diriliş ruhuyla, Cumhuriyetin kurucu vesayeti ve darbeci geleneğin tüm siyasal/askeri ve sivil kodlarıyla hesaplaşma şansını elde etmiştir.

15 Temmuz tecrübesi, halkın ve kamunun imkânlarının bir takım proje gettolar/oluşumlar aracılığıyla, günü geldiğinde halka karşı kullanılabileceği tecrübesinden ders alarak; bu tür yapılar, açık, denetlenebilir ve şeffaf hale getirilmelidir.

Kamunun imkânlarıyla, toplumun fedakârlıklarıyla adeta cennetten makam dağıtan kıvam ve kibirde, protokol bağımlısı olan bu tür organizasyonların ‘güç zehirlenmesi’ emarelerine dikkat edilmelidir.

 



Habil Bildirici


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir