Anasayfa / Yazarlar / Şahitlik ve Bazı Şeyler

Şahitlik ve Bazı Şeyler

 Bir zamanlar sol jargonun kullandığı ‘devrim şehidi’ kavramı vardı.
Proleterya diktatörlüğü için can verenler ‘devrim şehidi yoldaş’ olarak anılıyordu. Gerçi, eskisi kadar olmasa da hala da kullanılıyor. Ülkücüler de ‘şehit’ kavramını kimlik referansları gereği kullanan en önemli kesimdi. Vatan, millet, bayrak ve din için mücadele ederken ölenlere ‘ülkücü şehit’ veya ‘dava şehidi’ denilirdi.

Bunların dışında ‘islami/müslüman’ kimlik çerçevesinde bir duruş sergileyenlerin de ‘şehid’leri vardı. Marşlar, ezgiler, sloganlar bu kavramı hep diri tutmak için yaygın olarak kullanılırdı.

Şehitlik kelimesi aslında, şahit olmak, tanıklık etmek anlamından mülhem bir kelimedir. Allah için, onun gösterdiği yolda mücadele ederken, yani olan biten şeylere karşı Hak üzre şahitlik ederken, bu şahitliğin bedelini canıyla ödemek anlamı içerir. TDK da ise şöyle geçer: Kutsal bir ülkü veya inanç uğrunda ölen kimse’

Lafı nereye getirmek istiyorum.

15 Temmuz darbe girişiminin hemen akabinde, darbecilerin tüm alçakça saldırılarına karşı mücadele edenlerin, canını verenlerin yakınları ve yaralanların kendi ifadeleri öyle olmamasına rağmen bir merkezden ‘düğmeye basılmış’ gibi yeni bir ‘şehitlik’ icat edildi.

Basın yayın organlarında, meydanlarda ve bilumum bir sürü mekânlarda ‘Demokrasi Şehidi’ icadı yeniden yeniden üretildi.
İslami camia cemaatleri, dernekleri, vakıfları platformlar halinde ilk kez ‘Demokrasi Şehitleri’adına gıyabi cenaze namazı kılındı.

Darbecilere karşı meydanlara inen insanlar, Vatan, millet, özgürlük için, darbeci hainlere karşı kendi namusları, onurları, gelecekleri için tanklara, silahlara karşı mücadele ettiklerini söylemelerine rağmen, bu uğurda canını verenlere ‘Demokrasi Şehidi’ denildi.

Bu işin mucitleri ise ilginç ki, dünden bu güne ‘ancak ‘Allah için, onun yolu uğrunda ölen’ kimseler dışında, hiç kimseye ‘şehit’ denmesini doğru bulmazlardı.
Bu ilginç ultra modern icadı ‘molla kasım’ olsaydı da sorabilseydik keşke.

 

*

Babil’de hak başka, şimdi başka mıdır ?

Tam tamına 3600 yıl önce Babil’in kurucu lideri Hammurabi’ ye göre hak talebi ‘Güçlülerin, güçsüzlere karşı haksızlık yapmasını önlemek üzere adaleti ortaya çıkarma’ anlamı taşıyordu.

Musa’nın Firavun karşısında yaptığı da tam da böyle bir şeydi. Ezilenlerin, güçsüzlerin, yoksun bırakılmışların, zulme maruz kalanların adalet talepleri ve insanların Firavun’dan bağımsız olarak inanç ve düşüncelerini özgürce ifade etmeleriydi.

Bir zamanlar 28 Şubat şartlarında, kimi korkakların ‘korku sıtmasına’ tutuldukları vakitlerde İlahiyat fakültesinde öğrencileri büyükçe bir salonda toplayıp, en tabii, en doğal inanç haklarını ‘parenteze’ almalarını telkin edebildiği bir değer değildir Hak kavramı. En kısa haliyle dokunulamaz, devredilemez ve ertelenemezlik içerir.

Kimsenin hatırı, keyfi, hesabı, çıkarı için hakka halel getirilmez. Böyle bir şey, olsa olsa münafıklık alameti sayılır.

Ne demişti Merhum Akif ‘ Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal’

*

STK’ lar Sendromu

Sivil toplum örgütleri adı altında faaliyet gösteren kurumların (işadamlarından sendika örgütlerine kadar) bu makam mevki sevdaları nedir Allahaşkına, bir anlayan var mı?

Ceketlerine düğme dayanmıyor zırt pırt ilikleyip açmaktan!

Koltuk/ makam karşısında her türlü esas duruş derslerini kamuoyu onlardan öğreniyor.
Kamu gücü sponsorluğuna bağımlı olmak böyle bir şey herhalde? Kamu imkânlarına imtiyazlı erişimin eşitsizliğinden yararlanmak için her kapıyı çalıyorlar maşallah.

Siyasetten ticarete kadar her şeyle meşguller. Her makama/mevkiye  kimin gelmesi/ getirilmesi gerektiği konusu en önemli uzmanlık alanları gibi oldu uzun bir süredir. Nereye kim gelecek, nereye kim seçilecek? Hep kendi ‘havuz’ larından olsun istiyorlar. Bir yere kadar tamam da, kardeşim bari ‘adalet, hakkaniyet, ehliyet, liyakat, ahlak, kamu etiği’ gibi mevzuları kamuflaj olarak kullanmayın.

Hülasa, okullardaki matematik derslerinden ‘havuz’ konusunu çıkarmalı. Zira hayatın içinde başka amaç ve anlamlara bürünüyor. Belki memlekete bir faydası olur.

*

Ak Masalara ne oldu?

Yeni başkan bu soruyu kendine sormalı ve kendine cevaplamalıdır.

Ak Masalar yerel yönetimlerde başlayan geleceğin özgür ve adil toplum düzeni için devrim sayılabilecek bir uygulamaydı. Seksen yıldır hep’öteki’ konumunda itilmiş, kakılmış geniş halk kitlelerinin çevreden merkeze kendi Kamu’suna çekinmeden, korkmadan merhaba diyebildiği bir anlayışın ve sürecin adıydı. Köprünün altından çok sular aktı. Bazı muhterisler ak maslara akbabalar gibi üşüştüler. Kendi içlerinde yeni ‘öteki’ler yarattılar. Hikaye uzun. Gel zaman git zaman ak masalar ‘formalite masalar’ oldu. Tabiri caizse ‘kara’lara büründü.

Alinur Başkan bu soruya vereceği cevapla, şehir halkı ile şehir yönetimi arasında tekrar bir barış havası estirebilir. Takım elbiselilerin çoğunlukta olduğu yerde bilinmeli ki halk azınlıkta kalmaktadır ve oraya bir neşter atılmalıdır. Kamu makamlarına gelen ziyaretçiler üzerinden de test etmek mümkündür bu çelişkiyi.

Acil Eylem Planı

Bu şehir yeni bir başkanlık değişimi yaşadı. Bu şehir halkı yeni başkandan acil olarak kısa vadede ne tür sorunlar tespit ettiğini ve bu sorunlar için neler yapacağını maddeler halinde kamuoyuyla paylaşmasını bekliyor. Ya da ben, şehir halkının ‘ acil eylem planı’ nı görmeye hakkı olduğunu düşünüyorum.
Hangi hizmeti,  hangi taahhüde göre takip edeceğimizi bilmek isteriz. Bekliyoruz sayın başkan.

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Evlatlarımız için dayanışma!

Bursa Şehir Gazetesi, birkaç hafta önce çok önemli bir konuyu gündeme taşıdı. Malum ilk ve ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir