Şathiyat kuşatması aşılmalıdır

 

İslami kesimde sürüp giden tartışmalara bakılırsa hem bir seviyenin olmadığı hem de bir ufuk bir fikir de olmadığı teslim edilecektir. Neredeyse hiçbir konu bu kesimde soğukkanlılıkla ele alınamıyor müzakere edilemiyor. Yere göğe sığdırılamayan, haklarında olmadık menkıbe uydurulan şöhretli İslami kesimin önde gidenlerin kullandıkları lehçe bir sokak ağzıdır. Her hangi bir argo kalıbına sığmayacak ölçüde çirkindir kabadır ve saldırgandır.

Bu kesimin önde gelen isimlerinden Mustafa İslamoğlu diye bilinen şahıs, “madem sünnete uymak iddiasındasınız, o halde hadi sizde yetim kalmak için babanızı öldürün bakayım” diyerek kendine göre rakiplerine emsali görülmemiş, öldürücü, susturucu bir delille cevap vermiştir. Bu İslamoğlu ki “Suriye’yi İran’a vermeliydik, Suriye’de İran’ın hakkını kabul etmeliydik” diyecek kadar kendinden geçmiş ama “İran’ın Suriye’deki hakları” konusunda aşırı derecede titizlik göstermiştir. Sadece o kadar mı daha Aralık 2012’de FETÖ lideri Gülen’in eleştirilmesine öfkelenerek, “sizin O’nun ayakkabısının topuğunda ki bir çiv bile olamazsınız” diyerek savunmamış mıydı?

Cüppeli adıyla şöhret olan şahıs “haramı helali madem ayetlerle çözüyorsunuz, ayetlerde haram yiyecekler arasında b.. sayılmıyor şimdi b.. mu yiyeceksiniz” diyerek seviyesizliğin, ağzı bozukluğun en çirkin örneklerinden birisini daha vermemiş miydi? Aynı Cüppelinin FETÖ hakkında biri birini tutmayan ipe sapa gelmez bazen aşırı derecede öven bazen de yeren sözleri olmamış mıydı? Kendisinin tutuklanması içinde hakkında kumpas kurulduğunu iddia etmişti. Ama Hz. Muhammed’in miraç yolculuğunun bile şurasında burasında yer alan, geceleyin yatağında kaç defa sağa sola döndüğünü dahi bilen efendisi niye önceden bu kumpastan haber vermemiştir?

Bu kesimin önde gidenlerinden Yusuf Kaplan ise başından beri zaten bir sekerat hali yaşayan hal bilmez yol bilmez nezaketten uzak birisidir, “oryantalistlerin 1400 yıllık İslami birikimi yerli acentaları aracılığı ile harcamaya çalıştıklarını” iddia etmektedir. Bu ağzı bozuk kaplan bile FETÖ lideri ve onun faaliyetleri için destanlar yazmamış mıydı? 1400 yıllık tarihi serüveni bütün ayrıntıları ile bilen, oryantalistlerin bu birikimi harcamak için nasıl çalıştıklarını gören bu cezbeli Kaplan, FETÖ gerçeğini niye zamanında görememiştir?

Tasavvuf ileri gelenlerinin İslam dışı, akıl dışı söz ve davranışları için, “cezbe/sekerat halinde söylediklerinden yaptıklarından sorumlu olmazlar” diye bu çevrelerde kabullenilmiş bir kural vardır. Adı geçenler maalesef hayatlarını bir cezbe bir sekerat haliyle yaşamış olmalılar ki böyle uyumsuz böyle seviyesiz sözler edebilmektedirler. Yine cezbe halinde İslam dışı / akıl dışı söylenenler için “şathiyat” denilerek o sözlerin de dikkate alınmayacağı tasavvuf çevrelerinde yerleşik bir kanaattir. Sünnete uymak için baba öldürülmesini teklif etmenin, haram yiyecekleri madem ayetlerde arıyorsunuz o halde b.. yemelisiniz diyenlerin, ya da şifa olsun diye deve s… içmeyi Resul buyruğu olarak insanlara teklif edenlerin sözlerini de bir şathiyat örneği saymak icap eder. Yalnız bu kişilerin şathiyat sayılacak sözleri toplandığında geriye ne kalır? Şathiyat dışında sözleri kalır mı? Bu sorulara olumlu cevap vermek zordur.

Oysa Müslümanlar sözün en güzelini söylemekle, sözü hikmetle söylemekle yükümlü değiller midir? Güzellik, hikmet, nezaket bunların hayatlarında yoktur. Yazık ki İslami kesim deyince akla bu isimler gelmektedir? İslami kesim adına büyük bir kayıptır. Oysa madem şathiyattan olanlar ciddiye alınmaz, hayatları bütünüyle şathiyat olanları İslami kesim niye ciddiye almaktadır? Bunları kendi seviyesizlikleri ile kabalıkları ve saldırganlıkları ile baş başa bırakmak daha doğru bir seçim olmaz mı?

Bağırıp çağırmadan sükunet ve nezaket içinde şunu düşünmeliyiz. Beşeri müdahaleden, tahriften korunan vahiy değil midir? Hatta vahyin ilahi koruma altında olduğu kitapta açıklanmış değil midir? Vahyin dışında kalanların, bütün hadis külliyatının bu ilahi koruma kapsamı dışında olduğunu teslim etmek hem bu ilahi vaadin gereğidir hem de tarihi tecrübenin bir sonucudur. Hadis derleyenler bile topladıkları on binlerce rivayetin içinden ancak birkaç binini kitaplarına kaydetmişlerdir. Geri kalanını almaya değer bulmamışlardır. Üstelik bu kayıt işlemini Hz. Muhammed’den bir/iki asır sonra yapmışlardır. Bu hadis derleyicisi ya da hadis imamı diye bilinen bu zatların yanılmaz oldukları, yaptıkları kayıtlarda hiç hata etmedikleri nereden çıktı? Kim bunu garanti edebilir? Bu hadis imamları “biz yaptığımız bu kayıt işinde asla ve kata hata etmedik” dememişken şimdi onlar adına şathiyat konuşanlar şathiyat yazanları kendi kabalıkları ile saldırganlıkları ile baş başa bırakmalı. Onların şathiyatlarına ortak olmamalı.

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir