Son Haberler

SEÇİM GÜVENLİĞİ

Seçim dönemi için eskiden sath-ı mail (dağ yamacı – eğimli alan) diye bir deyim kullanılırdı. Yamaç bir yerde yukarıdan aşağı doğru önü alınamaz bir gidişe işaret olsun diye kullanılmış olmalıdır. İki dereceli seçime kesintili de olsa başlayalı 131 yıl, tek dereceli seçimlere başlayalı ise 72 yılın geçmesine rağmen seçim hakkında böyle bir deyimin Türkçeye yerleşmesi oldukça manidardır. Seçimli dönemin üzerinden fazla geçmese de halkın seçimi fena halde içselleştirdiği bu tür deyimlerin yerleşmesinden de anlaşılabilir. Seçimlerin sonunda nüfusun önemli bir bölümü yaptığı seçim için “elim kırılsaydı da vermeseydim” gibi pişmanlıklar belirtse de başka bir bölümü ise yüz yıla yakın bir zamandan beri tercihini hiç değiştirmeden aynı seçimi yapabilmektedir. Yüz yılın devrilmesi, milenyumun başlaması ikinci grup seçmen için hiçbir öneme sahip değildir. Geçen yüz yılda icat edilen ve ilkokul günlerinde öğrendiği mitolojiye göre seçimlerde tercih yapmayı hala bir övünç nedeni sayabilmektedir.

 

Sath-ı mail belki de önlenemez bir gidişi de karşılamaktadır. Artık seçim kararı alındığında bunun geri dönüşü yoktur. Zaten seçimlerin erkene alınması örnekleri çokça bilinir ama ertelenmesi örneği hiç bilinmez. Seçimleri ertelemek ilke olarak ne kadar kabul edilemez ise de erkene almak da bir o kadar yersizdir, yanlıştır. Başta ekonomik meseleler olmak üzere dış ilişkilere varıncaya kadar pek çok konu seçim nedeniyle yüz üstü kalmaktadır. Seçime kadar ülkeyi yöneten siyasi iradeyi adeta kimse muhatap almıyor, gidici gözüyle bakıyor. Gelecek olanı da kimse bilemediğinden bir belirsizlik hakim oluyor. Oysa seçimleri düzenleyen mevzuatları yüzlerce yıl değişmeyen ülkeler de vardır. Ne yazık ki Türkiye bu tür ülkelerin arasında bir türlü katılamadı. 24 Haziran sonrası başlayacak olan başkanlık düzeninin böyle bir sonuca yol açması belki de en makbul yanı olacaktır.

 

Seçimler siyasi partiler için bir çeşit kan tazeleme sayılabilir. Parti siyaseti doğrultusunda verimli olanların değerlendirilmesi, verimsiz olanların ise elenmesiyle yeni yüzlere yer açılması yeni heyecanların katılımı ile belki siyasi partiler için ayrı bir kuvvet nedeni olmaktadır.

 

İktidar partilerinin yeniden seçim kazanmalarının ayrı bir önemi olmalıdır. Çünkü iktidarları süresince yapıp ettiklerinin halk tarafından onaylanarak yeniden seçilmeleri iktidar partileri için büyük bir onurdur. Hiç seçim kaybetmeyen bir iktidar partisi elbette düşünülemez. Ancak birkaç seçimi üst üste kazanmayı başaran partilerin yapıp ettiklerinin halk tarafından onaylanması o yapılanlara duyulan ihtiyaç kadar halkın kendisine hizmet edenleri asla unutmadığını göstermesi bakımından ayrıca önemlidir anlamlıdır. Halka yapılan hizmetlerin buza yazı yazmak olmadığını anlamak isteyenler için öğreticidir. Bir siyasi iktidar için bundan daha önemli ne olabilir?

 

Yaklaşan CB seçimleri ile birlikte kimlerin nasıl aday olabileceği tartışmaları da nihayet sonuçlandı. TBMM’deki bir grup tarafından aday gösterilmeyenler için ilçe seçim kurullarına giderek imza atacak yüz bin kişinin imzalaması ile aday olabilme şartı da oldukça ağır bir şarttır. Buna rağmen yüz bin imza şartını bu seçimlerde aşmayı başaran üç kişiyi de tebrik etmek icap eder. Bu adaylara imza veren vatandaşlar için, fetöcü müydü değil miydi tartışması da çok yersizdir. İlgili mevzuatta CB adayı olmak için imza toplayan bir aday için, imza veren vatandaşlarda mevzuatta yer almayan şartların sonradan seslendirilmesi son derece yersizdir. Üstelik siyasi tecrübesi oldukça fazla olan bir Devlet Bahçeli’nin bu işte öncülük etmesi son derece yakışıksız olmuştur. Kendisine de hiç yakışmamıştır.

 

Türkiye’de seçim mevzuatının sıkça değişmesi artık bir facia boyutuna ulaşmıştır. Hemen her seçimde birkaç madde ya eklenir ya da çıkarılır olmuştur. Teslim edilmeli ki hem istikrar için hem de seçimlerin güvenirliliği için bu değişimler önemli bir engeldir.

 

Yine de dünyanın en gelişmiş mevzuatı ihdas edilse bile terör örgütlerinin bu mevzuatı istismar edeceğinin unutulmaz örnekleri Türkiye’de görülmektedir. Dünyanın hiçbir yerinde IŞİD’in parti kurması seçimlere katılması aday göstermesi kabul edilecek bir iş değildir. PKK’nın IŞİD’den terör konusunda hiçbir farkı yoktur. Ama Türkiye’de PKK’nın partileri medyası vakıfları dernekleri sendikaları ve bütün bunların sonunda seçimlerde adayları olmaktadır. Terör suçundan tutuklu olanların aday gösterilmesi ve seçilmeleri halinde cezaevinden çıkarılmaları gibi insan aklını dehşete düşüren örnekler belki de yalnızca Türkiye’de vardır. 6-8 Ekim 2014 kalkışması Selahattin Demirtaş adlı PKK kahyasının çağrısı ile olmuştu. Yasin Börü gibi altmış kişi linç edilerek katledilmişti. Bütün bu katliamların sorumlusu olan PKK kahyasını PKK’nın partisi aday gösterebiliyor. Çünkü mevzuat engeli yoktur. Ardından da tutuklu CB adayı olur mu serbest bırakılmalıdır diye dörtlü muhalefetin sözcüleri ortak bir nakaratı seslendirmektedirler. Oysa bu kahya bırakın adaylığı, seçilmeyi bir daha gün yüzü görmemeyi fazlası ile hak etmiştir.

İlginizi Çekebilir

Madem hastalar neden sokaktalar?

Aman Allah’ım iftar vaktinde bin baba iki evladını, eşini ve 70’lik babasını hunharca öldürebiliyor. Anasını ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir