Siyasetin sağı solu

 

 Türkiye’de siyaset teşvik sistemi ile işliyor demek, hilafı hakikat bir beyan değildir. Çünkü siyaseti finanse eden kaynakları büyük oranda devlet dağıtıyor. Devletin dağıttığı kaynağın, yani teşvik priminin adı da ranttır.

Reel siyasetin mekanizması menfaat üzerine dönüyor. Zaten reel siyasetin bir erdeminin olduğu da söylenemez. Bunun böyle olduğunu en iyi anlatan husus, tarihte iktidar uğruna gerçekleştirilen kardeş katli olsa gerek.

Herkes bilir ki, siyasette esasen iradeler çatışır, nefisler çarpışır, benlikler / bencillikler yarışır. Hizmet retoriği bu işin sadece ama sadece maskesidir.

Türkiye’nin siyasal ve toplumsal yaşamında sihirli sözcük değişimdir. Değişim vaatetmeyen siyasal hareketler, toplumsal kabule mazhar olamadılar / olamıyorlar. Türk siyasetinin liberalleri de, milliyetçileri de, muhafazakârları da, sosyal demokratları da bu sihirli sözcüğün tutsağıdırlar.

Türkiye’de her nedense hiçbir siyasal eğilim, hiçbir kişi ya da kurum, modernleşmenin dışında kalmıyor / kalamıyor. Dahası, hiçbir siyasal eğilim, hiçbir kişi ya da kurum modernleşmeye itiraz etmiyor / edemiyor. Bu kulvarın dışında kalmak adeta bir meşruiyet sorunu olarak algılanıyor.

Türk modernleşmesi, devlet eliyle başlayan / başlatılan bir projedir. Başladığı gibi de devlet eliyle yürüyor / yürütülüyor.Garip ama gerçek, Türk Müslümanlığında da, Türk modernleşmesinde de devlet, merkezi bir yer işgal ediyor…!

Türk siyaseti 1980’lere kadar klasik sağ / sol refleksler üzerinden hareket etti. Turgut Özal, Türk siyasetinde ciddi bir kırılma noktasıdır. O kadar ki, geleneksel Türk siyasetinin bütün taşlarını yerinden oynattı. En önemlisi de geleneksel taşra sağcılığını kırarak yerle bir etti adeta.

 

Türkiye’de sağcılık; Turgut Özal’la birlikte kentli bir kimlik kazandı. Ancak klasik / geleneksel sağcı refleksler bu süreci uzun süre taşıyamadı / taşıyamazdı da. Turgut Özal’ın ölümüyle birlikte eski / klasik / taşralı reflekslerine yeniden dönüş yaptı sağcılık.

 

Türkiye’de sol neden gelişmiyor büyümüyor ve kitleselleşmiyor yada toplumsallaşamıyor. Solculara sorarsan solda birlik olmadığı için olduğunu söylerler. Cevabı merakla beklenen husus şudur. Acaba bir biçimde solda birlik sağlansa, sol ile toplum arasında ki bu açı gerçekten kapanacak mı / gerçekten kapanabilecek mi?

 

Din / İslam, bu kadim coğrafyanın sosyo-kültürel bir gerçeğidir.Sol siyasal elit ya da entelijansiya acaba bu sosyo-kültürel gerçeğin ne kadar farkındadır dersiniz. Solun gelişememesi / büyüyememesi / toplumsallaşamaması, bu gerçeğin farkında olamamasıyla ilgili değil midir?

 

Materyalizmi / pozitivizmi / ateizmi bir övünç vesilesi olarak gören ve materyalizme / pozitivizme / ateizme ulaşamamayı küçümseyen bir sol bu topraklarda ne kadar gelişip kitleselleşebilir.Daha doğru bir ifade ile Türkiye solu gelişmeyi / büyümeyi / kitleselleşmeyi ne kadar hak ediyor.

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir