Sorumlu kim!…

Modernitenin getirdiği hayat şartlarının, yaşam biçiminin etkilemediği birey, toplum ya da toplum kesimleri var mı? Gözlemlerim ve tanık olduğum hadiseler, ‘hayır’ dedirtiyor bana. Peki; şikâyete konu olmayan bir alan var mı; buna da hayır. Bu, modern insanın, hayat anlayışı, algılayışı, beklentileri ve hedefleriyle ilgili olabilir. Böyle bir ruh yapısına sahip olan bir insanın, insanlık adına, inanç adına, ahlak adına, sanat, estetik ve medeniyet adına ne üretebilir ki!

Bizim toplumumuzun geçmişine, tarihine, insanlık adına yaptıklarına bakılınca, bu konu daha da bir anlam kazanıyor. Madem ki seçilmiş bir ümmetiz, bunu sorgulamak da bize düşer.

Çağın getirdiği böylesi sorunların çözümü, sağlam bir kimlik ve kişilikle yetişmiş insanlarla mümkün olabilir. Bu tip kişiler de sağlıklı ailelerde yetişebilir. Bu nedenle işe buradan başlamak sorunun çözümü konusunda önemli bir adım atılmış olacaktır.

Toplumu gözlemlediğimizde karşılaştığımız manzara oldukça ürkütücü: Anne kızından, baba oğlundan, öğretmen öğrenciden öğrenci öğretmenden, fakir zenginden zengin fakirden, müşteri esnaftan esnaf müşteriden, amir memurdan memur amirinden, halk siyasetçiden siyasetçi halktan, yaşlılar gençlerden gençler yaşlılardan şikâyet ediyorlar. Siz bu listeyi daha da uzatabilirsiniz. Niçin böyle!…

Modern dünyada, uluslararası ilişkilerin, hedef toplumları içinden çökertme ve çürütme gibi planlarının bir parçası bu olsa gerek. Tarihi kaynaklarda bu söylediklerimi doğrular mahiyette vesikaların olduğunu bilmeyen yoktur.

Müslüman toplumun sosyolojisi ve hedeflerinin farklılıkları burada devreye girmesi gerekir. İslam toplumunun en karakteristik özelliği; ‘İnsanlar arasından seçilmiş, hakkı tavsiye eden, kötülüklerden men eden’ bir toplum olmasıdır. Peki, bu özelliği koruyabilmiş miyiz bu gün?  Ne yazık ki hayır.

Bütün bu söylediklerimin asıl öznesi kendi toplumumuz. Bu nedenle bizim için asıl can alıcı soru şu: Bu toplumu değiştirecek, dönüştürecek, asıl kodlarına döndürecek kimler? Son zamanlarda içine düştüğümüz ihaleci bir mantıkla cevap vermeye kalkarsanız, daha şimdiden çukura düştünüz demektir. Yok eğer, ‘evet kafa yoralım’ derseniz buyurun birlikte yapalım bu işe ve hemen kolları sıvayarak başlayalım. Ama önce her Müslüman birey kendisinden başlaması gerekir. Yani önce kendisini resetlemeyle başlayabilir.

Şöyle ki: Söz gelimi, yalan söylemek haramdır diyerek, en küçük menfaat karşılığı yalana sarılıyorsan, bireysel ve toplumsal çürümeden, toplumun, bireylerin ve aile fertlerinin yalanlarından, dostların ihanetinden, evlatların isyanından şikayet hakkının olmadığını da bilmen gerekir. Doğruluktan dürüstlükten, ibadetlerden, sadakatten söz ediyorsan, ihanetlerden ve sahtekârlıklardan şikâyet etme hakkının olmadığını bilmen gerekir. Namazdan, oruçtan ve bu ibadetlerin insanı kötülüklerden, fuhşiyattan koruyacağına inandığın halde, dışarı çıkıp, her türlü fuhşiyatı işleyerek, sözünde, işinde komşuluk ilişkilerinde, her türlü fuhşiyatı, yalanı, sahtekarlığı yapıyorsan, bu kötülüklerden şikayet hakkın olur mu? Malı, mülkü, zenginliği gayri meşru yollardan elde etmişsen, ahlaktan, dürüstlüğün pratik bir karşılığı olabilir mi? Helal kazancın erdeminden söz ederken, haramdan kazandığın servetle beslediğin aile bireylerinin isyanından ve ihanetinden şikayet etmek de ne oluyor.

Sözü şuraya getirmek istiyorum: Toplumuzun temelini oluşturan aile yapımızdaki çözülme, neredeyse batı toplumlarındaki aile yapısının çözülme seviyesine ulaştığını, yürek acısıyla seyrediyoruz. Öyleyse işe buradan başlamak bir zorunluluk haline geldi.

En mükemmel ailelerde bile; çocuklarının bir makam, mevki sahibi olmaları savaşı veriliyor. Çocuklarının doktor, mühendis, öğretmen, siyasetçi, olmaları için seferber olunurken, kaymakam, vali, genel müdür, daire başkanı, zengin bir iş adamı olmaları uğruna dökülüp saçılırken,  bir Allah’ın Kulu da; çocuğum, iyi bir anne, iyi bir baba velhasıl iyi bir insan olması gibi bir kaygıyı taşımaması, oldukça ürkütücü ve gelecek kaygısını körüklemektedir.

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir