Son Haberler

Şubat, kent ve birazda ekmek arası yağma

Yine bir Şubat ayındayız.

Her yıl olduğu gibi bu yılın Şubat’ı da hiç unutmadığımız                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                1997 tarihli 28 Şubat zulmünü hatırlatır.

Unutmadık çünkü zalimlerden hesap sorulabilmiş değildir.

Unutmadık çünkü 2013 yılında sadece bazı askerler üzerinden sürdürülen ’28 Şubat Darbesi yargılaması’ hala devam ediyor.

Öyle ki tutuklu yargılanan hiçbir sanık yok ve haklarında adli kontrol hükmü uygulanan hiçbir sanık ta yok.

Sermaye, medya, siyasi, sendika, sivil toplum filan gibi ayakları olan bu zulüm sürecinin geldiği nokta tam olarak böyle.

Beşli çeteler, gazetelere boy boy verilen ‘vurun Müslümanlara’ tarzı ilan sahiplerinin fiillerine ilişkin her hangi bir yaptırım henüz ve hala yok.

Böyle enteresan bir dava işte.

28 yıl önceki 12 Eylül darbesi için bir yargılama gerçekleşti ama 28 Şubat yargılamasında henüz bir sonuç yok.

 

***

Bir de 28 Şubat nemacıları var!

28 Şubat üzerinden nemalanma gibi köylü kurnazı basitliğinde, yaşamış ve misliyle telafi edilmiş 28 Şubat hikâyeciğini sosyal, siyasi ve ekonomik işlere çevirme tacirlerine ve sanal kurumsal kimliklerine şimdilik bir şey demiyorum.

Zira mevzu şimdilik bu değil. Ama şimdilik değil. Hepten de boş vermiş değilim.

 

***

 

28 Şubat Mağdurlarına ne oldu?

 

Kamuda çalışan 28 Şubat mazlumlarının neredeyse tamamının maddi ve mevki mağduriyetleri geriye dönük olarak çözüldü.

Atılanlardan, istifa edenlere kadar hakları ve itibarları iade edildi.

Üstüne üstlük 28 Şubat Mağduru olmak daha ileri düzeyde kimi makamlar ve işler için temel bir referans ve ehliyet imtiyazı da oluşturdu.

Tüm 28 Şubat mağdurları için değil tabii.

Onların bir kısmı hala mağdur.

Kim bunlar derseniz, söyleyeyim.

Bir- 28 Şubat Darbesinin siyasi yargılamasına maruz kalıp hala cezaevlerinde yatan yüzlerce insan.

İki- Kim ne derse desin, 28 Şubat’ın esas mağdurları onlar.

28 Şubat’ın Askeri, BÇG’sı, MGK’sı, medyası, rektörü, dekanı, yüksek ve alçak yargısı, emniyeti ve hatta üniversitedeki özel güvenlik görevlileri için ’28 Şubat Yangınında ilk yakmak istedikleri başörtülü/türbanlı öğrencilerdi.

Hep bir ağızdan çağdaşlık marşları eşliğinde birbirlerine hedef gösteriyorlardı:

‘Hadi ileri, İlk hedefiniz başörtülü olanları okuldan atmak, onlara had bildirmektir’ diyorlardı.

Evet yedi düvel, tüm gücüyle bu öğrencilerin okuma hakları ve başörtüsü/inanç/kimlik/giyim hakları üzerinden savaş ilan etmişlerdi.

‘Ya bize tabii olacaksınız ya da defolup gideceksiniz’ gibi çağdaş ve dönemin özgürleştirici demokratik faşizmine boyun eğmeyen öğrencilerin mağduriyetleri maalesef giderilemedi.
Kimi yıllar sonra gelen aflarla okulunu bitirdi, kimi tekrar okuluna başlayamadı bile.

O dönemin şartlarında mesleklerini icra edebilme koşulları, kamu ve benzeri yerlerde istihdam imkânları yıllar sonraki şartlarla zorlaştı.

Hem yaş sınırları, hem de yeni sınav gibi engellerle, geçmiş dönemde mezun olsaydılar elde edebilecekleri haklarını kaybettiler.

28 Şubat’ın yarattığı bu haksızlık hala devam ediyor ve tüm girişimlere rağmen bir çözüm üretilemedikçe de telafisi imkânsız olarak ‘bin yıl sürecek ’gibi gözüküyor.

Ne olabilirdi peki: Lisans mezunu bu öğrencileri, Her belediye kendi ilindeki Üniversiteyle işbirliği halinde kendi bünyesinde sözleşmeli, şirketlerinde işçi olarak istihdam edebilirdi.

Bakalım kim duyacak, kim farkına varıp ses verecek bitmeyen bu mağduriyete?

 

***

Alinur Başkan Ne Demişti, bir daha hatırlayalım

Rakamlara dikkat:

Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin ciddi borçları var. İşin ilginci 2032 yılına kadar borçlarımız var. 4,5-5 milyar lira borcumuz var. ilginç tarafı; borçların yüzde 60’ı 2018-2019-2020 yıllarında. Genel giderlerimiz ve beraberinde mevcut kredilerimizi karşılamaya yetmiyor. Kredilerimiz kapalı. Kredi almaya hakkımız yok. En küçük bir endişem yok. İflas söz konusu değil.

***

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 24 tane sosyal tesisi varken, Bursa’nın 55 sosyal tesisi varsa, halka dokunma noktasında bir aksaklık varsa, kimse kusura bakmasın. Ben hamasi nutuklara itibar etmem.

Burfaş’ta 43 milyon liralık zarar var ortada.

Bunların hepsini harfiyen değerlendirmek durumundayım. Hepsini şakır şakır kapatayım, yeni yerler açmayayım derdinde değilim. Kar amaçlı değiliz ama kusura bakmayın zarar amaçlı da değiliz.

***

“Stad için her gün faiz ödüyoruz”

Konya Büyükşehir Belediye Başkanı’na sordum 1,5 yılda 160 milyon liraya mal etmişler. Devlet 50 milyon verdi. Biz bugüne kadar 500 milyon para harcamımışız. Bursaspor liste getirdi 80-100 milyon lirası var. Devam eden davalar var. Faizler vermek zorunda kalıyoruz.

Ben Recep Başkan ve ekibine çok teşekkür ediyorum.

Belediye spora zimmet çıktı, soruşturma geçiriyoruz. 6,9 milyon lira bütçe yerine 30 milyon lira harcanmış. Her şey belediye gücüyle halledilince hatlar karışıyor.

Eyy halkım, eyy şehir sakinleri, eyy hak, adalet, ahlak konusunda sözü kimseye bırakmayan pek bir mübarek memleket sevdalıları, cüppeli, cüppesiz, gönüllü gönülsüz dindar/muhafazakâr teşekküller…

Tüm bu zarar ve faizlerde bir payınızın olduğunu düşünüyor musunuz?

Bir sözünüz, uyarınız, ikazınız, isyanınız oldu mu?

Her şey siz yaşarken oldu bilesiniz.

Her şey sizlerle oldu.

 

 

İlginizi Çekebilir

İran nereye koşuyor

İran’ın bölgede başlı başına bir güç olduğunu, hem de oldukça etkili bir güç olduğunu söylemek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir