Suriye kanayan yara olmaktan çıkarılmalıdır

Rusya’nın son İdlip saldırılarına baktığımızda Rusya’nın asla Suriye’den vazgeçmeyeceğinin açık bir kanıtı olarak görürüz. Zaten Akdeniz kıyısına Laskiye de kurmuş olduğu Hmeymim hava üssü ve Tartus donanma üssü varlığını sürdürdüğü sürece de Rusya bu bölgede kalır.

Aynı şekilde ABD de bu bölgede kalmak ve Akdeniz hâkimiyetini sürdürmek istiyor. Akdeniz bu bölge için en önemli merkez konumunda, Akdeniz’i istemeyen ülke yok. İsrail en başta ABD ile beraber ve en güçlü pozisyonda olmak istiyor. Rusya, Akdeniz’den vazgeçmiyor onun için Suriye’de, Türkiye şimdi Akdeniz’de var olma mücadelesi veriyor.  Reis, bizzat kendi ağzından açıklayarak, sadece doğal gaz rezervinin 3 trilyon dolarlık olduğunu vurguladı.  Daha bunun yanın sıra petrol rezervi var.  Bunu bize bırakmak istemiyorlar. ABD’nin bir uçak gemisi ve 11 savaş gemisi Akdeniz’de bekliyor.

İşte bu şartlarda bir ekonomik saldırı yaşıyoruz ve Rusya’nın İdlip saldırısı gündeme giriyor.  Bu bölgenin olası daha çok karışması önce Türkiye’nin başını belaya sokacak. En basitinden milyonun üstünde bir göç dalgası kapımıza gelecek.

İdlip’te bazı terör guruplarının toplandığı biliniyor. Bunların sayılarının 30 bin ile 150 bin arasında değiştiğini söyleyen kaynaklar var. Ancak bu marjinal gurupları, hem Rusya hem de ABD terör gurupları olarak görüyor. Bunların Sünni olması ve bu bölgeye sıkışması bu guruplara karşı olan İran’ın da zaten Rusya’nın ve Esad’ın yanında yer almasını sağlıyor.

Böyle bir denklemde Astana sürecini devam ettirmek üzere Tahran’da bir üçlü zirve gerçekleşti. Ve İran, Rusya ve Türkiye ortak bir açıklama yaptılar. Türkiye’nin isteği ile bildirinin içine terör grupları dışta bırakılarak bir ateşkes cümlesinin de girmesi sağlandı. Ancak bu bölgeye hala Rusya ve Esed güçleri bomba atmağa devam ediyor. Sivil ölümleri ve hastane bombalamaları da olmaya devam ediyor.

Türkiye’den baktığımızda bu guruplara mücahit guruplar diyenler de var. Terörist guruplar diyenlerde var. Ancak bunlar bahane edilerek bu saldırıların olduğu kesin. Burada Türkiye’nin ortaya koyacağı strateji çok önemli.  Astana sürecini devam ettirebilmeli. Bunun için de Rusya ile Esed üzerinde anlaşılması gerekiyor.  Rusya varlığını Esed rejimine dayandırıyor, İran’da öyle.

ABD ise ne yapıp edip Türkiye ile Rusya’nın arasını açma peşinde. ABD Esed’e karşı gibi gözükse de, Esed’i kimyasal atıyor diye yok etmek istiyor görünse de, bölgedeki varlığını sürdürmek için bu karışıklığın devam etmesi gerek. Bu ortamda bir hamle yapıp Türkiye ile Rusya’yı tamamen birbirine düşürebilir. Türkiye önce   S 400’leri alamaz ve ABD’nin istediği olmuş olur. Ve Türkiye ABD’nin kucağına mahkûm olur.

Şimdi denklem şu; Türkiye, Rusya ile Suriye konusunda mutlaka anlaşmalıdır. Esed’li veya Esed’siz bir çözüm içinde, bundan sonra ki süreçte Rusya’nın Suriye’deki varlığının devam edeceği yönünde bir politikayı içselleştirerek politika geliştirmelidir.

Tabi ki Türkiye’nin çıkarları azami oranda korunarak.

Bu yapıldığında ABD’nin elinde bu bölgede oynayabileceği bir kozu kalmaz. ABD asla Rusya’yı direk karşısına alacak bir hamleyi yapmaz, yapamaz.

Hesaplar büyük ve hesapların en büyüğü Akdeniz üzerinde, Ekonomi bakanı sürekli Akdeniz de yaptığımız petrol ve doğal gaz arama faaliyetlerimizden bahsediyor. Oyuncular alanda sürekli kendi kartlarını oyuna sürüyor.

Türkiye, ne Rusya’nın ne de ABD’nin kolay vazgeçebileceği ve karşı tarafa rahat bırakabileceği bir ülke değildir.  Hele Recep Tayyip Erdoğan’ın başında bulunduğu bir ülkeyi ne Rusya ne de ABD istediği alana rahatça çekebilme kabiliyetine sahip değildir.

Kavga sürüyor, daha da kızışabilir.

Milletçe çetin bir dönemden geçiyoruz. Bu bölgede, hele Dünyanın göbeğinde, bütün enerji yollarının ve dünyanın hava, kara ve deniz yollarının ortasında kalbi gibi bir yerde Devlet olabilmek kolay değil.

Alt yapımızı tamamladık sayılır. Dünyanın en büyük hava limanını da açmamıza sayılı günler kaldı. Savaş sanayinde yol alıyoruz. Kanal İstanbul u hayata geçirmemiz gerek. Nükleer enerji santrallerimizi bitirmemiz gerek.

Çok çalışmalıyız. Daha çok üretmeli ve bu dönemde daha az harcamalıyız. Tasarruf tedbirleri devletten başladı. Bu belediyelere, ülkenin şirketlerine ve fertlerine kadar inmelidir.

Biraz sıkıntı çekelim. İnanın bu günler de geçecek ve daha güçlü olacağız.

Faizleri kesinlikle arttırmamalıyız. Geçen de yazdım felaketimiz olur. Bizi on yıllarca faiz, döviz, borsa, tahvil sarmalında sömürdüler.

Sıkıntılı geçecek olan süre birkaç seneden fazla olabilir.

Dayanmalıyız ve Başkanımıza güvenmeliyiz.

Geleceğimiz ve çocuklarımız için.

Ekonomik bağımsızlık olmadan özgürlük olmaz.

Selam, sevgi ve dua ile…

 

 

İlginizi Çekebilir

Simurg Ve Harese

Şöyle bir hikâye, anlatı var. Her şaka da bir gerçek olduğu gibi bu tür hikayeler ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir