Suriye’de stratejik derinlik

Türkiye’nin Suriye ile olan 910 km’lik sınırının ortalama 800 km’lik kısmında PKK ile komşu olması ve bunun sonunda önce Fırat Kalkanı sonra Afrin hareketine mecbur kalmasını her nedense bazı çevreler bir “stratejik derinlik” hatası olarak, “başımıza açılmış bir bela” olarak görmeye hevesliler. Üstelik bu Stratejik derinlik siyasetinin yol açtığı sonuçların “ameller niyete göredir” diyerek muhafazakarlar hakikatın yarısını söyleyip diğer yarısını gizliyorlar” mı?

Hafızası, hatırası olmayanlar için ne söylense beyhudedir. Ancak yine de herkesin hafıza, hatıra ve hatta iyi niyet sorunu yoktur diyerek olayı ele almakta fayda vardır. Suriye’de iç savaş 20 Mart 2011’de başladığında Türkiye/Suriye ilişkileri oldukça iyi idi. Hatırlanmalıdır ki sokak gösterilerinin ilk üç ayında çatışmalar yoktu. Suriye askeri/polisi tek taraflı olarak silah kullanır sokaklarda gelişi güzel rastgele insanları katlederdi. Ağustos 2011’e kadar Türkiye Suriye ilişkileri bu sokak katliamlarına rağmen oldukça iyi şekilde sürüp gitmiştir.

Suriye’deki olayları Türkiye’nin başlattığını kurguladığını iddia etmek hem iyi niyetten yokluğundan hem de cehaletten kaynaklanıyor olmalıdır. Suriye’de işlerin iyi gittiğini, halkın Baas idaresinden memnun ve mutlu bir şekilde yaşamasına karşılık ABD ve İsrail tarafının kurgusu ile bu olayların başladığı hezeyanı da zaten Fasr/Baas ortak yalanıdır. Baas’ın kanlı geçmişinde halkı canından bezdiren zulümlerinin katliamlarının olmadığını, bunların bir patlamaya, isyana nede olmadığını söyleyebilmek için insanın olayları Fars/Baas yalanları ile örtmeye çalışması yeter de artarda.

Suriye iç savaşının daha üçüncü yılında 72 iki ülkenin katılımı ile “Suriye Dostları” toplantıları yapılırdı. Şimdi o yetmiş iki ülkeden sadece Türkiye kaldı. Bazı çevreler, Ak Parti iktidarının önceden bu sonucu görmesi icap ettiğini söyleyebiliyorlar.

Ak Parti hükümetleri bu sonucu görerek kapı komşusu Suriye’de her gün sokaklarda katliamlara karşı ne yapabilirdi? Farslar gibi “Esat kırmızı çizgimizdir” diyerek katil Esat’ın yanında durup onun suçlarına ortak olabilirdi. Tarafsızlığını ilan ederek, can derdiyle Türkiye’ye akan insan selini engelleyerek sınıra yakın yerlerde Esat’ın yüz binleri katletmesini “şanlı tarafsızlıkla” seyredebilirdi. Bu da aşağı yukarı Esat’ın katliamlarına destek olmak, onun suçlarına ortak olmak anlamına gelmez miydi. Gelirdi. Her iki seçenek de bazıları kabul etmese bile ahlaksızlıktır, barbarlıktır, barbar seviciliğidir.

Türkiye üçüncü yolu seçerek kapılarını mazlumlara açtı. Evet bu Türkiye için büyük bir külfet oldu. Ancak insan olmak, kardeş olmak, Müslüman olmak bazen böylesi külfetlere göğüs germeyi icap ettirmez mi? Türkiye’yi yönetenler sınırları kapatarak, oralara yığılan yüz binlerin kısa sürede katledilmesine seyirci kalsaydı bu durum bir insanlık suçu olmaz mıydı? Bu suç sadece Türkiye’yi yönetenler için değil herkes için büyük bir utanç nedeni olmaz mıydı? Oysa Türkiye milyonlara kapılarını açarak bir insanlık, kardeşlik, komşuluk ve Müslümanlık görevi yapmıştır.

Suriye iç savaşı başladığında günümüzdeki sonuçları öngörerek ona göre davranılmalıydı diye ahkam kesenler, bu insani siyaseti bugün PKK ile komşu olmanın, hatta ona karşı yapılan harekette şehit vermenin sorumlusu olarak görmektedirler. Suriye’nin Dostları toplantılarına katılanlar Türkiye’nin yanında durmuş olsaydı, PKK Türkiye’ye komşu olabilir miydi? Asla olamazdı. O yetmiş bir ülkeyi Suriye’nin dostu olmaktan kim çıkardı? Elbette ABD’nin ayak oyunları. Türkiye’nin 1945’lerde başlayan ABD yolculuğunu sorgulamaya gücü yetmeyenlerin, hatta daha da ilerisine giderek Türkiye’yi Avrupa’nın kayıtsız şartsız ve iradesiz izleyicisi yapan 1923/1938 dönemini sorgulamaya gözü kesmeyenlerin sabah akşam Suriye sınırındaki değişiklikten, PKK ile komşu olmaktan T. Erdoğan’ı, A. Davutoğlu’nu sorumlu/suçlu ilan etmeleri bir hedef saptırmasından başka bir şey değildir.

Eğer Ak Parti hükümetleri Suriye konusunda yapıp ettiklerinin tersini yapmış olsalardı, bugün acımasızca onu sorgulayanlar o takdirde Ak Parti Hükümetlerini “Suriye’de katliamlara ortak olmakla” suçlamaktan asla geri durmazlardı. Bunların hem iyi niyeti yok hem de hafıza ve hatıraları da yoktur. Bilerek isteyerek cehalete yatırım yapıyorlar.

Ak Parti hükümetleri Suriye’ye (belki iç/dış şartları çok önemseyerek) askeri müdahalede bulunmakta geç kalmıştır. Fırat kalkanı hareketi Ağustos 2016’da değil de bir yıl erken bir zamanda Telabyad’a yapılmış olsaydı, Esat’ın katil sürüleri ile çatışmayı da göze alarak müdahale edilmiş olsaydı, Suriye sınırındaki manzara farklı olabilirdi. Türkiye, Suriye’ye müdahalede gecikmiştir. Bunu eleştirmek yerine Türkiye’nin iradesinin rağmına ABD tarafından PKK’nın getirilip Suriye sınırının kapatılmasından Türkiye’yi sorumlu tutmak ancak Baas/Fars yanlılarının nakaratıdır. Hiçbir ciddiyeti yoktur. Suriye’de mücadele henüz sonuçlanmış değildir. Bugüne bakarak yarın için hayal kurmak hayal sahiplerini yarın mahçup edebilir. İnşaallah edecektir.

 

İlginizi Çekebilir

Hoşamedi ey liberalizm

İranlı şarkıcı Muhsin Namjoo’nun İstanbul’da açık hava tiyatrosunda 6 Ağustos 2018’de verdiği konser İran’da başlayan ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir