Son Haberler

 Tam ‘Tamam’ diyecektim ki…

Çok erken dönemde politize olmak zorunda kaldım. Akrabalarımın çoğu halk partiliydi. Çocuklarına Mustafa Kemal, Bülent, Barış gibi isimler verenleri vardı. Akrabam olan İlkokul öğretmenim Ecevitçiydi. Sınıfta herkese neci olduklarını sorardı. Benim dışımda herkes ‘Ecevit’ derdi. Ben ‘Demilel’ derdim. ‘R’leri söyleyemediğim için olsa gerek, bana bunu sürekli tekrarlatır, herkesi güldürürdü. Ben de inatla ‘Demilel’ derdim. Çok gerilirdim. Hatta bazı arkadaşlarımın sırf öğretmene yalakalık yapmak için ‘Ecevit’ dediklerini düşündüğüm için yüksek sesle ‘Sen nasıl Ecevitçi olabilirsin. Senin baban, sülalen Demilelci’ diyordum.

Köyde, üniversite (Bazıları 28 günlük de olsa) okuyan gençler vardı. Ailesi halk partili olanlar solcuydu. Bir de Adalet Partili olanların MHP’li çocukları vardı.

Abim şehirde, İmam Hatip lisesinde okuyordu. Köye gelip evin ve serenderin duvarlarına üç hilal ve bozkurt resmi çizmişti. Artık biz de ailecek Türkeş çiydik. Hatta arkadaşlarımla (Hacı Ahmet, Osman) yumuşak taşlardan bozkurt maskotu yapmaya bile başlamıştık. Takım kurup akranımız olan solcu çocuklarla maç yapıyorduk.

1979 yılında, Rusya Afganistan’ı işgal etmişti. Diyanet tüm camilerde okunması için bir hutbe göndermişti. Köyümüzün imamı yeni yazıyı çok iyi okuyamadığı için hutbeyi abime okutmuştu. Abim sanırım köydeki solculara da laf sokacak bir iki cümle eklemişti. Hutbeye camide daha önce de homurdandıklarına şahid olduğum solcu öğretmen akrabalarımız şiddetli tepki göstermişlerdi. ‘Onlara karşı çıkanlar olmuştu. Ciddi bir gerilim olmuştu. Ve sonrasında da kasabada gerilim sürmüştü… Rusya’nın Afganistan’ı işgali ülkücülükten Erbakancılığa doğru yönelmemize sebep olmuştu.
İmam- Hatip Lisesi için şehre geldiğimde, Hem MTTB’deki sohbetlere gidiyorduk. Hem de Ülkü Ocaklarına gidiyorduk. İkisinde de arkadaşlarımız vardı.
80 Darbesinden sonra,1983’te yapılan seçimler sırasında ben 16-17 yaşında bir lise öğrencisiydim. Trabzon’un en merkezi camiinin müezzini Yusuf Hafız’ın yanında hafizlık yapıyordum. Caminin karşısında ‘Temel Aga’nın kahvesi vardı. Orada haberleri dinliyordum. Turgut Özal’ı dinliyordum. Neyi nasıl yapacağını benim bile anlayabildiğim bir netlikle ifade ediyordu. O’nun söylediklerini anlamayan yoktu. Muhalefet liderleri ise neyi nasıl yapacaklarını söylemiyorlardı. Dahası bir şey yapacaklarını da söylemiyorlardı. ‘MDP’yi seç, Demokrasiye geç’ diyordu birisi. Diğeri ‘Köprüyü sattırmayız’ diyordu. Koca bir propaganda dönemini hiçbir şey söylemeden ve sadece Özal’ın söylediklerine çamur atarak geçirmişlerdi. Ama yine de CHP tabanının oyunu almayı başarmışlardı.

Aradığım siyasetçiyi bulmuştum. Siyaset böyle yapılmalıydı. Ne yapacağını ‘aççık seçik bir şekilde’ halka anlatıp, bunları yapabileceğine ikna eden birisi ancak siyasi bir lider olabilirdi. Özal’ın, bilgisi ve özgüvenine hayrandım.

Sonunda Turgut Özal kazanmıştı. Fakat türlü engellemelerle karşılaşıyordu. Devletin derin sahipleri ve onların yardakçısı medya çirkefleştikçe çirkefleşiyordu… Buna rağmen Söylediklerini büyük ölçüde yapmayı başardı.

Başkanlık sistemini ilk defa Turgut Özal’dan dinlemiştim. Başkanlık sistemine geçilmesi gerektiğini o günden beri savunuyorum…

Özal’ın öldürülmesi ve Demirel uğursuzunun kabus gibi çökmesi, Türkiye’nin üstünden silindir gibi geçti.

1996 seçimlerinde Rahmetli Erbakan da Özal gibi, neyi nasıl yapacağını söylüyordu. Ve en önemlisi bu ülke için ‘Bir şey yapılabileceğini’ söylüyordu. Hala Umut vardı. ‘Büyük Türkiye’ diyordu… Karşısındaki muhalefet ise Özal’a yaptıklarını yapıyorlardı. Ben Özal’ı hangi gerekçelerle destekledimse, Erbakan’ı da aynı gerekçelerle destekledim. Her ikisine de Allah rahmet eylesin. Nur içinde yatsınlar.

2002’de Erdoğan yine insanları ‘Ülke için bir şeyler yapılabileceğine’ yeniden inandırmıştı.16 yıldır ülke için ve ülkede yaşayan halkımız için asla pes etmeden, çalışma enerjisi hiç düşmeden, canla başla çalışıyor. Tüm engellemelere rağmen vaad ettiklerini yapıyor. Hala da vaad etmeye ve yapmaya devam ediyor.

Muhalifleri, tıpkı Özal’ın muhalifleri gibi, tıpkı Erbakan’ın muhalifleri gibi, sattırmayacağız, yaptırmayacağız, değiştirtmeyeceğiz, yıkacağız, durduracağız, asacağız’ demeye devam ediyorlar. Bizim köyün ‘Ecevit’çileri hala aynı yerde duruyor. Değil çocuklarını, ineklerini, tavuklarını bile kendilerine benzetmişlerdir. Hiç değişmemişlerdir.

Bense projelere oy ve destek veriyorum. Vizyona veriyorum.

Aha buradan söz veriyorum:

Gün gelir de, Bu ülke için bir şeyler yapacağına dair bir proğramı, ülkeyi ‘Lider Ülke’ yapacak vizyonu ile beni ikna edecek olan bir siyasetçi gelirse sırf Erdoğan ‘Dinlensin’ diye ‘Tamam’ diyeceğim. ‘Çok yük olduk sana Reis. Hakkın geçti. Ülkeyi ve bizi merak etme’ diyeceğim.

İlginizi Çekebilir

Evlada sahip çıkmak vatana sahip çıkmaktır

Mübarek Ramazan ayının başlamışıyla birlikte hayat biraz yavaşlasa da manevi iklim olanca tadıyla hissettiriyor kendisini. ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir