Tarihin kırıldığı yer Malazgirt -II-

Anadolu’nun Müslüman yurdu olması büyük ölçüde Azerbaycan, Horasan ve Türkistan’dan Büyük Selçuklu ve Moğol işgal döneminde Müslüman Türklerin Anadolu’ya göç ederek ezici bir sayı üstünlüğü ve buna bağlı olarak siyasi hakimiyet tesis etmelerinden sonra olmuştur.

İkinci aşamada ise Balkanların ve Kafkasların Hıristiyan egemenliğine geçmelerinin ardından oraların yerlisi olan Müslüman toplulukların (Arnavut-Pomak-Abhaz-Çeçen-Çerkez-Gürcü gibi) zorla Anadolu’ya tehcir edilmeleri ile oluşmuştur.

Asya-Afrika hatta Avrupa örneğinde olduğu gibi önceden Hıristiyan olup da sonradan toplu halde Müslüman olan topluluk örneği (Arnavut-Boşnak dışında) yoktur. Belki bunun bir uzantısı olarak Anadolu’da da Türklerden önce burasının yerlisi olup aynı zamanda Hıristiyan olan Ermeniler ve Rumlar da Hıristiyan olarak kalmıştır. Bunların arasından Müslüman olanlar istisna düzeyini geçmemiştir. Anadolu’da Müslüman Türk olarak bilinenlerin önemli bir kısmının aslında ihtida eden Ermeni ve Rum oldukları iddiaları hiçbir bilgiye mesnede dayanmaz. Oryantalistlerin temelsiz iddialarına ve muhtemelen Ermeni Rum kökenli olan bazı Müslümanların bu oryantalist iddialarından etkilenmelerinin sonucu olmalıdır.

Kafkaslardan ve Balkanlardan tarihin çeşitli dönemlerinde Hıristiyanların yaptıkları büyük baskılar ve zulümlerden dolayı Türkiye’ye göç etmiş Müslüman toplulukların varlığı Anadolu’daki Türkler için sadece bir zenginlik nedeni değil aynı zamanda yeni bir kuvvetin de kaynağı olmuştur. Ancak bu zenginlik asla “Türkiye toplumu bir mozaiktir” söylemini de haklı etmez. Yüz yılların içinde harmanlanmış bir kitlenin yapısını elbette bu mozaik söylemi açıklamaktan çok uzaktır. Belki ortak bir tarihe sahip olmaları, ortak bir gelecek beklentileri ve ortak kaygılara sahip olmalarından dolayı da yeknesak (homojen) sayılmaları da bir abartı işareti olmayacaktır. Balkanlardan ve Kafkaslardan Türkiye’ye gelmek zorunda kalan Müslüman toplulukların varlığı ne Türk adını gereksiz edebilir ne de onun ile Anadolu’nun “İslam yurdu” olduğu gerçeğini yok edebilir. Herkes kendine ait saydığı özellikleri ile özgür ve başı dik olarak Türkiye’de yaşaması herkesin ortak isteğidir. Mozaik söylemleri bu bu isteğin üzerine gölge düşüremez. Düşürmemelidir.

Türklerin (en azından Anadolu’ya gelmiş olanların) tarihinde elbette Malazgirt Savaşı bir milat olmuştur. Ancak Türkleri sadece Anadolu’ya gelenlerden ibaret saymak nasıl bir yanlışlık ise onların Malazgirt Savaşı öncesinde İran-Horasan-Türkistan-Irak ve Suriye’de yapıp ettiklerini yok sayan görüşler de bir o kadar gerçeklikten uzaktır. Türkler Malazgirt Savaşı ile hiç yoktan ortaya çıkmış olmadılar. O savaşla birlikte batı (Hıristiyanlık) dünyasına karşı İslam’ın belki öncü gücü, ön cephesi haline geldiler. Teslim edilmeli ki Anadolu’nun İslam Diyarı olması da öyle bir çırpıda ve kolayca olmadı. Asırlar süren büyük bir mücadele ile tükenmeyen bir enerji ile bu sonuç ortaya çıkmıştır.

Haç-Hilal mücadelesinde elbette Malazgirt Savaşı dönüm noktalarından birisidir. Ancak yüz yıldan beri Türkiye, tarihteki bu misyonu resmen reddetmiştir. Resmi söylem ile yüzünü batıya çevirmiş ve tarihteki misyonunu da İzmir İktisat Kongresi’nde Şubat 1923’te “serserilik” diye ilan etmiştir. Akla ziyan bu iddia Türkiye’nin hiçbir sorununu çözmediği gibi Haçlıların Türkiye’ye bakışını da değiştirmemiştir. Malazgirt Savaşı giderek önemsizleşmiş, Türklerin tarihteki yerini açıklayan örnek olay olmaktan çıkmıştır.

Ancak bazılarının altının değerini bilmeyişleri ya da iradi olarak o değeri yok saymaları altını, altınlıktan çıkarmaya yetmediği gibi, Türklerin geçmişini böylesi aşağılayıcı ifadelerle kerih görenlerin sorunlu bakışlarındaki maluliyeti de ortadan kaldırmamıştır. O kerihlikten ve sorundan uzak bakışları Malazgirt Savaşı’ndaki ruh coşturmaya, sevinç doldurmaya devam etmiştir.

Elbette tarih Malazgirt ile başlamamıştır. Ama bir dönüm noktasıdır. Bu toprakların İslam’a doğru evrilmesinin yeni bir yurt olmaya doğru gidişin de önemli bir başlangıç noktası olmuştur.

Günümüzde Malazgirt ve çevresinde yerleşik olan nüfusun bir bölümünün terör eylemleri için bir zemin oluşturmasına da hangi nedenlerin hataların yol açtığını da anlayıp içselleştirmek o Malazgirt ruhunu kavramanın bir yoludur. Malazgirt ve çevresinin  o ruha bu kadar yabancılaşmış olmasında payı olanlar utanmalıdır. Bütün bunları inceden inceye ele alıp nedenlerini ve yol açtığı sonuçlarını görmek herkesin ama en çok da karar alıcıların üzerlerine düşen tarihi bir borçtur.

Malazgirt ve çevresi “Türk’ün maküs talihinin yeri” olamaz, olmamalıdır. O maküs talihi hatırlatan hemen bütün unsurların oralarda nasıl kökleştiğinin anlaşılması, o köklerin ortadan kaldırılmasının da yolunu açacaktır. Karar alıcıların artık “tek parti döneminin işlerini” bu sorunun miladı olarak görmekten vazgeçerek sadece sorunun bir evresi olarak görmeleri de iyi bir başlangıç olabilir.

İlginizi Çekebilir

15 Temmuz’u unutmadık, biline!

Fransa’da sarı yeleklilerin şiddet içerikli protestoları devam ediyor.  İlk başlayan eylemler genelde araç sahiplerinin akaryakıt ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir