Türkiye mazlumların umudu olmaya devam edecek

Dünyada özellikle Müslümanların yaşadıkları bölgelerde kan ve gözyaşı akmaya devam ediyor. Zalimlerin Müslümanlara zulmetmesi için, onların adının Müslüman olarak anılması yeterli. Batı toplumlarının Müslümanları insan olarak dahi gördüklerini sanmıyorum. Her gün dünyada binlerce hatta milyonlarca Müslüman ölse umurlarında değil.

Batı da birinin eli kanasa dünya televizyonları defalarca tekrar ederek veriyor. Balina karaya vursa, kedileri kuyuya düşse, sanatçılarının tırnağı kırılsa katledilen Müslümanlardan daha önemli haber oluyor. Üstelik bunu hâkim oldukları yayın organları ile Müslüman ülkelerde dahi rahatça yapabiliyorlar. Bizden bildiğimiz kanallar dahi aynı haber ajanslarından beslendiklerinden, onlardan farkı olmuyor.

Arakan’da Müslümanlara yapılan soykırım ne oldu? Bitti mi? Ne durumda? Oradaki kardeşlerimizin dertleri sona erdi mi?  Bilmiyoruz. Onlar haber verirse bileceğiz.

Doğu Türkistan’daki zulüm sona erdi mi? Orada hala Müslümanlar katledilmeye, zulme uğramaya devam ediyor mu? Çin haber olmasına izin verirse öğrenebiliriz.

Afganistan’daki kardeşlerimizin durumu nasıl? Ne ihtiyaçları var? Ekonomik durumları nasıl? Açlar mı, toklar mı? Tam olarak bilmiyoruz. Son günlerde birçoğu İran üzerinden, özellikle gençler, kaçak olarak ülkemize sığınmaya çalıştıklarını duyuyoruz. Bir kısmımızda buna Suriyelilere gösterdiği tepkiyi veriyor. Biz Müslüman olarak bunların bu hallerinden sorumlu değimliyiz?

Somali’deki kardeşlerimizden bir nebze olsun haber alabiliyoruz. Bunun nedeni ise Türkiye olarak Somali ile bire bir daha yakın ilgilenmemiz ve orada varlığımızın sosyal ve kültürel anlamda devam etmesi.

Suriye’den gelen son haberler ise içler acısı. Doğu Guta da zalim Esed katliamı devam ediyor. Attığı kimyasal silah sonrası sivil olarak çocuk, kadın dâhil 100’e yakın şehit var. Bunu fırsat bilen ABD güya Esed’in bu zalimliğine karşı 48 saat içinde Esed’e operasyon açıklaması yapıyor. Aklı sıra bu bahane ile Suriye’deki varlığını sürdürmeye, pekiştirmeye çalışıyor. İngiltere’si, Fransa’sı, Almanya’sı sıraya girmiş, “Esed hesap vermeli” diyor. Çakallar gibi Aslanın arkasına diziliyorlar. İsrail fırsat bu fırsat Suriye’deki askeri hava alanını vuruyor. “Bütün bu işler benim için oluyor” dercesine.

İran, “Suriye toprağını biz de savunuruz” diyerek Suriye’de ki varlığının devam edeceğini bildiriyor. Rusya ise Esed’in ağa babası olarak askeri müdahalenin sonuçlarının çok ciddi olacağı bildirerek bu bölgeden asla çekilmeyeceğini deklare etmiş oluyor.

Bazılarına göre ABD’nin asıl hedefinin İran olduğu söylense de ABD’nin İran üslerine yapacağı saldırının sınırlı olacağı kanaatindeyim. Şahsi görüşüm İran ile ABD arasındaki kavganın göstermelik olduğuna dair. Sonra, Rusya safında olan bir İran’a ABD’nin saldırması bir anlamda Rusya’yı da devreye sokacaktır.

Suriye şu anda tam bir kurtlar sofrası durumunda, her ülkenin kendi çıkarına olan bir hesabı var ve bundan vazgeçmiyor. Sanırım bu söz düellosu bazı bölgelere, üslere ve önemli stratejik yerlere yapılacak füze ve benzeri saldırılarla geçiştirilecek. Nihayetinde oturulacak masada söz gücü kazanma manevraları.  Bu ülkelerin hiç birinin tüm dünyayı savaşa götürecek bir hamlenin içine bundan böyle asla girmeyeceği kanaatindeyim.

 

 Türkiye olarak özellikle Suriye’nin Kuzeyindeki varlığımızı koruyoruz. Kararımız açık ne net. Bu bölgede terör koridoru istemiyoruz. Girdiğimiz her bölgeyi adım adım terörden arındırarak bu kararlılığımızı gösteriyoruz. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtımızla da bunu fiilen ispatlamış olduk.   Hiçbir ülke bu konuda bizim kadar kararlı olamaz. Biz kara unsurlarımızla da kimseye ihtiyaç duymadan hâkim olduğumuzu tüm dünyaya gösteriyoruz. Masaya oturduğumuzda bu konuda her bakımdan diğer ülkelerden daha avantajlı olduğumuz görülecektir.

Türkiye coğrafi konum olarak, jeopolitik olarak oldukça önemli ve hiçbir ülkenin ikili ilişkiler olarak vazgeçemeyeceği bir ülke konumundadır. Bu durumu gücü ölçüsünde katlanıp çoğalır. Bundan dolayı dünden daha çok bir ve beraber olamaya ihtiyacımız var. Çok önemli bir trend yakaladık. Son 16 yılda epey mesafe kaydettik. İtilen kakılan ülke konumundan sözü dinlenen ülke konumuna geldik. Muhtaç ülke konumundan mazlumlara yardım eden ülke konumuna geldik. Özellikle harp sanayindeki hamlelerimizle başka ülkelere muhtaç olmadan kendimizi savunacak konumda olduğumuzu ve bu alanda gün geçtikçe de gelişme kaydettiğimizi şimdi bizimle yakından ilgilenen ülkeler biliyor.

Ekonomik olarak dünden çok daha iyi konumdayız. Elbette eksiklerimiz var. Hedeflerimiz var. Dünyanın en büyük Hava alanını bitirme konumuna geldik. Kanal İstanbul sırada hemen arkasından gelecek.    Sistem olarak Başkanlık sisteminin arifesindeyiz. Belki bu yıl 1. Başkanımızı seçeceğiz. Bu bizim için yeni hedeflerin başlangıcı olacak.

Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız ve hep birlikte Türkiye olacağız.

Bölgenin lider ülkesi olarak, ekonomik, politik ve stratejik anlamda gücümüzle mazlumlarında umut limanı olmaya devam edeceğiz.

Mazlumların akan gözyaşını ve kanını dindirebildiğimiz ölçüde madden ve manen büyüyeceğiz.

İnanıyorum ki Allah bizimledir.

Selam, sevgi ve dua ile…

 

İlginizi Çekebilir

Yapmazsan ölmezsin

ABD’nin daha doğrusu halkın “Evangelistler” olarak bildiği dünyayı yöneten Paganların baba adamlarından biri olan papaz ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir