Türkiye’nin siyaset manzarası

24 Haziran seçimleri öncesinde kerameti kendinden menkul toplum mühendisleri, toplumun değişik kesimleri hakkında bilinen önyargılarını tekrarlamaya başladılar. Aslında bu mühendislerin öngörüleri seçim sonuçları ile defalarca yer ile yeksan olmuş olsa bile huylu huyundan vazgeçmez misalinde olduğu gibi davranmaya devam ediyorlar.

Mühendislere bakılırsa 24 Haziran seçimlerinin akıbetini Kürt seçmeni tayin edecektir. Elbette büyük bir iddiadır. Çünkü Kürt seçmenin kesin sayısı bile belli değildir. Yüzde on olduğu var sayılsa bile bir seçmen kütlesinin yüzde 90’ı yerine yüzde 10’unun seçimin kaderini tayin edeceğini iddia edebilmek için çok özel bir yeteneğe sahip olmak gerekir.

Yüzde 90’ı oluşturan kesimin yeknesak bir kütle olmadığı çeşitli görüş ve partilere bölündüğü esas alınsa bile bu kadar ezici bir çoğunluğun seçimde etkili olmayacağı veya etkisinin önemsiz kalacağı ama yüzde 10’luk Kürt seçmen kesiminin etkili olacağı iddiası her türlü abartı sınırlarını bile aşmaktadır.

Yüzde 90’lık kesimin çeşitli görüş ve partilere ayrıldığı yeknesak bir kitle oluşturamayacağı görüşü teslim edilmelidir ki doğru bir tespittir. Buna karşılık Kürt seçmeninin yeknesak olduğunu kim iddia edebilir? Kürt nüfusu içinde de çeşitli görüş ve partiler yok mudur? O halde Kürt seçmenini de emir komuta zinciri içinde davrandığı ve seçim tercihlerini de ona göre yaptığını düşünmek bir toplum mühendisliği fantezisi olmalıdır. Gerçek hayatta bu fanteziyi doğrulayacak bir seçim sonucu hiç görülmedi, duyulmadı.

PKK terörünün hakimiyet kurduğu alanlarda onun istediği bir sonucun geçmiş dönemlerde ortaya çıktığı bilinmektedir. Ancak 2018 Türkiye’sinde PKK terörünün hakimiyet alanının kar gibi erimeye devam ettiği herkesin bildiği bir hakikattir. O halde PKK, Kürt seçmen üzerinde nasıl zorlayıcı olacaktır? Terörün elinin kolunun kırıldığı bir dönemde hala onu kadiri mutlak bir zorbalığın gücü olarak düşünmek hiç inandırıcı değildir.

Cumhur ittifakının içinde MHP’nin olmasına Kürt seçmeninin tepkili olduğu bu yüzden de ittifakın ve onun CB adayı T. Erdoğan’ın Kürt seçmenden destek bulmayacağı iddiası sol çevrelerin bir nakaratıdır. MHP söyleminin Kürt seçmenin çoğunluğu için cazip olmadığı bilinmektedir. Ancak Cumhur İttifakı temelde MHP söyleminin Kürt seçmene pazarlanması değildir. Kürtlerin zararına ve onların hak ve hukuklarının yok edilmesini öngören bir temel üzerine de bu ittifak oluşmuş değildir.

CHP ile yapılan bir ittifakı, Kürt seçmen için itici bulmayanların (PKK baronları da bu gruptadır) içinde MHP’nin olduğu bir ittifakı Kürtler için bir çeşit felaket saymaları bir yönlendirme bir kandırma hilesinden başka bir şey değildir. Geçen yüz yılda ortaya çıkan Kürt isyanlarında, Zaza isyanlarında iktidar partisi CHP idi. O isyan hikayelerinden oluşan anıları CHP’nin üzerinden silmeye çalışırken MHP’nin sorumlu tutulması akıl dışıdır. Elbette bu akıl dışılığın da kendine göre alıcısı bulunabilir. Lakin o alıcıların yüzdesi önemli değil midir?

Seçim öncesinde PKK CB adayının tutuklu olması da bazı çevreler tarafından ilgisiz bir sürü tartışmaya sebep sayılmaktadır. Seçimin güvenirliliği gölgelenirmiş, diğer adaylar serbestçe propaganda yaparken bir tanesinin tutuklu olmasının adalete demokrasiye sığmayacağı gibi garip iddialar ile bir mağduriyet havası oluşturulmaya çalışılmaktadır. Oysa söz konusu adayın faaliyetleri sonunda hayatını kaybedenlerin, haklarını, uğradıkları mağduriyetlerini, onların ailelerinin çektiklerini öncelikle adalet ve demokrasi terazisine koymak icap eder.

Ortalama yüzde on seçmen kitlesine sahip olduğu var sayılan bir kesim CB adayı olarak neden terör suçundan tutuklu birisinin adını ileri sürmektedir? Tutuklu olmayan birisini aday yapmak yerine, tutukluyu aday yaparak, biz mağdur ediliyoruz, haklarımız engelleniyor gibi feryatlar boşuna bir aldatma çabasıdır. PKK aşiretinin en çok başarılı olduğu konu şüphesiz ki yalan söylemektir, yalan propaganda yapmaktır. PKK’nın niçin bir terör tutuklusunu aday yaptığını herkesin düşünmesi icap eder. Yine herkesin dünyada hiçbir ülkede IŞİD terör örgütüne bağlı sendika, dernek, vakıf, partisinin olması ve onun adına seçimlere katılmasını hayaline bile getiremezken PKK gibi barbar bir terör örgütünün nasıl bu imkanlara sahip olabildiğini de düşünmesi gerekir.

Sadece 6-8 Ekim 2014 olaylarında aralarında Yasin Börü ve arkadaşlarının linç edilerek cesetlerinin üzerinden arabaların geçirildiği 60 civarında ki katliamın baş sorumlusu birisi hakkında bugüne kadar bir mahkeme kararının teşekkül etmemiş olmasından dolayı ilgili yargı mensupları kendileriyle eserleriyle ne kadar övünseler azdır. Geciken adaletin adalet olmadığı herkesçe kabul edilirken bir katliam sanığı hakkında hala ortada bir mahkeme kararı yoktur ve üstelik o sanık CB adayı olabilmektedir. Türkiye’nin siyasi manzarası ne yazık ki böyledir.

 

İlginizi Çekebilir

Bu topraklara hep yabancı kaldılar…

İsimleri ne olursa olsun, ama, kafalarıyla bu topraklara hep yabancı kaldılar. Müslümanın ekmeğini yediler ama ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir