“Türk’ün başına gelenler”

Afrin Zeytin Dalı Harekatı’nın başlamasının ardından Tabipler Birliği “savaşa hayır” bildirisi yayınladı ve yeni bir tartışmanın da fitilini ateşledi. Hükümet tarafı bu tür kuruluşların adında geçen “Türk, Türkiye” isimlerinin kaldırılmasını savunurken, muhalefet tarafı ise “kaldırılmaz” taarruzu başlatmış oldu.

Hatırlanmalıdır ki başta siyasi partiler olmak üzere, hiçbir dernek, vakıf, sendika, oda, birlik “Türk, Türkiye” adını isim olarak kullanamaz. Kullanmak için bakanlar kurulunun özel bir izin karar ya da ilgili bir kanunda böyle bir adın öngörülmüş olması şartı aranır. Ancak böyle bir iznin verilmesinden sonra bu kelimeler isim olarak kullanılabilir. Tabipler Birliği 23 Ocak 1953’te çıkarılan 6023 sayılı yasa ile kurulmuş ve adında “Türk” adının geçmesi kabul edilmiştir. Barolar Birliği ise 1969’da çıkarılan 1136 sayılı avukatlık yasası ile birlikte “Türkiye” kelimesini adında kullanmaya başlamıştır.

Hatırlanmalıdır ki Türkiye’de en keskin Kemalist kuruluşların başında barolar birliği gelmektedir. Halkın içinde bir bölümün bu görüşte olmasından dolayı barolarda da bu görüşün takipçilerinin olması olağan sayılabilir. Ne var ki barolar birliği yönetimi hep keskin Kemalist görüşlülerden oluşmaktadır. Atatürkçü Düşünce Derneği’nden hiçbir farkı yoktur. Hatta onun şubesi gibidir. Buradan hareketle baro seçimlerinde, örgütlenmesinde işlerin olağan akışı içinde gitmediği, orada her nasılsa üs kurmuş birilerinin toplumun nitelikli çoğunluğunun sesini, temsilini kıstığı görülmektedir. Barolar Birliği bu haliyle yalnızca küçük, tuzu kuru bir azınlığın temsilcisi, sesi durumundadır. Üstelik ilgili kanunla barolar birliğine verilmeyen yetkileri bile bu kuruluş fazlası ile kullanmış, başı örtülü avukat adaylarının staj yapmaları engellenmiş, mezuniyet törenlerinde yer almaları, avukatlık ruhsatı almalarını engellemiştir. Baro bu yetkilerini nereden hangi hukuktan almıştır? Dünyanın neresinde böyle baskıcı bir meslek kuruşlu vardır?

Tabipler Birliği ise daha acaip bir faaliyet çizgisi takip ederek son yıllarda PKK çizgisinde yerini almıştır. Türkiye’de tabip çoğunluğunun bu kafada olduklarını gösteren hiçbir belge bilgi ortada yoktur. PKK’nın bir yan kuruluşu gibi ne zaman askerin polisin PKK’ya karşı ciddi bir operasyonu olsa tabipler birliği hemen ortaya atılarak “sorunun demokratik biçimde çözülmesini” ister. Onun demokratik biçimi de elbette, PKK ile müzakere yapılması ve isteklerinin kabul edilerek çatışmaların bitirilmesidir. Tabipler birliğinin “demokratik biçimi” PKK isteklerinin örtüsünden başka bir şey değildir.

Geçen uzun yıllara rağmen ne Kemalist olmayan avukat çoğunluğu ne de PKK’ya sempatisi olmayan doktor çoğunluğun bu kuruluşların yönetiminde bir etkisi olmamıştır. Bu gidişle etkili olma ihtimali de yoktur.

Hükümet kararı ile ya da bir yasa ile bir kuruluşun adında “Türk, Türkiye” kelimelerinin eklenmesi o kuruluşu “kamu yararına çalışan” ayrıcalıklı bir kurum haline getirmektedir. Toplumun çoğunluğun muhalefeti ile bilinen barolar bu haliyle hangi kamunun yararına çalışmaktadır? Türkiye’ye işgalci Moğollardan daha fazla zarar veren PKK’yı sahiplenen Tabipler Birliği bu haliyle nasıl kamu yararına sayılabilir? Kamunun canına okuyan PKK’yı sahiplenen bu Tabipler Birliği bu haliyle kendi canına okunmasını da hak etmiş değil midir?

Hükümet kararı ile veya bir yasa ile tabiplerin, avukatların bu kuruluşlara üye olma zorunluluğunun getirilmesinin mantıklı bir açıklaması yoktur. Toplumun büyük çoğunluğunun benimsemediği Kemalist görüşleri vazgeçilmez bilen baroya o çoğunluğun içinden gelen avukatlar ya da benzeri şekilde doktorlar, sırf yasa da öyle yazılmış diye  neden üye olmak zorunda kalsın?

Barolar birliğinin bu hali devam etmez ise her görüş kendine göre ayrı bir baro tesis ederse, “ulus bilinci gelişmiş ülkeler seviyesinde olmayan Türkiye için zararlı olur” savunmasının realite de bir karşılığı yoktur. Günümüzde birden fazla memur sendikasının olması, Türkiye için bir kıyamet manzarası oluşturmadığı gibi birden fazla baronun olması da yine bir kıyamet manzarası oluşturmayacaktır. Geçmişte FETÖ’nün “Anadolu barolar birliği” adıyla farklı bir baro tesis etmek istediği, bu nedenle birden fazla baronun olmasını öngören girişimlerin de bir FETÖ projesi olduğu iddiası da barodaki antidemokratik yapının devamı için icat edilen bir gerekçedir. FETÖ geçmişte böyle bir proje icat etmiş olması, baronun içinde bulunduğu antidemokratik yapıyı ortadan kaldırıyor ya da devamına milleti katlanmaya zorunlu edebilir mi?

Barolar ya da tabipler birliği gibi kuruluşlar madem bu yapıları ile Türkiye’yi Türk’ü kapsamaktan uzaktırlar o halde adlarında bu kavramlarda olmamalıdır. PKK’lıların Türk/Türkiye adına itirazı ile tabipler ya da barolar birliğine musallat olan yapıya itirazı eşit bilmek bir akıl tutulmasıdır. Mantık hatasından öteye kötü niyettir. Geçmişteki meclislerin hükümetlerin bu kuruluşlara bu adları bu ayrıcalıkları verme hakkı yetkisi olurken günümüzdeki meclisin, hükümetin, istismar edilen, kötüye kullanılan ayrıcalıklı sayılırken Türk’ün Türkiye’nin aleyhine çalışan bu kuruluşların ayrıcalığını iptal etmesi neden demokratik olmasın?

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Ne olacak bu cemaatlerin hali?

Tanınmış bir ilahiyat hocasına göre: “Devletimiz eğitimde birliği sağlamalıdır. Din eğitimi ve öğretimi sadece devlet ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir