Uzayın Derinliklerindeki Kötülük: Alien: Covenant Filmine Dair

Birçok ünlü yönetmen tarafından yönetilen, 8 film serisinden oluşan, seyirciyi heyecanlandıran, gündem oluşturmayı başaran bir film serisi düşünün. İşte o film Alien. Türkiye’de “Yaratık” adıyla gösterilen seri; gerek bilim kurgu, gerek korku, gerekse macera sevenlerin favori listesinde yerini almış durumda. Ben de serinin 8. Filmi, 12 Mayıs’ta vizyona giren, Alien: Covenant filminden bahsetmek istiyorum sizlere. Filmi vizyon tarihinden bir gün önce ön gösterimde izleme şansım oldu. Film,  Hiç ara verilmemesine rağmen birçok yapımın aksine hiç sıkmayan yüksek bir tempo ile salondakileri beyaz perdeye kilitlemeyi başardı.

 

Alien ilk olarak 1979 yılında Ridley Scott‘un yönetmenliği ile karşımıza çıktı. İkinci filmde James Cameron (Titanik, Avatar) ve üçüncü filmde ise David Fincher (Dövüş Kulübü, Yedi) yönetmenlik görevini üstlendi.

 

Ridley Scott’ın yönettiği bu filmde de her Alien filmde olduğu gibi karşımıza yine bir gemi ve mürettebatının hikâyesi çıkıyor. Bununla birlikte bol miktarda felsefe ve “insan ne için yaşar?” sorusunun sorulduğu ve cevabının verildiği bir yapım. Yönetmen Scott olunca akla hemen ilk film geliyor. İlk filmde daha sade bir anlatım ile korku türünün özellikleri ağır basarken artık sanki Alien, yönetmenin bir diğer filmi olan efsanevi bilim kurgu Blade Runner’dan esintiler taşıyor ve bilim kurgu yanı oldukça ağır basan bir filme dönüşmüş gibi duruyor.

 

Filmin konusuna gelecek olursak, Prometheus isimli geminin tahlisiz yolculuğunun ardından Covenant adlı gemi 15 kişilik yeni bir ekip ve 2000 kişiden oluşan koloniciler grubu ile uzayın derinliklerine doğru yeniden yola çıkıyor. Gemide yaşanan bazı aksiliklerden sonra yollarına devam etmek yerine tesadüf eseri fark ettikleri başka bir gezegene gitmeye karar veriyorlar. Ancak orada tehlikeli yaratıklar ve daha önceki Prometheus seyahatinden sonra burada kalmış David isimli robotla karşılaşacaklardır. Tabi başlarına geleceklerden habersiz bir şekilde gezegende araştırmalar yapmaya çıkan ekip Alien’lardan başka bir tehlikeyle de karşı karşıya kalacaktır. Film, Prometheus adlı yapımın devamı olmasına karşın, Prometheus’u izlemeyenler de rahatlıkla bu filmi izleyebilirler.

Temel olarak filmin olabildiğince sade bir o kadar da karmaşık olduğunu söyleyebilirim. Bu anlamsız gibi görünen cümlenin manası şu: Filmdeki felsefe ve alt düşünce, Matrix’ten aşina olduğumuz şekliyle süslü lafların arkasına saklanmış değil. Film ilerledikçe hem hikâye hem de hikâyeye temel teşkil eden düşünce ortaya çıkarıyor.

Birçok bilim kurgu filminin aksine bu yapım bir “inançsızlık ya da imansızlık” hikâyesi değil. Aksine, yaratıcıya olan imana ve bunun getireceği inançlı davranışların ne kadar önemli olduğuna büyük ölçüde yer veriyor. Mesela daha filmin başında, David adlı robotu yapan kişi evrenin tesadüfen ortaya çıkmış olamayacağını, mükemmel bir ahenk bulunduğunu söyler.

Yönetmen şu soruyu soruyor ve kendince bir cevap veriyor: İnanç ne zaman gereklidir?

Hiç şüphesiz bu soruya “her zaman” diye cevap verebiliriz ve bu doğrudur. Burada söylenmek istenen “bilim ile imanı nasıl dengede tutarak hayatımızı devam ettirebiliriz?”

Film, tabi ki bu konuyu kendi toplumunu örnek vererek yapmış. Filmde kaptan olarak karşımıza çıkan Oram, aslında bir rahiptir. Gemi firması onu ikinci kaptan olarak atadığı için birinci kaptanın ölümünün ardından komutayı devralır. Oram, kendisinin rahip olmasından dolayı firma tarafından “güvenilmez” bulunduğunu, “saçma hikâyelere inandığını düşündüklerini” ifade eder. Bu yüzden birinci kaptan yapılmadığından dert yanar. Anlaşılan filmin geçtiği gelecekte insanlar iyice dini değerlerden uzaklaşmışlar. Lakin filmin ilerleyen dakikalarında Oram’ın neden ikinci kaptan yapıldığını anlıyoruz. Firma, sanılanın aksine Oram’dan ve dinden nefret etmemektedir. Tam tersine, inancı olmayan birinci kaptanı dengelemesi ve birlikte; bilgi ve inanç ile en doğru kararı verebilmeleri için bu makama getirilmiştir Oram. Nitekim Oram, bu defa bir başkası ile iş birliğine gideceklerdir.

Filmin ele aldığı bir diğer ve önemli konu ise “haksızlık”.  Filmdeki iki robot, David ve Walter, insanlardan sevgi görmemişlerdir. Fakat sevgiye ve şefkate ihtiyaç duyduklarını söylemektedirler. Bu David’in insanlardan nefret etmesinin bir nedenidir. Diğer bir nedeni ise kendinden daha aşağıda gördüğü insanların, müzik, edebiyat gibi eserler ortaya koyabiliyorken kendisinden bu kabiliyetin esirgenmiş olmasıdır. David belli ki kendisini bu konuda çok aciz hatta kısıtlanmış, baskılanmış hissetmiştir. Zaten bu nedenle meydana getirdiği yaratıkları insanların üzerine göndermektedir. Film aslında şunu söylüyor: “İnsana hak ettiği şeyi vermezsen bu davranışın geri teper ve bedeli ağır olur”.

Filmi özellikle bilim-kurgu ve korku/gerilim sevenler ayrıca film izlerken sadece eğlenmeyi değil kafa yormaktan da hoşlananlar keyifle izleyebilirler. Son olarak söyleyebileceğim, Alien: Covenant istenileni veren, kaliteli bir yapım. Hatta merak uyandırıp seriye yeni hayranlar bile kazandırabilir.

 

 

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir