Yalancı ve yabansı bir esinti ya da moda tuzağı

Hayatında bir moda evine uğramayan ya da bir moda çarşısında dolaşmayan insan sayısı herhalde oldukça azdır. Çünkü moda denilen olgu, modern hayatın içinde önemli bir yer işgal ediyor. İnsanlar bilerek ya da bilmeyerek, isteyerek ya da istemeyerek gündelik hayatında modanın ağına / tuzağına düşüyor çoğu kez.

Moda denilince akla ilk düşen şey giyim / kuşam oluyor her nedense. Reklam sektörü de büyük oranda buradan, bu giyim / kuşam sektöründen besleniyor zaten. Elbette moda salt giyim / kuşamdan ibaret değildir. Moda olgusu hayatın başka alanlarında da kendini hissettirir zaman zaman. Bazen moda kelimeler, moda kavramlar, moda akımlar, moda düşünceler, moda teoriler de şu ya da bu biçimde geçici de olsa hayatın içinde belli bir yer işgal ederler.

İnsanlık tarihinin her döneminde yeni tarzlar / yeni stiller / yeni akımlar ortaya çıkmıştır elbette. Ama moda olgu olarak yeni olmasa da kavramsal olarak yenidir / yeni olanın adıdır. Modanın modernlikle bir ilgisi var mı yok mu doğrusu tam olarak bilemiyorum ama bildiğim bir şey var ki o da modanın kapitalizmle / tüketim ekonomisiyle doğrudan ve organik ilişkisinin olduğudur. Çünkü moda son tahlilde tüketime yönelik bir olgudur.

Belirsiz bir pazar için, belirsiz bir tüketiciye yönelik olarak, belirsiz bir fiyatla sınırsız üretim yapan kapitalizmin, bu üretimini tüketecek olgulara / olaylara / durumlara ve insanlara ihtiyacı vardır. İşte moda olgusu kapitalizmin bir ayartması olarak bu noktada devreye girer ve kendini gösterir.

Moda tutkusu en çok kadınlarda görülen bir tutkudur dense yeri var. Ne ki kadın olsun, erkek olsun insanın modaya en açık olduğu evresi ergenlik evresidir. Bu evrede insanların konuşması / giyimi / ilişkileri, nerdeyse tümüyle moda üzerinden şekillenir. Çünkü ergenlik çağı aynı zamanda bir sosyalleşme çağıdır.

Kuşaklar arası çatışma denilen olgu da esasen moda ile doğrudan ilgilidir. Çünkü moda gelip geçicidir. Güncel bir değeri var modanın, kalıcı bir değeri yoktur.  Moda bir tercihten / bilinçli ve iradi bir yönelişten ziyade, rafine edilmiş bir dayatmadır esasen.

İnsanların farklılıklarıyla yaşadıkları, farklılıklarını yaşattıkları geleneksel toplumlarda modanın esamisi dahi okunmazdı. Farklılıkların yok sayıldığı, hatta şeytanlaştırıldığı modern zamanlarda tek tipleştirme / aynılaştırma / standartlaştırma başladı. Bu durum farklı giyim tarzlarını / stillerini ortadan kaldırdı. Modanın baş gösterdiği yer tam da burasıdır.

Çünkü modanın aynı zamanda farklılıkları aynılaştıran / benzeştiren / tek tipleştiren / çeşitliliği yok eden / ortadan kaldıran bir yanı var. En önemlisi de moda zanaatın / sanatın düşmanıdır ve onları zaman içinde öldürüyor / yok ediyor.

Giyim kuşamdaki tek tipleşme / aynılaşma / standartlaşma, zaman içinde düşünce dünyasını da / zihniyetleri de etkiliyor kuşkusuz. Zaman içinde düşünceleri de / zihniyetleri de tek tipleştiriyor / aynılaştırıyor / standartlaştırıyor. Moda iktidarını bu sayede kuruyor. O kadar ki, giyim / kuşam bir noktadan sonra, bir ihtiyaçtan öte, bir kişilik ölçüsü haline geliyor moda iktidarının gücü sayesinde.

Modanın belirleyici olduğu durumlarda / ortamlarda / toplumlarda paylaşmayı bilmeyen, bir türlü mutlu olamayan insanlar çoğunluktadır. Huzursuz / tatminsiz / doymayan / eldeki ile yetinmeyen / hep yeni şeyler elde etme peşinde koşan bir insan tipi çıkar ortaya moda ile.

Çünkü moda bir anlamda ihtiyaç olmayan şeylerin ihtiyaç haline getirilmesidir. Bu haliyle moda büyük insanlık ailesi için hazırlanmış büyük bir komplodur / sinsi bir tuzaktır. Tüketim ekonomisinin dili / ifadesidir moda. İnsanoğlu bu komployu aşmanın bir yolunu mutlaka bulmalı ve zincirlerini kırarak modanın esaretinden kurtulmalıdır.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir