Zor zamanlar aforizmaları

‘Eğer bir kişinin söyledikleri o kişi açısından risk oluşturuyorsa, o kişi doğruyu söylüyordur, doğruyu söylemek bir cesaret ve risk alma işidir’ der  Michel Foucault ‘doğruyu söylemek’ kitabında.

***

Bu günkü köşe yazımı bir anlamda ‘zor zamanda konuşmak’ olarak gördüğüm sosyal paylaşım ‘kıssalarıyla’ sürdürmek niyetindeyim.

Ancak daha öncesinde, geleneksel ve modern bir yağmacılık olarak orman yakarak/orman yangınlarını fırsat bilerek ‘imar cambazlıklarına’ tüm bursa halkının ve şehir gazetesi okuyucularını, şehirlerine sahip çıkmaya davet etmek istiyorum.

Geçen hafta Mudanya da, bursa başsavcılığı tarafından da soruşturma konusu olan villa tarzındaki yapıların hemen alt bitişiğindeki ormanlık alanın yanması ‘acaba imara mı açılacak?’ soru ve şüphelerini de beraberinde getirdi.

Asla ve asla böyle bir şeye müsaade edilmemeli ve hatta şehrin sivil dinamiklerini de işin içine katarak süratle eskisinden daha nitelikli bir ağaçlandırma faaliyeti gerçekleştirilmelidir.

***

Osmangazi belediyesinin ilgili birim yetkilileri geçen gün yeni bir işgüzarlık yaptılar.

Bazı örneklerini başka il/ilçe belediyelerinde de gördüğümüz ‘yabancı tabela kirliliğine son’ anlamında Bursa Osman gazi belediye sınırları içinde kalan Çarşamba civarındaki bazı işyerlerinde ‘yabancı’ tabelaları indirdiler.

Tabii burada esas şaşırtıcı olan şey, ilgili belediye yetkililerince yabancılıktan ve yabancı dilden ne anlaşıldığının açığa çıkmış olmasıdır.

Tabelada yazılmalarına İzin verilmeyen ve mücadele edilmesi gereken, ‘kirlilik oluşturan’ bu dil hangi ‘yabancı dil’ acaba?

Merak ettik, daha yakinen baktık?

Sanksiritçe değil
Urduca değil
Korsikaca değil
Uruguayca değil
Portekizce değil
Trump’un dilinden değil
İngilizce, Almanca, Rusca, Çince, Slavca da değil.

Ne peki?

Arapça harfler.

Hani dil devrimiyle yerle yeksan edilen harfleri içeren alfabeyle yazılan ‘arapça’ tabelalar.

Yani,  imam hatiplerde, ilahiyatlarda mecburi olan, kuran kurslarının olmazsa olmazı olan, ‘Suriyeli Arap kardeşlerimizin’ de ana dili olan ‘ARAPÇA’ yazılı tabelalar kirlilik oluşturuyor ve bu yüzden behemehâl mücadele edilmesi gerekiyormuş!

Yanisi şu tek mücadele edilmesi gereken yabancı dilli tabela olarak Bursa Osmangazi belediyesinin ilgili birim yetkilileri ‘Arapça’yı görmüşler ve bu kirlilikle mücadele için kolları sıvamışlar.

Bu ne lahana bu ne turşu bu ne perhiz bile demiyorum !

Ya Allah aşkına bir karar verin, nesiniz, kimsiniz, ne yapıyorsunuz diyorum?

***

Bugün de bismillah!

Bugün de selam olsun yarına umut taşıyan yolların yolcularına!

Yine ve yeniden bugün de hamdolsun!
*
Bugün de zulmünde bile bile ısrar edenlere yazıklar olsun!
*
Bugün de,
bir gün daha kirletilmiş bir dünyaya merhaba diyoruz.
Bir gün daha çalacaklar, ne varsa çalınacaklar listesinde yerli/küresel nitelikli yağmacılar, hırsızlar.

Bir gün daha insan avına çıkacak her kimlikten cellatlar

Amerika bugünde büyük şeytan!

Bugün de bismillah!

***

Sosyal medya kuralı:

Nefret ettiğimizden ne kadar çok nefret ediyorsan, ne kadar kötüleyici, aşağılayıcı laf ediyorsan eğer;
kim olursan ol benden/bizdensin, yaz yolla beğenelim/paylaşalım.

Sevip, saydığımız, mürit ya da müntesibi olduğumuz kişi ve kurumlara ne kadar iltifat ediyor, yüceltiyor, övüyorsan kim olursan ol hiç önemli değil, yaz yolla beğenelim, paylaşalım.

***

Zor zaman kimseleri ve beleşçi parsacılar

Her zor zamanın şöyle ya da böyle, şu cephede ya da bu cephede söz söylediği, etrafında olup bitenlere karşı fikrini/emeğini ortaya koyduğu, bedelini göze aldığı kimseleri vardır.
Bir de zor zamanlarda peşin satan tüccar moduna girip, suya sabuna dokunmayıp, ‘neme gerek kardeşim ben iaşeme bakarım’ diyen kimseleri vardır.

İşin ilginç ve bence iğrenç olanı, şapka elinde dolaşarak ‘zamanın parsasını toplayanların‘ daha çok bu tür peşinci/tuzukurular olmasıdır!

***

Kendini yetiştirmemiş ve yetiştirmek gibi bir derdi olmayan ve hiç olmayacak gibi görünen öğretmenler öğrenci yetiştiriyor,
henüz kendileri hala ham ya da çiğ, her bir değer sınavında makyavelist/menfaatçi olan, geleneksel/modern hurafe ve asabiyetlere kapak atmış yaşça büyümüş büyükler de dur durak bilmeden ha bire dindar nesil yetiştiriyor.

Bu öğrenciler ve yetiştirilen nesiller ise farklı soru ve sorunlarla karşılaştıklarında genellikle sınıfta kalıyor.

Kim kimi kandırıyor kim kimi yetiştiriyor sorusuna hala tutarlı bir cevap aranıyor?

***

Söz söylemenin hakkı:

Gerek haklı ya da haksız bir menfaat elde etmek için,
gerekse görünürde maddi bir menfat görünmese bile; makama, mevkiye, güce, zengine, muktedirlere ve çokluklara karşı bir zaaf taşıyarak, onlar tarafından takdir ve taltif edilmek için eğilip bükülmek, onların onaylayacağı bir içerikte söz söylemek de ‘iradi ve insani’ bir kimlik ve kişilik sorunudur.

***

İster Yemen’in çocukları, ister Suriye’nin çocukları, isterse Filistin’in çocukları olsun, hangi renkten, hangi dilden olursa olsun tüm yeryüzü çocukları hep aynı canı taşırlar.

Büyüklerin politik hesaplarından ve cephelerinden habersiz ölürler ve yine büyük hesaplar için atılan bombalar ve kurşunlarla.

Hiç birinin canı diğerinden daha değersiz değildir!

Öyle değil mi?

***

Şu dört huy sahibiyle dostluk kalıcı ve sahici değildir.
Böyle bir dostlukta ne ülfet mümkün olur ne de muhabbet.
iki yüzlü, hasis/cimri, vefasız ve haset olan.

***

Övmekle kutsamak farklı olduğu gibi eleştirmekle sövmek de farklıdır.

Nefret duygusunun bir kişiyi nefret ettikleri kişi ya da grupların aleyhine adaletsizliğe sevketmemesi ne kadar elzem bir ilkeyse, sevgi duygusu da kişiyi sevdikleri kişi ve grupların lehine olacak şekilde adaletsizliğe sebep olmamalıdır.

***

Bir yanımız yağma yığma, bir yanımız ağlama anne!

Denizler ve kıyıları, yaylalar, tarım alanları, dağlar, dere boyları, ırmaklar, orman alanları, şehirler bilinçli/bilinçsiz şekilde en hafif haliyle yağmalanıyor, talan ediliyor, çarçur ediliyor, kirletiliyor, işgal ediliyor, betonlaştırılıyor, sömürülüyor ama biz hiç bir şey yokmuş gibi davranalım öyle mi?

Susalım öyle mi?

Bir insan ve Müslüman olarak susmanın, üç maymunu oynamanın farz ve sevap olduğunu, takva göstergesi olduğunu, ‘helal olsun aynen devam edin’ diyenlerin ise aşere-i mübeşereden sayılacaklarına dair birilerinin kesin bilgisi var galiba?
Yoksa susmak, üç maymunu oynamak nihayetinde ‘tamamen duygusal çıkarlara’ tekabül eden bir rasyonel tercih midir?

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Medeniyetin el değiştirmesi 1

Arapça şehir anlamındaki Medine’nin kökü sayılan Müdun’dan türediği bilinen Medeniyet, “yönetmek, malik olmak ve deyn ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir