Ali Şeriati'nin duası

Okulların tatile girmesi, karne heyecanı, takdir, teşekkür belgesinin beraberinde getireceği hediyeler ya da bol harçlık beklentisi. Hepimizin ailesinde en az bir öğrenci olduğunu düşündüğümüzde ülkemizin en büyük gündemini oluşturuyor bu hafta. Tarım toplumu olma özelliği taşıyan bölgelerimizdeki çocuklar için köyde, tarlada çalışmak, yaşıtları ile bağda, bahçede zaman geçirmek ise bence hala daha cazibesini muhafaza ediyor. Bizim kuşağın bin defa izlese de bıkmayacağı Hababam Sınıfı filminde Kel Mahmut Hocanın dediği gibi, okulu sadece dört tarafı duvarlarla çevrili çatısı olan bir yer olarak kabul edersek koca bir tatil sırf zaman öldürmek için boşa geçen kayıp anlara dönüşerek heba olmaktan kurtulamayacağından tatil nimetini külfete, külfeti nimete dönüştürmenin bizim elimizde olduğunu düşünüyorum.

Hayat boyu öğrenme, yaşayarak öğrenme, yaygın eğitim, öğrenci merkezli eğitim kavramları literatürde eski olmalarına rağmen ülkemiz eğitim sisteminde son 10 yıldır bilinçli ya da bilinçsiz uygulanma fırsatı yakalama şansına sahip olabildiler. Kadınların aktif iş gücüne katılma oranlarının artması sonucunda çalışan annelerin sayısındaki yoğunluk bazı öğrencileri tatil dönemlerini de yaz kampı diye nitelendirebileceğimiz ortamlarda geçirmek zorunda bırakıyor bu yüzden. Çocukların okul öncesi, anaokulu, kreş, ilk, orta, lise, üniversite derken totalde insan ömrünün dörtte birine tekabül eden takribi 20 seneyi geçirdikleri ortamlar haline dönüşen örgün eğitim hayatı bu hali ile her geçen gün daha da önem kazanıyor. Geçmiş yıllara nazaran araçları, yöntemleri değişiklik gösteren bu uzun süreç,

1- Doğa

2- Aile

3- Öğretmen

4- Öğrenci

Merkezli hale doğru bir gelişim sıralamasını takip ederek günümüze kadar geliyor. Öğrenci merkezli eğitimin öteki yöntemler ile mukayese edildiğinde avantajları, dezavantajları var elbette. Diğer 3 yöntem modernite öncesi ve modernite dönemin toplum yapılarına göre tasarlanmış iken öğrenci merkezli eğitim daha çok post modern toplum yapısına hitap ediyor. Diğer üç yöntemde kaynak tek başına doğa, aile, öğretmen iken öğrenci merkezli yöntemde bilgi ve iletişim araçları doğa, aile, öğretmen faktörlerinin hepsinin toplamından daha fazla örgün ve yaygın eğitim süreçlerinde belirleyici oluyor doğal olarak. Diğer üç yöntem kabile, feodal, imparatorluk, ulus devlet yapıları için makbul vatandaş yetiştirmek aracı olarak da kullanılabiliyorken öğrenci merkezli yöntem bilgi teknolojileri yüzünden denetlenemez, kontrol edilemez marjinale varan hastalıklı tiplerin çoğalmasına sebep olabiliyor.

Şahsi ilgi alanımın politika olması hasebi ile siyaset başta olmak üzere eğitim, ticaret, spor, çevre, enerji gibi bütün alanlara doğrudan etki eden ulusal, yerel ve uluslar arası bir enstürman şeklinde nitelendirdiğim başta seçmen davranışları olmak üzere soyut ve somut üretim, tüketim alışkanlıklarının bireylere ve toplumlara kazandırılmasının temelinde yatan ana faktörün ister yaygın ister örgün olsun eğitim sistemleri olduğunu düşünüyorum. Bütün stratejik, taktik hamlelerin beklenilen, makul neticeleri verebilmesi için tek tek fertleri, topluluk olarak kalabalıkları içinden çıkartan eğitim sistemlerinin hem parti hem ülke bazında politikanın en öncelikli gündemi olması bence geleceğimizi emanet edeceğimiz özellikle Z kuşağı gençliğinin sağlıklı tahlil edilebilmesi, buna bağlı olarak yerel ve ulusal manada hassas, milli mevzularda konu içine dâhil edilerek kazanılması, amiyane tabirle elde tutulabilmesi için şart.

Benim yaş gurubum açısından siyasi gündem köşe yazıları, tartışma programları, mitingler, seçim arabaları, broşürler, kahvehane sohbetleri demek olsa da artık çok büyük kısmı yaşadığı şehirlere iç göç ile gelen Y kuşağından şehirlerde doğup, büyüyen, okula giden, öğretmenden, okuldan değil sosyal medyadan öğrenen Z kuşağı çoğunluğu ele geçirecek. Kısaca şu şekilde özetlemeye çalışayım aslında birkaç sene sonra eldeki değil daldaki kuşun daha kıymetli olduğunu bu günden fark eden ülkeler, siyasiler, partiler, şirketler, kazanacak. Mevcut siyasi yelpaze içerisindeki partilerin bu farkındalığa sahip olmadığı hissine benim gibi kapılan çok insan var çevremde. Nerede ise her konuda olduğu gibi bu konuda da herkes ne yapmamız gerektiğini değil de ne yapmamamız gerektiğini söyleyip duruyor maalesef. İçine kuşakların beraberinde getirdikleri dinamizmi katamadığımız her oluşum bir noktadan sonra tekrara düşerek fikren, zihnen kısırlığa mahkûm ediyor kendisini. Ufuk genişliğimiz günden güne artması gerekirken iki günümüz birbirine eşit olduğu için sonuçta ziyandan kurtulamıyoruz. Bu eğitim bahsinde cenah olarak sürekli alıntı yaptığımız Nurettin Topçu, Cemil Meriç, Ali Fuat Başgil, Sezai Karakoç gibi çok sağlam referanslara sahip olsak da ben ideolojik fark gözetmeden hem İsa ya hem Musa ya yaranamamış birisinin duası ile bitiriyorum bu haftaki yazımı.

Ey kadir olan Allah'ım...

Âlimlerimize mes'uliyet,

Halkımıza ilim, Dindarlarımıza din,

Mü'minlerimize aydınlık,

Aydınlarımıza iman,

Tutucularımıza kavrayış,

Kavramışlarımıza tutuculuk,

Kadınlarımıza bilinç,

Erkeklerimize şeref,

Yaşlılarımıza bilgi,

Gençlerimize, asalet,

Öğretmenlerimize inanç,

Öğrencilerimize inanç,

Uyuyanlarımıza, uyanıklık,

Uyanıklarımıza, irade,

Muhafazakârlarımıza, hareket,

Suskunlarımıza, feryat,

Yazarlarımıza, güvenirlilik,

Sanatçılarımıza, dert,

Şairlerimize, şuur,

Araştırmacılarımıza, hedef,

Tebliğlerimize, gerçek,

Kıskançlarımıza, şifa,

Bencillerimize, insaf,

Sevenlerimize, edeb,

Mezheplerimize, vahdet,

Halkımıza kendini bilme,

Tüm milletimize, samimiyet, himmet, özveri,

Kurtuluşa yaraşırlık ve izzet bağışla..

 
YORUM EKLE

banner19

banner8