Allah'ın Rum'u!

Benim anadilim Rumca. (Pontus Rumcası) bizim oralardaki bütün yer isimleri Rumcadır. Sonradan Türkçeleştirilmiştir. Ben Türkçe’yi Rumca da bilen, köylümüz/ akrabamız öğretmenlerden, sonradan öğrendim.
Okulda Rumca konuşanları yazıp öğretmene şikayet eden arkadaşlarımız vardı.
"Madem biz Türk’üz,Türkçe konuşmalıyız" diyordu ülkücü abilerimiz. O zamanlarda köyümüzde sadece solculuk ve ülkücülük biliniyordu. Sonradan imam hatip için şehre giden abilerimiz MTTB ile tanışmışlar. İslamcı/ Erbakancı oldular. İmam hatip yıllarımızda abimlerle hem MTTB'ye, hem de ülkü ocaklarına giderdik. Her iki tarafta arkadaşlarımız vardı. Zaman içerisinde İslami kimliğimiz ağır bastı. Milli Görüşçü olduk. Ancak, Özallı yıllarda oy kullanmadım, ama Rahmetli Özal’a hayrandım.

İlahiyat fakültesine geldiğimde Çaykara'dan gelen arkadaşlarımla Pontus muhabbeti yapıp gülerdik.
O yıllarda tanıştığım ve üç yıl neredeyse her gün görüştüğüm, çok şey öğrendiğim Cezayirli Prof. Mahdad Abdülkadir amca (92 yaşındaydı. Allah rahmet eylesin) bana, 'sende türk tipi yok. Daha çok Akdenizli tipi var' demişti. Ben de ona hikayemi anlatmıştım...
Çok etkilendi. 92 yaşında ve prostat hastası olmasına rağmen köyümüze yerleşip bu dili öğrenmek istedi. Nasip olmadı.
'Senin Rumcan Aristo Rumcasıdır' diyordu.
Şimdi bizim okuldaki felsefe öğretmenine takılıyorum: "Ben Ariston’un torunuyum. Felsefeyi benden öğreneceksin' diyorum ?

Askere gidince aktüel dergisinin 'Pontus Müslümanları' kapak konusu ile çıkan sayısını almıştım. Köylülerimizle yapılan röportajlarda 'siz Rum kökenli olabilir misiniz' sorusu sorulmuş, köylüler ise, 'haşa, tövbe ben Müslümanım' demişlerdir. Rum kökenli olmayı Hıristiyan olmakla özdeşleştirmiş ve reddetmişlerdir. Bilen insanlar, Köyümüzde Rumların yaşadığını, mübadelede gittiklerini söylüyorlardı.
Asker arkadaşım yunan edebiyatı mezunu Pakiz abi vardı. Sohbet ettik. Onunla konuştuğum dil ile güncel yunanca arasındaki farkı konuştuk… Asker arkadaşlarım adımı 'Fedon' koymuşlardı...

İstanbul’da, Tahtakale’de aksesuar satan bir iş yerinden boncuk almakta olan bir yunan vatandaşı ile tanışmıştım. İstanbul Rumlarındanmış. 6-7 Eylül yağma ve talan olaylarından sonra mülklerini haraç mezat satarak Yunanistan’a yerleşmişler. Söylediğine göre, Atina yakınlarında bir mahalle varmış. Gayri resmi ismi ‘Sürmene Mahallesi’ymiş. Mübadele’de Türkiye’den gelenlerin yerleşik olduğu mahallede Türkçe de konuşuluyormuş…

Bunları niçin yazdım?
Ekrem İmamoğlu'na Rumcayı iyi konuştuğu için Pontus artığı' gibi yakıştırmalar yapan 'Müslümanlar' gördüm.
Yahu, bu ülkede alnı secdeden kalkmayan, iman mücadelesi söylemleri ile ömür tüketen, halis muhlis Müslüman/ cemaatçi Türkler/ Kürtler -ve her ne naneyse-- ümmete ihanet etmedi mi? Bu insanlar Yunanistan’da mı yetişti? Bu insanlar bizim okullarımızda, ‘Andımız’ı her gün okutarak, namazın beşine beş katarak, geceleri saatlerce evrad okuyarak yetişmediler mi?

Ekrem İmamoğlu bu devleti fabrika ayarlarına döndürmeye/ genel valilik düzeyine indirmeye aday, daha öncekiler gibi bir yöneticidir. 100 yıldır bunlar bu statüye razı olarak yetiştirilmişlerdir. Ve bunların kökenini araştırmayı, mevzu yapmayı ırkçılara bırakın. Amellerine bakın. Hiç kimsenin ırksal kökeni kendi ameli değildir. Ve hiç kimseyi ırksal kökeni sebebiyle ne aziz kılabilirsiniz. Ne de elil kılabilirsiniz. Eylemlerine bakın.
Misal: S 400 füzeleri ile ilgili ABD’nin derdinin kendisini germesine bakın.
Mesela, Uluslar arası güçleri mazbatasını almak için yardıma çağırmasına bakın.
İlişkilerine bakın. Kime hizmet ettiğine bakın. Belediye başkanlığı yaptığı yere diktiği çirkin gökdelenlere bakın.
Bütün bunları kökeni halis muhlis Türk olsaydı da yapardı. Soyu Saltuk Buğra han’a dayansaydı da yapardı.
Siz müslümansınız. Ve islam ırkçılığı yasaklamıştır.
YORUM EKLE

banner19

banner8